BAK Uygulamalarından Konuşuyoruz

Günaydınn frekanslaaarr, burada inceve nazik bi kar yağıyor ancak her yer ıslak ve tutacağa benzemiyor. Az Sonra Yeşimle yaratıcılık ve oyunlar üzerine bir sohbet yapacağız radyoda,eğer vakit bulur da dinlerseniz ve fikirleriniz, sorularınızla katılmak isterseniz bu başlığın altına ekleyin lütfen, hemen görebiliriz. Malum sorular olunca biz de yeni şeyler öğreniyoruz 🙂
Bu hafta YAŞAMEVİ’nde “Yeni Bilinç Oyunları” olacak konumuz. Konuğum Yazar, Düşünür Sibel Atasoy. Sevgili Sibel’le, yaratım içinde olmaktan bahsedicez. Yarattıklarımızdan, yaratabileceklerimizden, yeni sezgisel oyunlardan, yaşamın her anını bir yaratıya dönüştürmekten…
9 Ocak Çarşamba sabahı saat:10.00’da Radyo Halikarnas’ta…
Canlı yayını internetten dinlemek isteyenler için:
http://www.halikarnas.fm/live_other.html
*

Yılın son günü ve yeni yılık ilk günü iki BAK uygulaması yaptık, yine şaşkına döndük, yine köşe bucak havalandı, toz duman oldu. Bakalım ortalık sakinleşince nerede bulacağız kendimizi?

Diğer gerçeklikler somut gerçekliğimizle iç içegeçmiş vaziyetteler;  Örneğin yılın son günü yaptığımız BAK uygulamasında resmen böyle bi tanesine şahit olduk, sadece ben değil oyundaki arkadaşlarımızdan Nilgün de gördü. Geçmedik ama açıkça gördük.
Gördüğümüz gerçekliği temsil eden arkadaşımız (ki kendisi rolünü bilmiyor) evde varlığından haberi bile olmadığı bir yazı tahtası bulup oraya şöyle yazdı: “Oley! Başardım 🙂 Çok şanslıyım. Bilinmeyeni merak ediyorum. Çok meraklıyım. (38). Yılan. (111) Kırmızı.”

**

Sağlık gibisi yok.
Eğer birisi bu lafı ediyorsa bilinki önce onu kaybetmiş ves onra geri kazanmıştır. Kayıp yokken varlığı algılamak mümkün olmuyor.
Bana öyle geliyor ki bütün bu Dünya serüveni şifalanmak için yaşanıyor; değişik düzeylerin şifalanması. Ve yalnızca doktorlar şifacılar değil bildiğimiz tüm meslekler insanın şifalanması için oluşmuş profesyonellikler. Bunu şimdiye kadar hiç bu kadar açık anlamamıştım sanırım. Oysa BKÖ’de bunu açıkça yazmışım; dolaşan ipeksi telciklerimizi düzeltmeye geliyoruz buraya diye! İnsan kendi yazdığını bile çok sonra anlıyor. Burası gerçekten sürprizli bi yer dostlar.
Günaydın ve iyi haftalar frekanslarıma

*

BAK uygulamasına katılmak isteyenler için ön bilgi:
23 ve 27 Ocakta Radia kişisel gelişim merkezinde
ve
26 ocakta da bir arkadaşımızın evinde, yine İstanbulda
BAK oynayacağız kısmet olursa. Tarih yaklaştıkça etkinlik detayını yine bu sayfadan duyuracağız fakat bana gelen sorular doğrultusunda belirlenen bu günleri şimdiden bilginize sunuyorum.

Çarpma Etkisi

Anne, ‘’İşte sana oyuncak bir bebek, tatlım’’ diye fısıldamış ve tüylü yatak örgüsünün altından, Vasalisa’nın kendisi gibi kırmızı çizmeler, beyaz önlük, siyah etek ve her tarafı işlemelere kaplı bir yelek giymiş küçük bir oyuncak bebek çıkarmış.
‘’İşte bunlar da son sözlerim, güzelim’’ demiş anne. ‘’Yolunu kaybedecek olursan ya da yardıma ihtiyaç duyarsan, ne yapacağını bu bebeğe (içgüdüleri) sor. O sana yardım edecektir. Bebeği hep yanında taşı. Kimseye ondan söz etme. Acıktığında besle. Bu sana annen olarak verdiğim söz ve benim sana hayır duam, sevgili kızım.’’
Vasalisa masalından

Bikaç binyıldan beri saçı uzun aklı kısa tabiriyle lafı doğru iması çirkin suçlamalara katlanmaktaolan ancak uzun saçlarıyla avladıklarının akılla içinden çıkılmayacak denli değerli olduğunu ifade edemeyen kadınlar, sonunda saçlarını kestirip (simge olarak) ya da sıkıca hapsederek erkek aklına uyum göstermeye çabaladılar! Ve öylesine başarılı oldular ki, tüm erkekleri ve kadınları doğurup büyüten bu kadınlar tam da kimbilir kimlerin işine yarayan yoz bir nesili oluşturmayı tamamladı. Ve herhalde yere çarpışımızın şiddeti oranında şimdi sıçrıyoruz, yeniden uzun saçların akla hayale sığmaz gizemine giriyoruz. Şükür ki bu zamana erişebildik, bu başlangıcı görebildik.

Neticede bu yozluk hepimizin işine yaradı çünkü yere çarpma ivmesine ihtiyaç vardı sanırım, ne kadar dibe çarparsanız o derece yükseğe zıplarsınız, derinde bizim yüksekte, önemli olan algımızı genişletmeyi başarabilmiş olmamız. Dengeyi bozamadığınızda algınız da o yere sabitlenmiş oluyor, sanırım biraz hız gerekmiş belki güneş sistemimizin döngülerine geç kalmamak adınadır. Fark etmez, sonuç hasıl oldu.

Bu işin zarureti; kadınların dünyası (animistik dönem) birleşiklik üzerinde sıkıca dengeye geldiği ve birey bilincine geçişin nerdeyse imkansızlaşmaya başlamasıyla hasıl olmuştu. Birey bilinci için uzun saçlarından kendini mahrum bırakan kahraman kadınların yılı olsun bu yeni yıl dilerim. Şimdi mahsulün toplanma zamanı.

Kişisel Yol Öyküleri-1

Dört bir yandan, değişim, dönüşüm, kişisel yol haberleri alıyorum bu günlerde, bunları duymak harika, emeklerimiz boşa değil, hepimiz bir yanımızdan şifalanıp, özgürleşiyoruz. Bazen ümitsizliğe kapılır gibi olsak da o kadar geçici ki, üzerinde durmaya gerek bile yok. Dayanışmamız, sevgi ve saygımız galip geliyor. Bireyselliğimiz ve bütünlüğümüz birbirleriyle dengeye geliyor, ,her biri diğerinin varlığını kendisi için sebep görüyor! İşte bu dualitenin ve ikili aristo mantığının aşıldığına işaret değilse nedir frekanslar?

İşte Şenayımızın öyküsü:

Rüyalarla,BAKla,Sibelle Değişim/Dönüşüm Yolculuğu

Sibel’i tanıyalı 2 sene olmuştur herhalde. O süre içinde de neredeyse tüm BAK çalışmalarına katıldım. Katıldıkça da BAK bende bi tutkuya dönüştü. Nasıl dönüşmezki; beni kendimden çıkaran, anı yaşatan ve gelen rolle başka bi gözle dünyaya baktıran… Uzun vadede, kolaylıkla kendimden çıkmam ve dünyaya farklı gözlerle bakmamda bana yardımcı oldu, BAKlar… Nerde olursa alırdım bu oyunu. Çünkü o kadar kendi içimde ve kötü olarak gördüğüm dünyamda kaybolmuştum ki.. Neyseki BAKlarda rahat bi nefes alıp o dünyanın dışına çıkıyordum yada bi şekilde bana kendi dünyama dışardan baktırıyordu çünkü aldığım rollerin hep benle alakası vardı.. Kendi dünyamın hem dışına çıkıp hemde ordan dünyama baka baka annemle yada babamla tartışırkende birden o tartışmanın dışına çıkarak durabildim. Tüm yaşadığım olayların içinde kaybolma derecem ciddi oranda düşmeye başlamıştı. Bir senelik BAK katılım süreci sonunda Nepal’e bir yolculuk yaptım. Orada da olaylara dışardan bakabilme sürecim devam etti. Döndükten sonraki ilk BAKımda Sibelle uzun uzun konuşma fırsatı bulduk. Daha doğrusu ben konuştum; Nepali ve kendimi anlattım, o da dinledi. Orada sanki aramızda bi bağ oluştu.

Bu yılın Mayıs ayında facebookda Sibel’in rüya kampı duyurusunu görünce birden çok heyecanlandım, “Buna katılmalıyım.” dedim. Kaydımı yaptırdım ama ilkine ciddi bi rahatsızlıktan katılamadım. İkinci kampa ise uçarak gittim resmen. Otobüste sadece ruhum uçuyordu kampta ise sanki tüm bedenimle uçtum. Herşey o kadar kararında ve yerindeydiki; tam bir kusursuzluk ortamı. Evin düzeni, yemekler, havuz, sohbetler, yüzleşmeler, aymalar ve tabiiki Sibel… Oraya kalbim dolu gitmiştim; sahte, olmaması gereken birinin doldurduğu kalble.. Ayrıca erkek üstünlüğü, kıskançlık, aşağılık kompleksi de bana eşlik eden duygulardı oraya giderken… Aşağılık kompleksinin zıttı üstünlük kompleksimde yanımdaydı. Uzaylı rüyalarım vardı ve ben onlarla üstün varlıktım.. İlk rüya olarak onlardan birini seçtim. Rüyadaki uzaylıda, mekanda o bana gereksiz aşkımı ve aşağılık kompleksimi anlatan simgelermiş oysaki.. Rüya evinde yani kamp evinde gördüğüm diğer rüyalarında analiziyle o benimle beraber oraya giden gereksiz aşkın, aşağılık kompleksimin, kıskançlığımın, erkek üstünlüğümün iç yüzlerini bir gördüm ki feleğim şaştı. İyiki de şaştı yoksa onları nasıl bırakırdım o feleğin içine gömülmüş Şenayla.. Döndükten sonra kendimi çok iyi hissediyordum.. Bide sanki ağzıma bal çalınmış devamınıda istiyordum.. Neyseki iki hafta sonra bir daha oldu.

Kamp olmadan öncede hayatımda ilk defa kışlık evde yalnız kaldım. Ailem hiçbirşey demedi. Ailemiz ataerkil bi aile olduğu için bi kız çocuğunun evde yalnız kalmasına izin vermezlerdi o zamanlar, ki biraz önce yazdığım gibi o zamanlar kendimi bi kız çocuğu olarak görüyordum. O seferki kampada ailesinden korkan bi kız çocuğu olarak gittim. Bi rüyam vardı; bir bilge bana havlayan köpeklere sevgiyle yemek vermem gerektiğini söylüyordu. Bende, “Ama ben havlayan köpeklerden korkarım.” diyordum. Ama ben yinede havlayan bi köpeğe sevgiyle yemek verdim rüyamda. Havlayan köpekler simgesi bende babamı temsil ediyordu. Rüya bana babama olan korkumu ve bu korkuyu nasıl yenebileceğimi anlatmıştı.. Ama en çok babamdan bu derece korkmuş olmam beni şaşırtmıştı. Rüya bana korkunun derinliklerini göstermişti, unutamayacağım şekilde. Rüya analiz edilirken bu korkunun nasıl tüm yaşamımı etkilediğini de farkettim. Öyle bir farkettim ki o korkuda sanki benden gitti. Ayrıca kampta yaptığımız BAKla artık Sibel’in asistanı olmama karar verdik. Kampa gelen bir diğer arkadaşımızı da ben önceden BAKlardan tanıyordum. Onun rüyalarının ilginç analiz sonuçlarıyla bende rüya görüşmeciliğine bir bakış attım. Kamptan o arkadaşımızla beraber döndük evet döndük ama nasıl döndük ikimizde bilmiyoruz. Kampta yakaladığımız yüksek farkındalık içersinde olduğumuz için dönüş yolunda bu dünyaya inmemiz zor oldu; zor olduğu kadar da çok komikti. O kadar güldük ki..

Kamptan sonra bi süre ailemin yanına yazlığa gittim. Babam inanılmaz derecede farklıydı. Floryada kalmama bişey demedi hatta tersi “canım kızım” diye hitap ediyordu bana. Annemede daha tolere edici davranabiliyordum. Böyle yaşamımın kolaylaşması ve pozitifleşmesiyle tabiiki diğer kampıda daha da güçlü bi şekilde iple çeker oldum. Bu kampta aileme olan bakış açım, kadınlara, erkeklere olan bakış açımda bayağı derinlikli değişiklikler oldu. Bir rüyamda da Sibel’in ve benim enerji bedenlerimiizn nasıl çalıştığını gördük. Artık ben bütünüyle Sibel’in öğrencisi olmuştum.

Ara dönemde ben yine kışlıkta yalnız kaldım. Babam bi iş sebebiyle yanıma geldi. Sinirliydi, agresifti, şikayetçiydi. Ama benim farkındalığım üzerimdeydi. Ona sevgiyle yaklaştım ve sakin olarak. Ona birden enerjim geçti ve oda sakinleşti. Artık yapabiliyordum; ailemin etkisinde kalıp bi duygu demetinin içinde kaybolmuyordum kolay kolay..

Sonraki kamplarda rüyalarım daha da açılmaya başladı ve normal yaşamımla paralel gitmeye başladı. Ayrıca analiz üzerine daha da ilerlemeye başladım. Kendime güvenim arttı, ailemle ilişkilerim düzeldi ve en önemlisi de bir kadına dönüştüm. O kız çocuğu artık kadın olmuştu ve kendimi bu şekilde çok seviyordum. Babamda hayatımda hiç duymadığım şeyleri söyledi; “Kızım, sen ne kadar güzelleştin böyle”, “Nasıl hamaratlaştın; Sibel’in kampları sende işe yarıyor.”, “Ben seni çok seviyorum kızım”… Havlayan köpek simgesiyle rüyama giren küfürbaz, döven, öldürmeye meyilli babam artık karşısındakine saygıyla ve sevgiyle yaklaşan birine dönüşmüştü… Bu benim için mucizeviydi…

Son kamplardan birinde rüyamda Heroes dizisinin karakterlerinden Samuel’i gördüm; kötü kalpli, çirkin, kendi isteklerinden başkasını umursamayan ama çok güçlü Samuel… Bende Heroydum rüyada, samuray kılıcım vardı ve zamanı-mekanı bükebiliyordum. Bunları yapabiliyordum ama Samuel’den de dehşet korkuyordum. Hatta kaçıyordum Samuel’den. O beni göz hapsine almıştı; ne yapsam, nereye gitsem beni görüyordu. Samuel rüyamda bir simgeydi, önemli bir simge. Sibel’in sorularıyla ne olduğunu yada kim olduğunu başta bulamadık. Sonradan parmağındaki yamukluğu hatırladım; anneminde bir parmağı yamuktu. Rüyamdaki Samuel annemdi ve ben annemden o derece korkup kaçıyordum ama o beni hep görüyordu. Anneme bakış açımında bu kadar dehşet olduğunun farkında değildim; kötü kalpli, egoist.. Ben onun o haliyle savaşıyordum rüyamda ve bende onun gibi oluyordum.. Aslında oydum; ben annemdim; annemin uzantısıydım.. O an Heronun keskin kılıcıyla bir karar verdim; artık annemin uzantısı olmayacaktım.

Kendimde annemi gördükten sonra annemlede ilişkimiz farklı bir boyut kazandı. Büyük ölçüde annemi olduğu gibi kabul ettim ve tartışmalarımız azalmaya başladı. Bana “Yavrum” demeleri fazlalaştı ve Sibel’in yanına gitmelerimi kabul eder hale geldi. Çünkü önceden onun dizinin dibinden ayrılmamı istemezdi. Dizinin dibinden ayrılıp yaptığım herşey yanlıştı. Hatta dediğim herşeyde yanlıştı; ben yanlıştım.. Çünkü ondan farklıydım ve hep onun istemediği şeyleri yapıyordum. Rüya kamplarından önce yanlış olduğum için hem kendimi suçlardım hemde annemi.. Ama annem bana yanlış demeseydi, benimle savaşmasaydı ve bu kadar güçlü olmasaydı ben hiçbirzaman içime dönmek istemezdim. Bu özgürlük, aydınlanma yoluna hiç girmezdim. Bundan dolayı annemi suçlamayı bırakıp ona teşekkür etmeye başladım; annem de bana aynı babam gibi sevgiyle, nazik ve yumuşakça karşılık vermeye başladı. Benim için annemin bu dönüşümü de mucizeviydi.

Anne ve babamdaki mucizevi değişimlerden sonra yaşamım epeyce kolaylaşma başladı. Çünkü onlarla bende dönüştüm; farkındalığı yüksek, kendini seven, kendiyle gurur duyan güzel bir kadınım artık. Yine zorluklar yaşıyorum hatta çok büyük sıkıntıların verdiği zorluklar. Fakat artık kimseyi suçlamıyorum çünkü o zorluğu, sıkıntıları yaratanın kendim olduğunu; benim seçimlerim sonucu herşeyin oluştuğunu biliyorum. İçimde bişeylerin o zorluğu deneyimlemek istediğini de biliyorum. Ben o zorlukları, sıkıntıları deneyimleyip de farkındalığımı kaybetmedikçe farkındalık yüzdemin arttığınıda biliyorum. Galiba rüya kamplarında içimde bişeyler uyandı yada ben yeni, uyanık bir bene doğdum. Eğer öyleyse de yeni adım Aybilge olsun.

Tüm bunlardan dolayı ve şuan bulunduğum noktadan dolayı teşekkürler; Sibel Atasoy, Carl Jung, rüyalarım, BAKlar, ailem, beni Sibel Atasoy’a getiren diğer çalışmalar ve kendim; hepimize sonsuzca teşekkürler…

Şenay Karakkaş

Yeni Bir Ben Doğuyor

Arkadaşlar konuşmamı dinlemeye gelecek misiniz? Aslında ben de neler söyleyeceğimi merakla bekliyorum 🙂
Ve eğer yeterince tanış arkadaşımız gelirse bir de BAK oynayacağız çünkü bana nedense çok uzun bir süre tanımışlar bu festivalde 🙂
BAKlayalım diyenlere duyuruyorum
http://www.yenibirbendoguyor.com/programfirstday.aspx?day=3

Bu pazar 09.45 -12.00 arasında

2 Aralık pazar günü yani önümüzdeki pazar. Grand Cevahir otel deniyor, ben de bilmiyorum nerededir ama adresini verdiğim sitede haritası var.

Fiyatlarda indirim var sayfada göründüğü gibi değil, bir günlük tüm programlara katılım 100 tl sanırım.

Festivalin düzenleyicisi ve fikir annesi Türkan Hanım Amerika’da yaşayan kimya mühendisi bir hanım ve kuantumla da yakın ilgisi var.  Geçtiğimiz aylarda onun Yaşam Tasarımını (Human Design) yaptığımda tanıştık. O kadar etkilendi ki dosya üzerine Amerika-Türkiye arası çok uzun sohbetler yaptık. Hatta aslında o bu workshopumda tamamen bu konuyu anlatmamı arzu etmişti ama ben yalnızca bir bölümü buna ayıracağım.

http://www.yenibirbendoguyor.com/f4ea92da-d82a-4712-9129-03581d91bd97_presenters_turkan_aydogmus_ph_d_.aspx

Görüşmek üzere sevgi selam benden

Sibel Atasoy

Birleşik alan Kullanımı

Birleşik alan Kullanımı, dünya oyunundaki mekanizmaları ve hileleri göz ucuyla fark etmiş olabilenlere hitap eden yeni dünyaya dair bir uygulama olup, sizi kendinizi serseme çevirmenizi engelleyen bir donanımla korur. Kuantum Fiziği ve psikolojinin temel önermelerini sadece söylemez UYGULAR.
Biz bu aşamaya rüyalardan uyanarak geçebildik.

Daha çok bilgi için Tıklayınız:

Facebook sayfamızdanbizi takip edebilirsiniz: http://www.facebook.com/pages/BAK-Birle%C5%9Fik-Alan-Kullan%C4%B1m%C4%B1/167561823381620?ref=hl

*

İnsanların çoğunda sabırsızlık gözlemlerim evvelden beri, istedikleri şey hemen şipşak olsun isterler, isteklerine ulaştıracak merdiven basamaklarını adımlama disiplininden yoksundurlar, çabucak sıkılıp başka bir isteğe atlarlar, o da olmayınca ağlayıp tepinirler, bu bir çocukluk özelliği değil midir?
Oysa evreler, kendimizinkiyle birlikte dünyanın evreleri var, beslenme, hazmetme ve posayı dışa atma adeta bu dünyanın en temel sistematiği gibi geliyor bana. Bu süreçleri ancak çocuklar ve ergenler bilmiyor olabilirler 🙂

Bir başka çocukça ve şirin edim ise “ölümsüzlüğe”, “tanrıya ulaşmaya” duyulan istek 🙂
Hani derler ya “yağmurlu bir cumartesi öğleden sonra ne yapacağını bilemeyen insan bir de ölümsüzlük ister!”
Genelde erkeklerde gözlemlerim bu yakıcı eğilimleri, kadınlar bunu pek dert etmezler çünkü içleri zaten ölümsüzlüğü ve tanrıyla mesafesizliği biliyordur, çocuk doğurabilme ve onun süreçlerine şahit olma, kadınları daha olgun yapıyor.