Sağlığım konusunda endişelenip bana ulaşmaya çalışan arkadaşların içini rahatlatayım, gayet iyiyim, biraz şaşkınım, velakin ben şaşırmayı severim 🙂 Bu ilk hafta biraz yavaş çekim yaşayacağım, telefonlara bakmıyorum.
Epey bi süredir bilgilerimi fazla ciddiye almıyordum, bu rahatlatıcıydı ancak galiba gelişen görülerimi bundan biraz ayrı tutmalıymışım. Görülerimi biraz daha ciddiye alıp bunları tercüme etmek için gerekli bi iki lisanı öğrenmek gerekebilir belki, kimbilir. Eğlenebileceksem zahmet ederim walla, değilse umurumda değil 🙂
Hepinize teşekkürler ilgi ve ihtimamınız için. Biliyorum adı korkutucu -kalp krizi/anjiyo vs- ama bence işlevi harika bu işin, çünkü şifası aynı anda içinde, öldüysen de hayatta kaldıysan da otomatik şifalandın anlamına geliyor 🙂 Bence önümüzdeki günler heyecanlı olacak.
Gayet iyiyim bu arada,bi yerim filan ağrımıyor çok şükür, biraz ağırdan alıyor oluşumuz yalnızca bi önlem. Benim tepki baştan sona şaşkınlık olmuştu şimdi aradan beş gün geçtikten sonra ise şaşkınlığımın yerini bi çeşit minnet duygusu alıyor, sanki bi ödülü hak etmişim ve ulaşmışım sonunda gibi bir his. Tıkalı damarların-meğerse- ardından sürdürdüğüm hayat sonlandı şimdi bilinmedik bi başka maceraya açılıyorum 🙂 Öpüyorum hepinizi.
*
Rolleri çoğu kez biz seçmiyormuşuz bize bi yerden geliyormuş gibi görünüyor -belki bu sebeple insanlar ilahi bir şeyin varlığına inanma eğiliinde oldular hep- ancak yeni bir rolün sana nasıl ulaşacağını bilmiyor oluşun hatta adını sanını bilmiyor oluşun -tıpkı Bak oyuncusu gibi- o rolü baştan beri yaratıp olgunlaştırdığın -kendinden gizli çünkü eğer bilirsen mevcut rolün yeniyi boğarak öldürür- gerçeğini hiç bozmuyor, sadece bir moderatör/aracı/teslimatçı gerekiyor o kadar! 🙂
Hepsinden önce, özgürlük bir duruştur. Hepsi bu. Özgürlük, yükseliş, aydınlanma sözcükleri hepsi aynıdır. Birini diğerinin yerine koyabilirsin. Hepsi aynıdır. Aydınlanmış, yükselmiş ve özgür olmalısın. Hepsi aynıdır ve bir –hali, duruşu -gösterirler. Bu kadar. Hiç biriniz ona doğru olan yolu çalışamazsınız. Ona doğru olan yolunuzu deneyimleyebilirsiniz ama çalışamazsınız.
O bir duruştur, bir haldir. Üstatlık bir –hal-duruş-dur. İşte bu kadar. Bunu daha önce burada konuşmuştuk. Bir Üstat gibi yürürsünüz ve birdenbire bir Üstat gibi hissetmeye başlarsınız ve üstat promosyonu alırsınız. (Adamus gösterirken, izleyiciler kıkırdarlar.) Gözlerinizde bir üstat bakışı olur ve özünüzde üstat gibi hissetmeye başlarsınız, çünkü özünüzde öylesiniz. Geri kalan bütün saçmalıklar onun üstüne binmiştir. Bir üstat olmayı unuttunuz.
Üstatlık, aydınlanma, bir ‘ hal-duruş’ tur.
Adamus
BAK oynayanlar buradaki “duruş”un ne anlama geldiğini deneyimlediler, bir “rol”ü devr aldıklarında -rolün ne olduğunu bilinçli şekilde bilmedikleri halde- o rolü-duruşu nasıl mükemmelen canlandırdıklarını bilfiil denediler.. Bundan da öte, o role nerdeyse daha ben vermeden bikaç saniye önce girdiklerini, ve oyun bitiminde nasıl anında duruş’un çıkıp kendi rollerine döndüklerini ve bütün bunların, acısız-zahmetsiz bu kadar kolay olabildiğine şahit oldular.
*
Yükselmiş Üstatların yaptığı her eylem; eylem uğruna eylem veya deneyimleme veya sadece -olma-dır. Çünkü ne zaman eylem içinde olursanız, varlığınızı ifade ediyor olursunuz, kendinizi ifade ediyor olursunuz. Neşe dolu ifade. Eylemde bulunduğunuz her zaman, bunu kendinizi geri çekmeden, sınırlamadan yapmak-bu ilk önce güven konusunu getirir. Kendinize, hiç koşullanmamış gibi davranacak kadar, güvenebilir misiniz? Herhangi bir şeymişsiniz gibi davranıp, her zaman Ben-benim’inize geri döneceğiniz konusunda, kendinize tam olarak güvenebilir misiniz? “Yaparım, yapabilirim. Bolluk tavrı içinde olabilirim. İstediğim herhangi bir şeymişim gibi, davranabilirim” “Ben daima Ben-Benim ‘leyim ve onu taşıyorum ve onu hiç kaybetmeyeceğim”i anladıktan sonra, neşe içinde, çekinmeksizin, vazgeçmeksizin davranabilirsiniz, isterseniz. (Adamus)
Dün yapılan BAK uygulamasında; “Tatminkar ve sürdürülebilir ilişkiler kurulamamasının sebepleri” soruldu.
Cevap özetle şöyleydi: “Çocuk şu an ve burada yaşıyordu ve meraklıydı, erkekler çocuk gibiydi ve hemen önlerinde kontrol etme kaygısı vardı. Kadın ise kayıtsızdı ve anne öğretilerine yakındı. Hisler ritm duygusuyla ortada dolaşıyor tüm rolleri harekete geçiriyordu. Zihnen edinilmiş bilgiler sıkıntılıydı ve ağlayarak duyguya dönüştüğünde hisleri yanına çekti. Hisler ondaki bu karmaşayı-sorunu çözmek için onu şu an ve buradaya sürükledi ve onu tatmin etmeye adadı kendini, ve sonuçta uyuştu ve hareketsiz kaldı.”
Oyundan önemli cümleler:
0-6 yaş anne öğretisi: Ben her yerdeyim
Kontrol etme isteği: kaygılıyım korkuyorum
Erkek: Kadının bizimle ilgilenmiyor, dışarılara bakıyor.
Çocuk: Hisleri dikkatle izliyor ve bunu neden yapıyorsun diye soruyor. Şimdi ve buradan herkesi iyi görebiliyorum, herşeye hakimim.
Kadın: Her şeye kayıtsızım, havaya giremiyorum
Hisler: Her şeyde bir ritm var, döngüler var, birden atmışa kadar, sonra yeniden başa döner.
Zihnen edinilmiş bilgiler: farkındalıksız olarak şu an ve buradaya yerleşti. Onun varlığı hisleri uyuşturdu.
*
İlişkiler varlığı itibariyle her tür “iyileşmenin” olmazsa olmaz ön şartı olduğundan bu soru hepimizi ilgilendiriyor. Ruhsal duygusal fiziksel iyileşme için önce tatminkar bir ilişki kurmak gerektiğini artık biliyoruz, bahse konu ilişki en geniş tanımı ile hastayla iyileştireni arasında kurulmalı, her tür ilişki aşk, arkadaşlık,iş vs bu genel şemsiye altında değerlendirilebilir.
*
İyi bi Görücü sana baktığında ne olup bittiğini görür ama bunu söylediğinde sana bi yararı olmaz. Öyleyse sana cevaplarını kendin bulacağın soruları sorabilenlere yönel.
Böylece her ikiniz de ezber bozarsınız.sa
*
İnsanın özellikle negatif sayılabilecek işaretleri görmesi hiç de kolay değil, çok sarsıcı bir durum. Bunu görmek istememek gayet anlaşılabilir doğrusu. Zaman zaman yazı gönderdiğim bir sitede geçenlerde bir katılımcı (genç olduğunu sanıyorum) her şeyin konuştuğunu ve kendisi ile iletişim kurduğunu yazmıştı. Muhtemelen geçirdiği bir travma sonucu olmuş. Psikologları da anlayabiliyorum aslında, normalden her sapmayı bir hastalık kabul ediliyor güncel toplum bakış açısıyla ve mümkünse hemen düzeltilmeli diyor. Bazen bu davranışlarını kınayacak gibi oluyoruz fakat aslında bunu yapmalarına biz sebep oluyoruz. Çünkü aslında sapmalar tek yönlü gelmiyor, hoşunuza giden bir araz, hoşunuza gitmeyen başka şeyleri de koluna takıp getirmiş olabiliyor. Ya da tam tersi daha sık,hoşunuza giden bir özelliğiniz siz farkında olmadan hoşunuza gitmeyen bir sapmayı-hastalık- ortaya çıkarıyor. Bu çok basitmiş gibi görülen tespiti bir dertten muzdarip danışanlarıma göstermekte zorlanıyorum, çünkü işaret ettiğim uygulamaları yapmıyorlar çoğu kez. Sadece sihirli bir dokunuş bekliyorlar, görmekten ve fedadan yana değiller.
Sabahın er vaktiydi, güzel bir frekans yayan ne dediğini anlamaya çalışmadığım bir şarkı çalıyordu.. ve üzerime parlak bir güneş doğdu. Yalnızdım ama değildim. hatta tamdım. Şaşırtıcı ama tamdım. Hiç bir beklentim, hayalim,endişem yoktu. Hatta hiç bir arayışım kalmamıştı. Herşey bitti. Öyleyse yENİ’den başladı.
*
“Başlangıçta işini hafife alan öğrenci, daha sonra o oranda büyük zorluklara maruz kalır.”
Her şeyin bir kapısı var, elinizi kolunuzu sallayarak öylece içeri dalamıyorsunuz, kapıdan içeri buyur edilmek için önce niyetinizin sarsılmazlığı test ediliyor. Bunu kim yapıyor derseniz kesin bir cevabım yok ancak bütünlüğümüze dahil her oluş sanki adına saygı diyebileceğim samimi bir kararlılığı talep ediyor
*
Yapacağınız şeyi düşünmeyiniz, onun nasıl yapılması gerektiğini tasarlamayınız. Atış nişancıya sürpriz gibi gelirse, ancak o zaman kaygan bir atış hâline gelecektir.”
Yay ile Ok Atış Sanatında ZEN
Oyun, merakın eğlenmek üzere yönlendirilişidir ve kişilerin yaratılarının başında bir ömür boyu bekçilik etmelerini yadsıyarak var olur. sa
“Bir insan herhangi bir şey yaratmadığı zaman depresif olur. Endişe, vesvese içinde olur. Üzgün olur. Kafesin içinde tutsak kalmış bir hayvan gibi olur. Bu nedenle, ben sizden herhangi bir şey yaratmaya başlamanızı isteyeceğim. Herhangi bir şey, ne olursa” Diyordu Adamus, tamamen katılıyorum.
Can sıkıntısı, yeni bir boyuta geçmek için alt yapı oluyor. Ve herhangi bi şey öğrenmek sonra onu uygulamak, herhangi YENİ bir şey yapmak alışkanlığın rutinini kırıyor. Tabi bunu denemek için sürprizlerden hoşlanıyor, şaşırmaktan besleniyor olmalısınız. Bu işlem çok boyutlu bir yapı bana göre.
Yaratıma katkıda bulunmak için sonsuz potansiyelle çevriliyiz.
Potansiyeller gözle görülemiyor, belki çok gizliden gizliye bir sezgi olabiliyor bazılarımızda örneğin benim gibi dalak otoritesi kullananlar (ki çok nadir) bu hissi bileceklerdir. Fakat potansiyelleri göremesek hatta sezemesek dahi oradadırlar ve ancak denemeye cesaret ettiğinizde ortaya çıkıyorlar. Eğer mükemmeliyetçi biriyseniz ve denediğiniz alanda bu arka plan yetisi aktif değilse hemen yeni ve başka bir deneyime atlayabilirsiniz ya da eğer mükemmeliyetçi bi yapınız yoksa ve oyun ve eğlenmek gibi bakabiliyorsanız yaratımlarınıza -benim resim oyunları gibi- bu durumda evren tüm varlığını size açmış demektir, seç beğen al, yarat, oyna, sevin, şaşır, geç, git.
İlham nedir peki, içerden mi dışardan mı gelir?
Dışarı ve içeri izafidir bilirsiniz, isimleri sıfatları ve zamirleri kaldır her şey BİR olur. Bu durumda ilham denen şeyin “bütünlüğümüzden” geldiği aşikar. İlham, mevcut bilgi ve kabullerinden olmayan bambaşka bi şeyin içine dolduğu anlara verilen bir isim. O öylece kişide aralık bi kapı yakalayıverdi mi oradan sana lıkırlıkır akmaya başlar, bunu yakalayabilmek için ( sonradan hatırlayabilmek için sabitlemek) çok atik ve donanımlı olmak lazım. Çünkü bu akış bi süre sonra başladığı gibi aniden kesilir. Ve eğer bişeyler yakalayamadıysan rüya gibi geri geri çekilerek parmaklarının ucundan kaçar, geride bir şeyin sebepsiz bi şeyin sevinci kalır, bi süre sonra o da kaçar. Bazı insanlarda ilham kanalı doğuştan açıktır (8-1 kanalı), benimki gibi ve bunların çoğu bazı sanat dallarıyla, falcılık, kahinlik, kuramcılık ya da felsefeyle uğraşabilirlerse paçayı kurtarırlar, bu dallardan birini veya bikaçını kullanamayan 8-1’lerin psikolojik sorunlar yaşayabiliyor olduklarına şaşmam doğrusu! Çünkü bu açıkça ve net biçimde ikili bi hayat sürdürmektir.
Bi şeyleri oyun maksadıyla yaratıyorken ne kadar bilinçsiz olduğuma her seferinde şaşırıyorum; çünkü yaratı ortaya çıktığında bana çok yabancı görünüyor, belki bi annenin doğurduğu bebek kucağına verildiği anda hissettiği şeydir bu! Öyle bir şaşkınlık durumudur bi süre aptal aptal bakınırsınona ve sonra çılgın bi merak duyar insan ortaya çıkan bu yaratı neler diyor, şimdi bunun bana verdiği mesaj nedir diye. Bunu ben hem çocuğumda hem kitaplarımda hem de resim oyunlarım vs tüm yaratılarımda hissederim.
İnsanın kendisini donatması ile ilgili önerim ise akan ilhamı derli toplu saklamak/paylaşmak için öğrenmemiz gereken çok çeşitli lisanlardır. Örneğin resimle ifade deceksem o konuda bazı donanımlar elde etmiş olmalıyım, ya da yazarak veya konuşarak, program yazarak, beste yaparak ifade edeceksem bu konuda ortak lisana hakim olmalıyım demektir. Aksi takdirde “bu saklama gayretim- abuk subukluğa dönüşür ve işte bunun sonucunda çevremdeki dünya benim normal olmadığıma karar verir ve etiketler. Bu etiketi bir kez yedikten sonra durumu düzeltmek herhalde çok zor olmalı. Ben bu zorluğu yaşamaktansa önden ve plansız şekilde kişiye zevk verebilecek ifade yollarını öğrenmelerini öneririm.
Belirgin bir konuda ilerlemek için ilhamın olmadığı anlarda da o konuyu dünya çapında izlemek ve donanımını artırmak gerekir, bu uğraş hiç bi işe yaramasa da tıpkı rüyaların, onu analiz etmeye başladığında coşup taşması gibi sana akan ilhamı da bollaştırıp netleşmesine sebep oluyor. Büyük teoriler ancak bu şekilde inşa edilebilir.
Örneğin benim Oyun Kuramı, bir gecede ilhamla yazılmıştır. Velakin onun öncsinde otuz küsür yıl beklentisizce öğrenmiş olduğum -çünkü ne işe yarayacakları belirsizdi,çevremdekileri hayrete düşürürdü- birçok farklı ifade lisanı ve terminolojiler olmasaydı böylesine etkileyici olabilir miydi?
İlham kanalı açık bir çok kişinin kendini ifade yolları geliştirilmediği için büyük sorunlar yaşadığına şahit oldum. İnsanın, varoluşu itibariyle anlam arayışında ve paylaşım zeminli olduğundan, bunu gerçekleştiremediğinde depresyonun değişik derecelerine sürüklenmesi doğaldır. Bu insanların bir kısmı hayata küsmüşlerdi bir kısmı insanlara ve dünyaya öfke ve nefret kusuyorlardı çünkü değerlerinin anlaşılmadığını görüyorlardı. Haklıdırlar ancak bir insanın ilham kanalından akanları eğer o ifade edemiyorsa (ya da bazen saklarlar özellikle; çünkü çalınmasından(!) korkarlar) biz nasıl anlayalım? Bir de şu var; İlhamla gelenler bizim malımız mıdır ki çalınmasını dert edelim! Sonuç olarak yaratım süreci komplike ve hayat boyu bir işlemdir diyebiliriz galiba 🙂
“İletken olmak gerek…Yalıtkan olanlar zorlanır ve zorlarlar…” Diyor bir arkadaşımız.
Doğrudur ancak: Yalıtkanlık, iletkenliğin farkında olmak için lisanın dualitik yapısından çıkmıştır ve bütün insanlar olguyu fark edene kadar da işlevini sürdürecektir. Kaçınılmaz bir durum bu, herkes en mükemmel konumunda işlevini gerçekleştiriyor. Sonsuz enerjiyle temas etmeyi dileyenlerin belki kendilerinin bile farkında olmadığı bir çok farklı niyetleri olduğunu biliriz. Her bir kişi isteği değil gizli niyeti uyarınca baht edinir. İletken her kişi tüm zerrelerince “emin” olmadıkça dünya-sın-da yalıtkanlar olacaktır.
Peki ilham ne zaman akar? Tuhaftır, gencecik tıfıl bir kızken koca koca adamlar beni millerce yola götürürlerdi, dolaşmış ve çözülemeyen şeyleri bulmam için! Ben buna hiç anlam veremezdim çünkü yaptığım bişey yoktu, sorunu önüme koyduklarında yalnızca boş boş bakıyordum ve derhal sapmanın olduğu yere parmağımı basıyordum! Bana göre tesadüftü o zamanlar bu yaptığım. O kadar çok sorun çözdürdüler ki bana kendimi bilmediğim zamanlarda şaşarsınız.
Sanırım bu durumda cevap: Boş boş bakmaktır! Ben hep çok çalışkandım hala öyleyim, günde onaltı saat çalışıyorum. Boş boş baktığım üç dakikada gelenleri ifade edip paylaşmak için otuz saat çalışmam gerekiyor yine de o üç dakikanın hakkını veremiyorum, hep kaçanlar oluyor, üstelik kaçırmadıklarımı da bana aktığı kadar estetik aktaramadığımın hüznü oluyor. Fakat buna takılmıyorum, kendimi eğlenmeye ve oyuna ikna ettim.
*
Birleşik Alan kullanımı nedir, oyunlar,yaratıcılık ve uydurukçuluk üzerine Yeşimle Halikarnas Radyosunda yaptığımız canlı sohbeti dinlemek isteyenler bu adresten ulaşabilirler: