İnanç ve Ritüeller

Ritueller insanları inançlı kılar mi? Veya ritüelleri harfi harfine uygulayan biri inançlı birimidir?

İnanç, bilme haline geçmek için yakıcı bir istektir bence. Fakat biliyoruz ki; insanların çoğu istekleri olmuyor! Sebebini geçen gün yine burda bir yorumda belirtmiştim. Niyetli ağ bağlantısında bu isteği nötr kılan başka bir istek ya da niyet var ise, ritüel filan kar etmez diyebilirim.
Ritüellerin hem iyi hem de ters etkileri var her şeyde olduğu gibi. İyi tarafı, insanı belli bir niyete doğru sürükleyici ve disiplin verici etkisi. Ters etkisi ise, ritüeli yapan, “bilme haline” ulaşamadıkça onda farkında olmadığı hoşnutsuzluk ve aldatılmışlık etkisi yaratmasıdır. Böylece kişinin ritüel için harcadığı enerji karşılıksız gibi göründüğünden kişi de bu boşluğu dolduracak başka duygular uyanır; örneğiin kişi ritüeli yaptığı için kendini kıymetli ve ayrıcalıklı hissetmeye başlar ve bu da onun ritüel uygulamayan insanları yargılama, onları kendinden aşağı görme olarak ortaya çıkabilir.

Oysa ritüel sadece bi araçtir. Bu unutulur gider! Fakat biz unutsak da,  bitki atalarımızın GÜNEŞe uzanma, yani doğal evrim yasaları içimizdeki varlığını sürdürür! İşte bu bizi yıkar. Çünkü  psişik bütünlüğümüz sağlanamamış olur.

Araçlar ve amaçlar konusuna bi göz atmakta yarar var: Bakınız

Katolik nikahı -gizliden- devam ediyor!

Şöyle bir iddiam var, bakalım ne zaman ispat edilecek: Amerikan film ve özellikle dizi senaristlerinin çoğunluğu boşanmış aile çocuklarıdır!

Boşanan çiftlerin çocukları için öyle feci açık ve gizli acındırma kampanyası var ki, inanılır gibi değil. Bu kampanyalar çocukları menfaatçiliğe, kendine acımaya iterken, anne-babayı da gizli vicdan azaplarına gark ediyor. Berbat bi durum.

Toplum ve onun temsilcisi devlet, kendi çocuklarını sevip, kollamayı, bağrına basmayı beceremediği için, faturayı hasbelkader evlenip çocuk yapmış iki kişinin üzerine atmaya çok hevesli! Katolik nikahı aynen devam ediyor!

Tabi birçok ana-baba da boşanırken ve sonrasında yetişkin insan tavrı sergileyemiyor. Örneğin çocuklar için biraraya gelip gerçek bi yetişkin sohbeti yapamıyor, tarafsız bireyler olamıyorlar. Böylece henüz erişkin olmayan çocukları için fikir birliği de oluşmuyor. Yine çevremde gözlemlerime göre, ebeveynleri ayrılmış çocuklarda garip bi hınzırlık var, belki de bu yolla öç aldıklarını sanıyorlar. Toplum da (anneanneler,babaanneler,dedeler,öğretmenler hatta komşular hepsi bunda suçlular) her vesileyle, kullandığı araçlar kanalı ile bu çocukların haksızlığa uğradığına dair maniplasyon yapıyor.

Umarım bu konu da bi ara gündeme gelir ve şifalanma için bişeyler yapılabilir.

Yardım kampanyaları ve soru işaretleri!

Özellikle ramazan gibi bazı özel zamanlarda düzenlenen yardım kampanyalarını samimiyetsiz bulanlar, bağışlanan malzemeleri sağlıksız bulanlar, kampanya düzenleyicilerini sahte bulanlarca açılan tartışmalar var. Doğrusu insanı düşünmeye zorluyorlar.

Aslında düşünürsek bu bizlerin de bireysel olarak yaptığı bişey değil mi?
Yiyemeyeceğimiz, artık doymuş olduğumuz ya da beğenmediğimiz yiyecekleri, ya da artık içine olamadığımız veya eski giyeceklerimizi dağıtırız. Aman ihtiyacı olana gitsin diye de bi gayretkeşlik içine gireriz. Çöpe gitmesin ihtiyacı olana gitsin tasası!
Biz neysek toplumlar da odur.

Şimdi -ihtiyaç- gerçekten de hassas bir konudur. Aslında gönül ister ki, istemiştir ki; dünyanın tüm kaynakları dostça adilce paylaşılsın. Velakin içimizdeki “en iyi, en güçlü” olma dürtüsü, namerde muhtaç olma korkusu (ki bu korku sistem tarafından her an güncellenir!), sistemleri aşmakta ve emir demiri kesememektedir. O halde ya hep ya hiç mi diyeceğiz?
Bence kritik soru bu olmalıdır.
Herşeyimizi verip, eşit paylaşmaya razı olamadığımızda, hiç bişey mi vermeyelim?
Tarihte her şeyini paylaşmak isteyen ve bunun için savaşan iki tür insan olmuştur;
birincisi, zaten hiçbişeyi olmayanlardır 🙂 Zaten paylaşacakları sözden ve kavgadan gayrısı yoktur onların.
İkincisi, herşeyi olduğu için bundan doymuş olanlardır. Bu tür çok sık rastlanmasa da çok ünlü örnekleri var.
Bence NİYET çok önemli bir unsur. Niyetiniz ne ise hayatınız onu taklit edecek şekilde tezahür eder.

Astro parodi

Koç: Ben ben ben, bu harika, süperr oyun, beeeeeennnnnnn, her şeyim, bi tekim. Biriciğimmm

Boğa: Beniiimmm, bu şahane, çok keyifliii  çok estetiiikkk, seviyoruummm, aşığım bennn, dünyayım beennn.  Zevkim nerde ben orda.

İkizler: Bu detaylar, aman tanrııım, hepsini tek tek ben görüyorum, ben biliyoruuumm, ben düzenliyorum… Değil mi?! Ne dedin duyamadım?

Yengeç: Yavaş, biraz yavaş, tadını çıkar biraz. Başkaları da olabilir buralarda, tehlikeye dikkat, güvenli alanlar, ailemmm, ülkem, canım benimmm

Aslan: Ehhh… Evet başkaları da var! Ne olmuş yani? Ben hepsinden iyiyim, bu diyarların kralıyımmm. En güçlüsü benim. Neler çekiyorum sizleri yönetmek için!

Başak: Dur bakalım, bi test edeyim! Gerçekten kral mısın şimdi anlarız. Seni gidi seniiii, samimi değilsiniz siizzz, yavşaklaaaaaaar. Bi dakka bi çağrı alıyorum, test teeessst.

Terazi: Olsun fark etmez, ne olursan ol gel, seviliyorummmm, ohh çok dostum var beniimmm. Kim demiş? Ne demişş? Hayatım sana hediye olsuunnn.

Akrep: Yooo herkesi değil, sadece beni sev. Bir sen bir ben varız zaten. Seni yutmadan doyamaamm. Öldürürüm ya seni ya kendimiii. Bir olalım gel hadiii.

Yay: Savulun ben geldim, istersem giderim! Her şey bana bağlı, şans benden yana. Öyle severim ki köle ederim, ruhun duymaz şekerim. Ben varken aç kalamazsın,  hatta ölemezsin bilesin.

Oğlak: Deli deli akma, durul biraz. Sorumluluklar var! Ciddi ol, öğren biraz. Dünyada neler var, hele  evrende saymakla bitmez. Ahh dağlar, ovalar, serin sular. Ben neyim ki?! Nerdeyim? Nerden geldim? Hani Bunun ilk sahibi?

Kova: İnsanlar şöyle olmalı, dünya böyle olmalı. Geniş ol, bencil olma! Basitlik yapma! Ezilme, ezdirme, üzülme!Paylaşalım, gelecek güzel günler içiiinnn, hadi gel çalışalım. Ben mi?! Hangi ben?

Balık: O şey bildiğiniz gibi değil. Gerçeklerden daha canlı, daha iyi hayaller. Biz böyle ışık ışık dalgalarız, evrenden ötesine akarız. Senin olmam kayganım. Bir gözüm de açıktır düş  görürken, sakın hakkımı yemeyesin, biçerim, pullarım keskin.

Astro parodi, sen neymişsin be abi! :)))

sa

Mars Transiti- Kritik zamanlar

Tutulma ile ilgili yazılarımda hep değindiğim gibi, güneş ve ay tutulmaları gerçekleştikleri Zodyak derecesinde gökyüzünde adeta bir çentik bırakırlar. İlerleyen zamanlarda bu hassas noktaya gelen transit ve ilerletmeler tetikleyici etki yaratabilirler. Her gezegen bu süreci kendi doğasının özelliklerine yönelik olarak etkiler. Özellikle transit Mars’ın tutulma derecesine kavuşum ve karşıt açıları dikkatle takip edilir ve bu yöntem yakın geleceğe yönelik tahminlerde kullanılan en önemli göstergelerden biridir.

Dünya Astrolojisi’nde Mars askeri güç, ordu, savaş, terör, tartışma ve kıran kırana rekabetin yanı sıra, sportif aktivitelerin de genel temsilcisidir. Klasik Astroloji’de iki kötücül gezegenden biri olarak kabul edilen Mars’ın transitleri bu türde konuların gündeme gergin bir şekilde geldiği, insanlar arasındaki huzursuzlukların da tetiklendiği zamanlardır ve doğal afetlerde de artış görülür. Mars’ın tetikleme toleransı 3 derece civarında alınabilir ki bu tam tetiklemenin gerçekleştiği tarihin 6 gün öncesi veya 6 gün sonrasıdır (Mars yaklaşık 2 günde 1 derece hızla ilerler).

Transit Mars’ın 1 Haziran 2011 tarihinde 11 derece İkizler burcunda gerçekleşen güneş tutulmasını tetiklediği tarih 6 Temmuz 2011 idi. Bu tarihten sadece birkaç gün öncesinde Fenerbahçe olayı patladı. Takip eden günlerde hükümet yetkilileri, Fenerbahçe başkanı ve yetkilileri, Fenerbahçe taraftarı ve kamuoyu ilişkileri çok gerildi ve hukuki süreç kamuoyunun büyük ilgisi altında stresli bir şekilde ilerledi.

Transit Mars 26 Temmuz Salı günü, 15 Haziran 2011 tarihinde Yay burcunda gerçekleşmiş olan Ay tutulması derecesini tetiklemişti (24 derece Yay). Hemen birkaç gün sonrasında Genelkurmay Başkanı ve üç kuvvet komutanı istifa etti. Bu tarih sonrasında Türkiye’de yaşananları hepimiz çok yakından takip ediyoruz ve çok hassas bir dönemde olduğumuzu görüyoruz.

Şimdi transit Mars Zodyak’ta daha etkin olacağı ve özellikle de Türkiye astrolojik haritası açısından kritik diyebileceğimiz derecelere yakınlaşmış durumda. Önümüzde çok kritik iki tetiklenme tarihi duruyor. Şimdi bu iki tetiklenme tarihine odaklanalım…

2 Ağustos’ta Mars 29 derece İkizler burcuna varıyor ve 21 Aralık 2010 tarihinde gerçekleşmiş olan ay tutulması derecesini tetikleyecek (29 derece İkizler). Bu Zodyak derecesinde Türkiye astrolojik haritasının 12. evinde yerleşmiş Ay da bulunuyor. Mars’ın tetikleme toleransı dahilindeyiz ve tam tetiklenme 2 Ağustos 2011 tarihinde gerçekleşecek. Bu şartlarda içinde bulunduğumuz bu günden itibaren 8 Ağustos’a kadarki süreçte tutulmanın etkilerini ortaya çıkaracak stresli olaylarla karşılaşabiliriz. Halk içinde huzursuzluklar ve gerginlikler, protesto ve benzeri eylemler oluşabilir. Ayrıca, dikkatli olunmaz ise halk ile güvenlik güçleri arasında tatsızlıklar ortaya çıkabilir. Bu riskli dönemde çatışma ve terör eylemleri artabilir. Astrolojide Ay halk ve kadınların genel temsilcisidir. Kadınlarla ilgili konularda stresler yaşanabilir veya önemli kadın figürlerinin sebep ve kaynak olduğu durumlar ya da bazı girişim veya açıklamaları karışıklık ve büyük gerginlik yaratabilir, dikkat!

Öte yandan bazı etkin doğal afetlere de açık olduğumuz tarihlerdeyiz. Bunu hemen “Büyük Deprem Geliyor” şeklinde algılamayalım pek tabii. Hepimiz bu konuda çok hassasız ve her zaman önlemci olmamız gerektiğinin bilincindeyiz. Ama bu kaçalım, gidelim, saklanalım, bulunduğumuz şehri ve hatta ülkeyi terk edelim anlamına gelmiyor. Birbirimizi korkutup endişeyi tırmandırmayalım, bunu bilinçsiz bir şekilde yapanların gazına da gelmeyelim! Ayrıca doğal afet denince sadece deprem de aklımıza gelmemeli. Ani yağışlar nedeniyle oluşacak sel ve su baskınları riskini göz ardı etmeyelim ve özellikle de Yengeç burcunda tutulmanın tetikleneceği 17 Ağustos civarındaki günler civarında oluşabilecek herhangi bir doğal afet (deprem, sel baskını, yangın vs) riskine karşı da uyanık ve önlemci olalım. Ama bunu büyük korku ve endişe vesilesi yaparak, negatif enerjiyi kendimize çekmeyelim. Pozitif düşünce, dua ve meditasyon gibi yollarla bu gergin enerjiyi azaltabiliriz.

17 Ağustos’ta Mars 9 derece Yengeç burcuna varıyor ve 1 Temmuz 2011 tarihinde gerçekleşmiş olan güneş tutulması derecesini tetikliyor (9 derece Yengeç). Bu Zodyak derecesine çok yakın Türkiye astrolojik haritasının 4. evinde yerleşmiş Mars da bulunuyor. Transit Mars’ın Türkiye astrolojik haritasının Mars derecesine tam dik açı yapacağı tarih 14 Ağustos. Üç derece tolerans alırsak, ki bu altı gün eder, 8 Ağustos tarihine ulaşırız ve bu şartlarda tutulmaların ve astrolojik haritamızdaki önemli gezegen derecelerinin tetikleneceği ve önemli etkilere açık olduğumuz zaman aralığı içinde bulunduğumuz tarihten 23 Ağustos’a kadar gider. Bu zaman aralığında transit Mars’ın transit Uranüs ve Plüton ile stresli T-kare açı kalıbı oluşturacağı 9 Ağustos civarındaki günlerde dünya genelinde huzursuzluk ve doğal afetlerde artış gözlemleyebiliriz.

Mars’ın ordu, asker, güvenlik güçleri gibi figürleri temsil ettiğini söylemiştik. Transit Mars’ın Türkiye astrolojik haritasının Mars derecesinin karşısından geçerken aynı zamanda bu dereceye çok yakın gerçekleşmiş Yengeç burcunda güneş tutulması derecesini de tetikliyor olması, güvenlik güçleri ve genel olarak ülkenin güvenliği ile ilgili konularda stresler yaşanabileceğine işaret ediyor olabilir. Önemli otorite figürlerine yönelik sert eleştiri ve saldırılar, karşı çıkış ve isyankar protesto ve eylemler de büyük olasılık. Yaptığım araştırmalarda, astrolojik haritaları Mars derecesine gergin açılar alan ülkelerde cinayet ve terör olaylarının yanı sıra, patlak veren büyük askeri krizler ve savaş ortamına sürükleyen olaylar, lider ve yönetici figürlerine yönelik suikastlar yaşanmış olduğunu gördüm. Ama tüm bunlar yaşanmak zorunda değil. En azından büyük ölçekte yaşanmayabilir; akıllıca konuşmalar ve kararlar sayesinde minimize edilebilir. Bunların hangi ölçekte yaşanacağı yöneticilerin ve toplumun ne kadar bilinçli ve sağduyulu davranacağına bağlı…

Ayrıca Mars ateşli ve ısı yayan şeylerle, kundaklama olaylarıyla, yangınlarla da bağdaştırılır. Bu sıcak yaz günlerinde en dikkatli olmamız gereken konulardan biri de orman yangınları riskidir.

Güneş Lekesi Sayısı Artıyor!

Bu arada, son birkaç gündür bir müddet için sakinleşen güneş aktivitelerinde hareketlenme ve güneş lekelenmelerinde artış olduğunu da gözlemlemekteyim. 29 Temmuz itibariyle leke sayısı 101 olarak görülüyor. Güneşmerkezli gezegen dizilimleri, Ağustos ayı ortalarından itibaren güneş aktivitelerinin artış gösterebileceğine, bunların Dünay yönelimli olmalarına bağlı olarak veya direkt gezegen dizilimlerinin etkisiyle jeomanyetik aktivitede türbülans oluşabileceğine, dünya genelinde doğal afetlerde artış yaşanabileceğine, insanlar arasında huzursuzlukların artabileceğine işaret ediyor. Bu bağlamda içinde bulunduğumuz günler ve en çok da 17 Ağustos civarındaki günler dikkat çekiyor.

Yükselen güneş aktiviteleri, psikolojik rahatsızlıkların artmasına sebep oluyor. Yoğun güneş aktiviteleri daha fazla kaza, hastalık, cinayetler, suç oranlarında artış anlamına da geliyor. Böyle dönemlerde hepimiz daha fazla agresyon ve huzursuzluk hissedebiliyoruz ve karşılaştığımız olaylara alışılmışın dışında tepkiler verebiliyoruz. Yüksek güneş lekesi aktivitesinin Dünya’nın manyetik alanında yaratacağı bozulmanın kan basıncı, üreme, kalp-damar sorunları ve nörolojik problemlerin yanı sıra, bağışıklık sistemi sorunlarına sebep olduğunu, kalp krizleri, intiharlar ya da psikiyatri kliniklerine başvuruda artış ile ilgili olduğunu gösteren çalışmalar da vardır. Ama güneş maksimumu esnasında sadece cinayetler, terör, kazalar, sağlık sorunları artmıyor pek tabii ki. Bilim ve sanatta yaratıcılığın ve gelişmelerin en yüksek düzeylerinin de güneş maksimumu civarında ortaya çıktığı ve evrimsel süreçte önemli gelişmeler yaşandığı da bir gerçektir. Araştırmalar, artan güneş aktivitesi sırasında, insan yaratıcı aktivitesinin zirveye ulaştığını açıkça gösteriyor.

Ne Yapabiliriz?

Güneş/jeomanyetik aktivite esnasında manyetik alanda yarattığı değişimler kan basıncı, üreme, kalp-damar sorunları ve nörolojik problemlerin yanı sıra, bağışıklık sistemi sorunlarına işaret ediyor demiştik. Bu dönemde etkin gezegen dizilimleri de benzeri etkileri yaratabilir. Sevgi alışverişinin bağışıklık sistemimizi güçlendirdiği söylenmektedir. Sağlığımızı korumanın, bireysel ve toplumsal olarak şifalanmanın en güzel yollarından biri, sevgi bağımızı güçlendirmektir. Sevgi alışverişinin yarattığı yüksek frekans, yaşamsal enerjinin frekansını olumlu yönde etkiler. İnsan, hayvan, bitki, araba, masa, bilgisayar olsun, canlı veya cansız şeylere sevgimizi yansıtmamız bile, titreşimimizi arttırmamızı sağlar. Bizi bir arada tutacak, sevgi bağı, neşe ve mutluluk yaratacak organizasyonları arttırmamız, stres ve gerginlikleri daha rahat aşmamıza imkan sağlayacaktır.

Astroloji’nin en önemli işlevi, önceden uyarmaktır. Ardından, bu zamanlarla ilgili gerekli, tedbirler alınabilir. Astroloji’nin böyle stresli ve gergin zamanları önceden uyarmasının amacı korku yaratmak değil, davranışlarımızı ayarlamamız konusunda farkındalık yaratmaktır. Etrafımızda olan bitenin farkında olmalı, elimizden geldiğince korku ve endişeden uzak ve pozitif kalmalıyız. Korkunun panzehiri sevgidir. İnsan bünyesinde sevgi enerjisi geçişine engel oluşturan en büyük etken, olumsuz duygu ve düşüncelerdir. Korku dolu bir dünyada yaşamaya inandığımızda, bu seçimimizden zihnimiz ve bedenimiz de etkilenecek, sağlıksız bir yaşam süreceğiz demektir. Eğer sevgiyle dolu bir dünya görmeyi seçersek, o zaman zihnimiz ve vücudumuz da buna uyum sağlayacak, giderek daha sağlıklı olacaktır. Yapmamız gereken, kişiler olarak önce kendimizi temizlemek ve saf tutabilmek, yani bize kasıt yapanları bile sevebilip, onlara sevgiyle yaklaşmaktır.

Şimdi bilincimizi genişletmenin zamanı, artmış sezgilerimiz tam olarak olgunlaşmalı, sezgisel doğamızı öne çıkarmalı ve kullanmalıyız. Aynı zamanda sınav ve zorluk zamanı da olduğundan kendi bütünlüğümüzde kalmamız önemli. Yüksek benliğimizle, yani özümüzle temasta kalarak bütünlüğümüzü korumayı başarabilmeliyiz. Bu hale ulaşabilmemiz, aslımıza dönebilmemiz için, kendimizi temizlemeli, içimizdeki kin ve öfkelerden, hırs ve tutkulardan arınmalıyız. İbadet, dua, meditasyon, enerji çalışmaları, nefes çalışmaları gibi tüm kişisel gelişim çalışmaları bunu yapabilmemizi sağlayan önemli faktörler. Bunu başaramama korkusundan veya bir an önce bu noktaya telaşından da uzak durmalıyız. Zaten kendimizi temizlemeyi amaçladıkça, gerekli fırsatlar kendiliğinden önümüze çıkmaya başlayacaktır. Tek yapmamız gereken onları fark etmek, uyanık olmak!

En önemlisi, olayların sadece zahiri, yani dıştan görünür boyutunda kalmamalı, maddi olan her şeyin geçici olduğunu, ama özümüzün, aslımızın ölümsüz ve daimi olduğunu kendimize hatırlatmalıyız. Olayın sadece dışarıdan gözüken boyutunda kalanlar, bu geçiş döneminde büyük stresler ve fiziksel yıkımlar yaşayabilirler.

Öte yandan, bu dönemde etkisi altında olduğumuz transitler neticesinde hissettiğimiz agresyonu, üzerinde uğraştığımız iş ve projelere yönelik yapıcı bir motivasyon olarak yönlendirebiliriz. Böylelikle daha evvelce başaramadığımız işlerin üstesinden gelebilir, bu yüksek volümlü Mars transitlerini en iyi şekilde kullanmış, üzerimizdeki agresif enerjiyi bir nevi sıçrama yapmaya yönlendirebiliriz.

Eylemlerimizden sorumlu olduğumuzu unutmamalı, etrafımızda olan bitene hiçbir katkımız veya zararımız olmadığını asla düşünmemeliyiz. Kişisel gayretlerimizle toplumsal olayları bir nebze de olsa etkiliyoruz. Zaten agresif olan bu dönemde, ortalığı daha fazla germekten kaçınabilir, en azından kendi yakın çevremizde huzuru ve barış ortamını sağlayabiliriz. Bu ülke hepimizin!  Ülkemize ve birbirimize sahip çıkalım!

Öner DÖŞER

31 Temmuz 2011, Pazar

Ayvalık

http://www.onerdoser.com/Y53_1_mars-transitleri-ve-yakin-gelecegimiz.html