Yaratma cesareti ve sanatçı

Yeni biçimleri ve sembolleri hemen dolaysızca ortaya çıkaranlar sanatçılardır: oyun yazarları, müzisyenler, ressamlar, dansçılar, şairler ve de dinsel alanın şairleri olan ermişler. Yeni sembolleri -şiirsel, işitsel, plastik, dramatik- imgeler biçiminde resmetmekteler. Kendi imgelemlerini sonuna kadar yaşıyorlar. Birçok insan tarafından sadece düşlenen semboller sanatçılar tarafından grafik biçimde ifade bulmaktalar. Ancak yaratılmış bir ürünü -mesela Mozart’ın beşlisini- değerlendirdiğimizde de yara- tıcı bir edimi icra etmekteyiz. Kendimizi bir resme bağladığımızda -ki modern sanatı otantik olarak görebilmek söz konusu oldu ğunda özellikle yapmamız gereken şeydir- yeni bir duyarlık yaşarız.

Resme temasımızla içimizde yeni bir görünüm zembereği boşanır; içimizde eşsiz bir şey doğar. Bu da, yaratıcı kişinin resmini, müziğini ya da diğer yapıtlarını değerlendirmenin bizim açımızdan da yaratıcı bir edim olmasının nedenidir. Eğer ki bu semboller tarafımızdan anlaşılacaksa, onları algılarken onlarla özdeşleşebilmeliyiz. Beckett’in oyunu Godot’yu Beklerken’de zamanımızdaki iletişimin iflasına dair entelektüel tartışmalar bulamayız; iflas basitçe orada, sahnede sunulmuştur. Mesela bunu en canlı şekilde, Lucky’nin efendisinin “düşün” emri üzerine girdiği, felsefi bir nutkun tüm debdebesine sahip, oysa gerçekte salt tantanadan ibaret, tükürükler saçan uzun konuşmasında görürüz. Kendimizi piyese, giderek daha bağladığımızda, sahnede, otantik olarak insanca iletişim kurmada topyekún iflasımızı yaşamdakinden daha büyük boyutlarda görürüz.

 

Devamını oku “Yaratma cesareti ve sanatçı” →

10 ESKİ TEKNOLOJİ

Eskilerde bulunan teknolojiler, anlam bulunamamış izler hep ilgimi çekmiştir. Yazılı tarih öncesine dair ne çok gizem var hala. Gerçekten de hep söylendiği gibi zaman her iki yöne doğru da gelişmeye devam ediyor. Sır şu an ve burada!

  1. Devasa Taş Küreler: 1939 yılında Kostarikanın güneyinde 500 kadar taş küre bulunmuş. Ağırlıkları 2 kg.den 16 tona kadar değişen bu kürelerin nasıl yapıldıkları ve neyi temsil ettikleri bilinmiyor. Bazıları insan ve hayvan heykellerinin yanında bulunmuş olan bu taşların astronomik bir  takvim olabileceği görüşü var, ancak çoğu yağmalanmış, yerinden kaldırılmış; bu nedenle de düzgün bir araştırma yapılamamış. 
  2. Roma Dodekahedronu: M.Ö. 200. yıla kadar uzanan tarihi ile 12 yüzlü, taş veya pirinçten yapılmış delikli bir obje. Her yüzünün pentagonal bir şekilde ve ortasında bir deliğin olduğu objeler. Avrupa’nın pek çok yerinde yüzlercesi bulunmuş, ancak ne işe yaradıklarına dair bir kayıt yok. Mumluk, su terazisi için zar göstergesi veya Roma Kartalına destek olarak kullanıldığı öne sürülmüş.
  3. Phaistos Diski: 1908 de Girit adasında bulunmuş. 15 cm. çapında pişmiş kilden yapılmış diskin Bronz Çağı ortalarına ait olduğu düşünülüyor. Her iki yüzünde 242 sembol kazınmış, bu sembollerin anlamı hala çözülememiş. Sembollerin diske mühürleme yöntemi ile basıldığı, dünyanın en eski yazılı objesi olabileceği düşünülüyor. Bir baskı aleti, müzik bestesi, varlık envanteri veya bir oyun olabileceği teorileri var. 
  4. Delhi’deki Demir sütun: 6 ton ağırlığında ve 7.21m.lik bu sütunun 1600 yıllık olması ve halen paslanmamış olması, üzerinde bulunan yazıların okunabilir olması dikkat çekici. Demirin içinde yüksek oranda fosfor olması ve Kristal yapısı altında yer alan demir hidrojen fosfat hidrat nedeni ile  korozyona dayanıklı olduğu düşünülmekte. 
  5. Ulfbert Kılıcı: Avrupa’nın farklı bölgelerindeki savaş alanında bulunan, yapımcısı bilinmeyen, MS 800 – 1100 yıllarında Vikingler tarafından kullanılmış ve 170 adet bulunmuş kılıç. Saf çelikten yapılmış ve üzerlerinde hala ne anlama geldiği çözülememiş Ulfbert sözcüğü var. (Ulfberht kılıçlarında kullanılan metal, günümüzde pota çelik olarak bilinir; modern dönemde iki farklı yöntemle yapılan çeliğe uygulanan bir terim ve bu yöntem bu kılıçlardan 800 sene sonra yapılabiliyor). O dönemde bu teknolojinin nasıl kullanılabildiği de açığa çıkmamış.
  6. Zhang Heng’ın Sismografı: Çinli astronom ve şair Zhang Heng’in yaptığı tarihin ilk sismografı.Yarattığı bakır aletin üzerinde farklı yönlere bakan ejderhalar, altında da ağızları açık olan kurbağalar vardı. İçinde sallanan sarkaç sayesinde sarsıntı sırasında ejderhaların ağızlarındaki toplar kurbağaların ağzına düştüğü sanılıyor. Ancak aletin orijinali  yok olmuş ve nasıl işlediği tam belirlenememiştir. 
  7. Yunan Ateşi:  Suyla karışınca ayrılamayan, yanıcı bir likit madde. Deniz savaşlarında kullanılmış. Çeşitli malzeme denemeleri yapılmış, kızgın kömür, kükürt ve zift karışımından oluştuğu, daha sonra MS 660’larda zift, reçine, kükürt, nafta, kireç ve güherçile ile zenginleştirildiği, MS 7. yüzyıldaki geliştirip etkisini arttırma işi Suriyeli bir göçmen olan Kallinikos tarafından geliştirilmiş. Video, formülün tekrarı için araştırmalar yapıldığı, ancak gerçek formülün bilinmediğini söylüyor.
  8. Şam Çeliği: Haçlı savaşları sırasında askerler daha önce görmedikleri bir kılıçla karşılaşıyorlar. , Müslüman ordularının kullandığı kılıçlar, şam çeliğinden yapılmış, esnek ve zarar görmeden taşı bile kesebiliyordu. Gerek çeliğin içindeki madenler, gerek dövme teknikleri ustaların ölümü ile tam öğrenilememiş. Bazı araştırmacılar şam çeliğini oluşturan maddeleri tam olarak bulduklarını söylemekte, hatta bir İspanyol üniv. Patent de almış. Ancak metalürji uzmanları arasında tartışma devam ediyor. 
  9. Antikythera Mekanizması: Çürümüş bu pirinç obje 2000 yıllık analog bilgisayar.1901 yılında Yunanistan Antikythera adası yakınlarında denizde bulundu. 82 parçaya ayrılmış pirinç objelerden oluşan aygıt, kozmik bir saat gibi. Ayın evrelerini, ayı, günü hesaplamak için kullanıldığı, ay tutulmaları ve olimpiyatların tam zamanının  hesaplamasını da yaptığı düşünüldü. (2002 yılında iki uzman, “linear tomografi” adlı özel ve gelişmiş bir görüntüleme yöntemiyle cihazı yeniden incelediler. Düzeneği oluşturan çarkların çok ayrıntılı görüntüleri elde edildi. Bu bilgiler ışığında cihazın çalışır bir kopyası yapıldı. Bu yeni düzenek, yalnızca ayın ve güneşin hareketlerini değil, Eski Yunanlıların bildiği gök cisimleri olan Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter ve Satürn’ün hareketlerini de gösteriyordu.) Kimin ve nasıl geliştirdiği bilinmiyor.
  10. Voynich El Yazması: Polonyalı bir arkeolog olan Voynich tarafından bulunan el yazması. Karbon testi ile 15. Yüzyıldan kalma olduğu tespit edilmiş. Yazıldığı alfabe halen çözülememiş. İçinde botanik, biyoloji, astroloji gibi bölümleri ayırmak için kullanılmış pek çok çizim var. Ayrıca suyun içinde duran ya da yürüyen çıplak kadın minyatürleri var. Bu kadınlar tüp ya da mühürlerle iletişim kuruyorlar. (Vikipedia ise bu havuzda kadınlı çizimlerin balneoloji (kaplıca tedavisi – şifalı sular ) ile ilgili olduğunu söylüyor.

İnsan uygarlığının tam olarak nasıl bir bilinç ve teknoloji gelişim eğrisi çizdiği her gün biraz değişiyor, ezber bozan buluşlar oluyor hatta öyle ki, Göbeklitepe’nin keşfinin şoku henüz atlatılıp dünya ülkelerinin tarih kitaplarına intikal etmedi. Şaşkınlık mı sürüyor, başka sebeplerimi var bilemiyorum.

Resim bana ait suluboya

İlk Kişisel Sergime Davetlisiniz

Bu vesileyle resim aşkımın hikayesini anlatayım diyorum; bir varmış bir yokmuş… cidden de öyle oldu ilk kısım:

Resim ile ilgili yolculuğum sekiz sene önce Karamürsel maceram ile başladı çünkü ilk defa bu kadar denizin üstünde oturuyordum, Fotoğraflarını gören, ziyarete gelen arkadaşlarım ah burada ne güzel resim yapılır diyorlardı. Bir süre sonra gerçekten ben de istedim bunu ve yağlı boya malzemeleri satın aldım. Ders alacak kimseler de yoktu orada☺️Kendi kendime başladım hayli tablo boyadım sonra akrilik ve guaja geçtim, bu Sergüven üç yıl kadar sürdü sonra yavaş yavaş küllendi. Ben de aşkım bitti herhalde diyerek üzerinde pek durmamıştım ta ki geçen yıl mart ayına kadar…

Part iki: çok yoğun şekilde suluboyaya ilgi duymaya başladım sanatçıları, resimlerini ağzım açık seyrediyordum, suluboyanın zor bir teknik olduğunu da biliyordum ve pek cesaret edemiyordum. Derken çok yakınımda bir eğitim başladı, sosyal medyanın yararları! Hemen derslere başladım karakalem çalıştırıyordu hocam fakat ben deli gibi suluboya yapmak istiyordum sonuçta benim baskılara dayanamayan hocam suluboya malzemelerimin listesini verdi buna çok ihtiyacım vardı çünkü gerçekten Hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Tüm malzemelerimi aldım ilk suluboya denememe başlayacağım esnada pandemi koptu!

Devamını oku “İlk Kişisel Sergime Davetlisiniz” →

Kendilik algısı

Esra ile bir başka sohbetimiz:

Esra: Görünür olmak neden bu kadar önemli? Ve görünür olmakla kadın olmak arasındaki ilişkiyi merak ediyorum.

Sibel: Senin için görünür olmak ne anlamda kullanılıyor?

E: John Berger’in görme biçimleri isimli kitabından bir bölüm paylaşmak istiyorum bu hususta.

Bunun tersine bir kadının varlığıysa, onun kendine karşı olan tutumunu gösterir; o kadına karşı nelerin yapılıp nelerin yapılamayacağını belirler. Kadının varlığı hareketlerinde, sesinde, fikirlerinde, yüz ifadelerinde, giysilerinde, seçtiği çevrelerde, zevklerinde ortaya çıkar. Gerçekten de kadın kendi varlığına katkıda bulunmayan hiçbir şey yapmaz. Varlığı, kadının kişiliğiyle öylesine iç içedir ki erkekler bunun bedenden çıkan bir tütsü, bir koku, bir sıcaklık olarak algılarlar.

Kadın olarak doğmak, erkeklerin mülkiyetinde olan özel, çevrelenmiş bir yerde doğmak demektir. Kadınların toplumsal kişilikleri, böylesine sınırlı, böylesine koşullandırılmış bir yerde yaşayabilme ustalıklarından dolayı gelişmiştir. Ne var ki bu, kadının öz varlığının ikiye bölünmesi pahasına olmuştur. Kadın hiç durmadan kendisini seyretmek zorundadır. Hemen hemen her zaman kendi imgesiyle birlikte dolaşır. Bir odada yürürken ya da babasının ölüsünün baş ucunda ağlarken bile ister istemez kendini yürürken ya da ağlarken görür. Çocukluğunun ilk yıllarından başlayarak hep kendi kendisini gözlemlemesi, bunun gerekli olduğunu öğretmiştir ona.
Bu kitapta bu bölümü okumadan önce bunu çok doğal bir şekilde  yapıyordum ancak yaptığımın  farkında değildim. Bilincimin Kendilik algısı aynı anda hem gözleyen hem de gözlenen konumunda oluyordu çevremde insanlar olduğunda. Aynı anda hem içeride hem dışarıda oluyordum. Hem nasıl göründüğümü görüyorum hem de karşımdakini görüyorum. Sanki karşımdakinden yansıyanı ondan alıyorum. Ben bunu herkesin yaptığını zannediyordum.

S:   Çok güzel bir gözlem yapmışsın kendin hakkında. Birçok kadın, insan bunu yaptığının farkında olabilir olmayabilir de çok da konuşmuşluğum yok insanlarla bu konuda. Ben herkes yapıyor zannederdim. Çocukluğumdan itibaren seyrederim kendimi dışardan. Ve söylediklerinde çok haklısın. Bunun sebepleri arasında yazarın söylediği unsur da var tabi, benim düşüncem bu konuda şu: Erkekler 1. Farkındalık düzeyinde doğuyorlar genellikle tabi ki istisnaları var. Urban Shaman konseptinde yani Lemurya Huna bilgisinde dört farkındalık düzeyi var. Bu düzeylerden ilki fiziksel düzeydir. Onlar 1 ve ben rakamıyla ilişkilidir. Şu uygulama kendini dışarıdan görebilme pratiği olarak gayet kullanışlı:

E: Erkekler kadınlardan farklı bir seviyede doğuyorlar yani nedeni bu mu? Peki kadınlar 2. Seviyede mi doğuyorlar. Yani İkilik gör-ebil-mek mi ?

S: Evet bu durum söylediğim gibi bir çocuk egosantrikliği getirir. Henüz çocuk, ben ile dış dünyayı ayırmamıştır. Gerçeği odur aslında. Daha sonra özneler öğrenilir ve ayrılır yavaş yavaş. Erkekler genellikle bu durumdadır. Yani hayatları boyu böyledir. Kadınların çoğu ise bir düzey daha yükseğinden doğuyorlar 2. Farkındalık düzeyinde. Bu da hislerinin diğer duyusal girdilerin farkında olmak manasına geliyor. Bununla ilgili birtakım şeyler de yapabiliyorlar. Kelimelerin ardına gizlenmiş duyguları okumak, kehanet sayılabilecek uygulamalar gibi, kadınlardan bir şeyler saklamak mümkün değil, erkekler bunun farkında olmasa da. İkinci farkındalık düzeyinde olanlar kelime ile söylenmiş olanı değil de altyazıları okur. Tabi ki bunu okuyabilen erkekler de var bu arada, kadınların anlaşılmaz olduğu ile ilgili şaia muhtemelen bu sebepledir. İkinci Farkındalık düzeyi sanatla, büyücülükle, birçok psiko tarzı şeylerle ilgilidir. Kadınların kendi dışına çıkabilmesinin sebebi de muhtemelen en az ikinci Farkındalık düzeyinde olmasıdır. Fakat bunun farkında olmak ve bunu yaşadığı şeylere bağlamak ayrı bir hüner ister. O da 3. Farkındalık yani bağlantı düzeyi gerektirir. 3. Farkındalık düzeyindeki insan sayısı dünyada çok çok düşük olduğu için çoğu bunları görürler ama kendi lehlerine kullanmayı beceremezler. İşte böyle…

E: 3. Farkındalık seviyesi çok özelmiş. Peki arada üçüncü Farkındalık seviyesine çıktığımız indiğimiz olabiliyor mu?

S: Tabi ki, bazı insanların 3. Farkındalık seviyesine çıktığı indiği anlar olabilir çok iyi yakaladın. Ama 3. Farkındalık düzeyi genelde soyut düzlem gerektirir. Eylemsel değil, bilgi düzeyidir. Onu soyutta birbiri ile bağlamak gerekir. benim gözlemlerime göre insanların çoğunun hatta iq zekaları çok yüksek insanların bile soyut düzeyleri pek açık olmayabiliyor. EQ ve SQ düşüklüğü ilişkiler ve derinlik olarak günlük hayatta hemen kendini gösterir. Bu söylemimden cinsiyetçilik anlaşılmasın bu arada☺️

E:  Bakış açınızın cinsiyetçi olduğunu asla düşünmedim. Eşim mesela altyazıları okuyabilen bir erkek. Onunla beraber hatta bu tür yorumlarımız vardır. Şunu diyor ama aslında altında yatan neden bu tarz konuşmalarımız vardır. Yine de bir kadın seviyesinde değil. Bilinçaltı ile ilgili olsa da bir kadın seviyesinde olduğunu zannetmiyorum. Ama çoğunluğu için gerçekten durum böyle dışarıda görünenle ikna olabiliyorlar. Bir kadın olarak eril yanım vardır hareketlerimde açık ve net olmak konusunda. Ama hayatı okuyan tarafım daha dişil. O gizli görünmeyeni okumayı çok severim. Kadınların özel bir yanları olduğunu düşünüyorum. Hani kutsal kase olayındaki gibi. Bu konuda gördüğüm rüyalar da ben kadın olmak konusunda daha ilgili yaptı.

S: Eşinin anlattığı gibi olması çok büyük bir şans. Bu şans herkese vurmuyor. O yüzden bunun gerçekten kıymetinin bilinmesi lazım her iki tarafın da bilmesi lazım. Birinci farkındalık düzeyinde olan insanların, en azından zamanının büyük bir kısmını bu şekilde geçiren insanların metaforları anlaması zaten imkansız. Metaforla açıkladığınız bir şeyi biraz daha daha açık anlatsana diyorlar. Metafor açık anlatıldığında amacını tamamıyla yitirir. Normal kelimelerle konuştuğum ve anlattığım bir şey sadece beynimize hitap eder. Bizim yapısal olarak değişmemize, bilginin hücrelerimize intikal etmesine ve günlük yaşamda uygulanabilir hale gelmesine; yaşayarak elde edilen tecrübeler ve metaforla anlatılan şeyler sebep olur. Dolayısıyla eskiden eğitim tamamen şarkılar, danslar, masallar, mitler sayesinde yapılmıştır. Şu anda da tv dizileri çoğunlukla bu işlevi görüyor, insanlar bunun farkında olmayabilir. Diğerleri tamamen kütüphanede duran kitaplar gibi zihinde durur. Onların hiçbir faydası olmuyor. O yüzden ben insanlara kitap okuyun kitap okuyun demem. zevk için okuduğunuz romanlar gerçek öğrenme için çok faydalıdır. Ders kitabı niteliğinde okunanlar bilginin sindirilmesine yararlı olmuyor.

E: Görmek görülmek konusu ile ilgili şunu da sormak istiyorum. Mesela burda bir hikaye paylaşıyoruz veya bir şey aktarıyoruz. İnsanların beğenmesi bir yana insanların görmesini ve bir tepkide bulunmasını bir yanıt alabilmeyi istiyoruz. Neden bu bizim için bu kadar önemli? Varmaya çalıştığımız nokta, ihtiyacımız olan şey nedir?

Devamını oku “Kendilik algısı” →

Yüz Yaşındayız

Böyle güzel bir günde doğmaktan hep gurur ve sevinç duydum.
Atatürk’ü anma Gençlik ve spor bayramı kutlu olsun, daha nice yüz yıllar kutlansın. Emeği geçen, yürek koyan, inançla var eden tüm bilinen ve isimsiz kahramanlara minnetarız.

19 Mayıs kutlamaları ilk olarak 24 Mayıs 1935 tarihinde Atatürk Günü olarak kutlandı. İlk 19 Mayıs, Beşiktaş Spor Kulübü’nün girişimleri sayesinde Fenerbahçe Stadı’nda kutlandı ve Galatasaraylı ve Fenerbahçeli çok sayıda sporcu bu günü beraber kutladı. Beşiktaş’ın kurucu üyelerinden Ahmet Fetgeri Aşeni, Atatürk Günü’nün gençliğe adanması için 19 Mayıs’ın Gençlik ve Spor Bayramı olarak kutlanmasını önerdi. Spor Kongresi’nde dile getirilen bu öneri kabul edildi ve Atatürk’ün onayıyla yasa haline getirildi.

20 Mayıs 1938 tarihli kanunla beraber 19 Mayıs, Gençlik ve Spor Bayramı olarak kutlanmaya başlandı. 12 Eylül Darbesi’nin ardından bayramın adı Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı olarak değiştirildi.