Kabaklar…

Yazdığım ilk resmi yazı, orta okulda verilen ilk kompozisyon ödevimdi. Sadece sınıfımızda değil okul çapında beğeni görmüş ve bolca alkışlanmıştı.

Ödevimin başlığını unutmadım (hafızam iyi değildir pek); “Kabaklar”! Ne alaka değil mi? O sıralarda annemin görevi nedeni ile köyde oturuyorduk ve ben her gün şehre okula gidip geliyordum. Bir önceki köyümüzde yoğun olarak kabak üretimi yapılıyordu, ben de o süreçleri gözlemlemiştim, çektikleri zahmetleri (on yaşındaymışım) ve bana ilginç gelen hususları aklımda tutmuşum demek ki 🙂

İlk resmi yazım diyorum çünkü, çok daha küçükten beri masallar uydururdum, yazmayı öğrendikten sonra ise kendi hayali gazetemde sahip olduğum küçük köşede günlük yazılar yayımlardım. Bunlar kısa ama çarpıcı bir uslupla gündemi vurgulardı. Tek okuyucum da babamdı 🙂

Neyse işte o “kabaklar” böylesine alkış alınca kompozisyon dersleri daha bir ilginçleşti, sonraki yıllarda derslerde bir çok arkadaşımın kompozisyon ödevlerini de ben yazdım, yazılılarda sınıfın yarısına farklı “giriş” bölümü verdim, öyle ki zil çalmaya on dakika kala hala kendi yazılıma başlayamamış olurdum, ve son on dakikada kendi yazımı yazıverirdim.

İlk yazım “kabaklar”‘ı beğenen ve örnek gösteren o Türkçe öğretmenimizin ismini hatırlayamıyorum fakat kendisini saygı ve sevgiyle anıyorum. Şimdi yazdıklarımı da beğenir miydi diye düşünmeden de edemiyorum; çünkü o zamanlar henüz bir çocuktum ve kimse için, kimsenin dünyası için bir tehlike arzetmiyordum. Bir çocuğu alkışlamak daha kolay olabilir 🙂

Elmaların altında…

Bir gün ben de resimdeki kız gibi fırsatını bulduğumda elma ağacı ile konuşmak istiyorum. Ona bazı sorularım olacak, örneğin:

  1. Elma verdiğin için taşlanmak nasıl bir duygu?

  2. Taşlandığında verim kaliteni nasıl etkiliyor?

  3. Seni neden cennetten kovulmanın simgesi seçtiler? Bunun için biir yarışmaya filan katıldınız mı? Ya da cennette bir anket düzenlenmiş miydi?

  4. Seni cennetin ortasına dikip, sulayıp bakımını yapıp büyüten kimdi?

  5. Şeytanı tanır mısın?

  6. Meyvelerinin rengi, kırmızı-yeşil ve tadları tatlı-ekşi, bir anlam ifade ediyor mu? Örneğin cenetteki ilk varoluşunda elmanın rengi ve tadı hangisindendi?

  7. Son bi soru (şimdilik, yorduysam kusura bakma lütfen), dallarının altında uyuyup kalmış şu kızı  tanıyor musun?

seni seven biri

Cehennemin yolu…

Geçen arife günü ölümümle oldukça şiddetli bir konuşma yaptık. Hepsi aklımda değil, bazıları da paylaşılabilir değil. Ama en azından şunu paylaşmak istiyorum:

Dedi ki: “insanlığın en büyük felaketi, ona “iyilik” kelimesinin öğretildiği andı. İşte o  anda kendiliğindenlik büyüsü bozuldu ve kötülük- karanlığın prensi doğdu!”

Çok şaşırdığımı söyleyemeyeceğim, boşuna dememişler “cehennemin yolu iyilik taşları ile döşelidir” diye 🙂

Think about it.

Gece

Uykuma sarılırım ve taş parçasının içine gömülürüm neşeye,

Zamanın ihanetine ve haksızlığına karşı duyarsız.

Kör, uyuşuk, kazanırım; bunlar benim güçlerim..

Ah, hiç uyandırmayın beni o çınlayan sesinizle!

Michelangelo