Dönmek güzel

Dönmek ne güzel, hele serin bir İstanbul bulmak daha da güzel 🙂 Anadolu tarafında otobüs yolculukları zor oluyor, en ciddi sanılan otobüs firmaları bile her köşe başında durup yolcu alıyor. Bayram değil seyran değil otobüsler niye böyle tıklım tıklım dolu anlayamadım. Hatta öyle ki, ortalama on saatlik bir hat üzerinde bir koltuk üç kez el değiştiriyor. Sanırım kazançları oldukça iyidir bu firmaların. Yolcular açısından o kadar da iyi değil, saatler uzadıkça uzuyor, verilen hizmetin kalitesi düşük. (Bu arada Metro Turizm benden kötü puan aldı;  İstanbul diye getirdikleri yer bir dağbaşı, servis dedikleri ise saatte bir kalkan eski otobüsler, klima kalöriferle birlikte çalışıyor! Mola saatleri yolcunun ihtiyacına değil kendi dinlenme tesislerinin yerine bağlı! 12 saatlik bi yolculuktaki iki molanın biri 00.30 da ikincisi 03.30 da :))) vs vs… Anlatıp da kendimi yormama gerek yok, şartlar böyle ülkede.)

Karadenizde yollar çok güzel yapılmış, deniz boyunca ferah, modern. Bu beni sevindirdi. Epeyce fotoğraf çektim ama içinde doğru dürüst bişey çıkacak mı henüz bilemiyorum, ışık genellikle uygunsuzdu. İlginç olan bi diğer şey dokuz günlük o dilimde karadeniz kuzu gibiydi, minicik bi dalga bile görmedik! Sonuç olarak, yıllardan sonra Doğu Karadeniz’i gördüğüm için memnunum ama yine de böyle koştur koştur gezileri sevmiyorum, benim tarzım değil, gittiğim yerde en az bir ay kalmalıyım, yörenin insanı ile birlikte yaşamalıyım, ancak o zaman kendimi o farklı şeylere dokunmuş hissedebiliyorum.

Uzun-sağlıklı yaşam

  

Kafkasya kökenli vatandaşların yaşadığı klasik bir Çerkez köyü olan Mersin’in yayla merkezlerinden Atlılar (Sadiye) köyünde halkın ortalama yaşam süresi 90’ı buluyor.
Mersin il merkezinden 45 dakikada, Adana il merkezinden ise 1.5 saatlik yolculukla ulaşılabilen Toros dağlarının eteğindeki Atlılar köyü, şehir gürültüsünden uzak, sadece büyük ve küçükbaş hayvanların seslerinin duyulabildiği tipik bir Anadolu köyü.
Yaz aylarında 150 olan hane sayısı kış aylarında 50’ye kadar düşen, şu sıralar karlar altındaki görünümüyle eşsiz bir görsellik sunan Atlılar köyünün en büyük özelliği ise, halkın ortalama yaşam süresinin 90’ı bulması.
Muhtar,  köy halkının tamamı sebze ve meyvesini kendi üretir. Bir de buralar yazın serin, kışın da karlı geçer. Soğuk hava da insanın dinç kalmasını sağlıyor. Burada aile ortamında yaşıyoruz. Hiç kimse kimseyle kavga etmez, strese girmez, tam tersi birbirlerinin sorunlarına ortak olur. Bütün bunlar uzun ömürlü olmak için yetiyor” dedi.  (Milliyet)

Aslı var mı?

BBC’NİN CANLI YAYININDA UFO GÖRÜNDÜ!

BBC’nin canlı yayınında aniden görünen UFO, kelimenin tam anlamıyla manşete çıktı. BBC Look North’un sunucusu Colin Briggs kahvaltı haberlerini sunarken, arkasındaki Tyne nehrini canlı olarak gösteren ekranda ortaya çıkan hareketli parlak nesne dikkatli gözlerden kaçmadı. Yaklaşık 45 derecelik bir açıyla yukarı doğru hareket eden beyaz ışıklı nesne ekranın solunda ortaya çıktı ve Newcastle’ın Millenium Köprüsü’nün geniş kemerinin altından geçerek ekranın sağ üst köşesinde görüntüden çıktı. Gizemli nesneyi sadece BBC’nin söz konusu programını izleyenler görme şansına sahip olurken, arkası ekrana dönük oturan Colin Briggs her şeyden habersiz haberlerini sunmaya devam etti.

Aklımda kalanlar

Yol boyunca çok güzel otellerde kalıyoruz (hiç birinde içki yok, neyse ki bu açıdan bi eksiklik hissetmiyorum). Uzungölde kaldığımız harika otelin duvarlarında çeşitli uluslara ait (çoğu anadoluya ait derviş sözleri) atasözleri ve özlü sözler var, otelin açık va kapalı alanlarına duvarlara çerçeve içine alınarak asılmış. Hepsi de çok güzeldi. Tam kapıdan çıkarken bi tanesi gözüme ilişti çok sevdim, belki bilmeyenler vardır, paylaşayım:

Aptalı sık sık affedersen ahlaksız olur.

Bu küçük ve sade deyiş hayatım içinde pek çok sahneyi gözümün önüne getirdi. Çok sevdiğim bir arkadaşım kişileri düzeltmeye ve sabırla onlara yanlışlarını anlatmaya çalışırken onu uyarırdım; senden yardım istemeyene hiç bir faydan dokunmaz, enerjini boşa tüketme, ancak kendini düzeltebilirsin sen derdim. O ise bu sözlerimi bencilce bulurdu; sen söyleme ben söylemeyeyim bu insanlar doğru (!) insan olmayı nerden öğrenecekler, en azından hatalı ve kaba davranışlarının farkına nasıl varacaklar derdi. Böylece üzerinde anlaşmaya varamadığımız bir konuydu bu fakat yukarıdaki özdeyiş sanırım biraz da olsa onu haklı çıkarıyor 🙂

Gerçi “sık sık affedersen” diyerek “hep affetme” seçeneğini dışlamış oluyor ve bu durumda beni de bir nebze haklı çıkarıyor galiba, ne dersiniz?

Uzungöl ve Ayder

Şimdilik üstümde bir kekemelik durumu var, insan alışıldık güzelliklerin üstüne çıkınce böyle oluyor demek ki. Bilahare normale dönünce sanırım duygu ve izlenimlerimi yazacağım.

Uzungölün ruhu coşturan neşe veren bir enerjisi var, insan durduk yerde kahkaha atmak istiyor. Ayder ise daha gizemli hatta sislerden oluşan canavarlar insanı biraz irkiltiyor. Sadece sis de değil, ırmağın coşkulu bir gürültü ile akışı da insanı biraz sarsıyor. Şu an kalörifer yaktırma ihtiyacı duyduk otelin içinde, ısı kaçtır bilmiyorum, hangi yönümüz üşüdü onu da bilmiyorum. Buraları gördükten sonra laz arkadaşlarımda her daim gördüğüm memleket hasreti ve mutsuzluk durumunu iyi anladım, insan dünyanın en güzel yerini geride bırakırsa evet galiba hasret çekmesi daha yoğun olur.

Dün gece Uzungölde seyrettiğimiz horonlar, folklör gösterileri ve seçme laz türkülerinden öylesine mest oldum ki, en kısa zamanda horon dersi almak için yoğun bir istek duyuyorum.