Bilinçlenme yolunda önemli etkenler-1

Bilinçlenme yolculuğunu ele aldığım bu yazı dizisinde, bir yandan düşünüp bir yandan sohbet etmeyi umuyorum.

Fazla iddia taşımaksızın diyebiliriz ki, bütün insanlığın çalışmalarına temel oluşturmuş olan etkenler; soru zanaatı, öykü zanaatı ve el zanaatıdır.  C. Estes’e göre tüm bunlar bir şey yapar ve o bir şey ise ruhtur. Yeterince yakınlaşırsak bunların, eski yaraların kabuklarını yumuşatmak, onlara merhem sürmek, yenilerini önceden görmek, böylece ruhu gerçek dünya için görünür kılan eski becerileri yeniden canlandırmak için kullanılan somut yöntemler olduğunu görebiliriz.

Soru zanaatı: Soruyu, ister bir çocuğun, bir erişkinin çok ciddi gördüğü isterse gündelik alelade sorularında değerlendirelim, aslında bundan çok daha ötedir bana göre. Soru, insanın hayat karşısında duruşudur, bizatihi varoluşunun temelidir. Hayat ise bıkıp usanmayan bir cevapçıdır. Sorduğunuz sürece var olursunuz. Soru bir büyü gibi işlev taşır; çünkü gerçek sorular bir alçak basınç alanı oluşturarak, cevabı zorunlu kılar. Peki neden “gerçek soru” deme ihtiyacı hissettim? Gerçek soru adı üstünde bir şeyi merak ettiğinizin göstergesidir. Oysa günümüz insanının merak duygusu öylesine körelmiş buna karşın kendine önem verme hassası öylesine güçlenmiştir ki, soru işareti ile biten cümleler aslında –çoğu kez- bir boy ölçüşme, karşıdakini küçük düşürme vasıtası gibi işlev görmeye başlamıştır.

Soru soran açısından; kişi kendi diyeceği varsa onu soruya tahvil etmeden demelidir zaten, eğer merak edilen bir şey varsa o durumda tamamen boş bir zihinle, kalpten gelerek, özlü ve net biçimde merakını dillendirmelidir. Cevabı gerçekten merak etmelidir, onu duyabilmek için iç konuşmasını durdurmuş olmalı, yani tam bir alçak basınç alanı oluşturmalıdır.

Soruya muhatap olan açısından; kişi her ne kadar soru kendisine yöneltilmiş olsa da kendi bilgileri açısından vereceği cevabın eksik, daima eksik kalacağının bilincinde olmalıdır. Böylece soru kendisine ulaştığında, onun evrende yankılanmasına izin vermeli, kendine ulaşacak cevabı tıpkı soran gibi iç konuşmasını durdurmuş olarak beklemelidir. Eğer cevap dışarıdan gelecekse o halde soru muhatabının ne önemi var diye düşünebilirsiniz, her soru öylece havalara sorulsun diyebilirsiniz. O halde ben de size neden ikide birde cep telefonu, televizyon, buzdolabı, bilgisayar değiştirip durduğunuzu sorarım. Gerçek bir soru olduğu için cevabı bu satırları okurken siz verin lütfen. Ben sadece “vasıta”nın da önemli olduğunu anlıyorum. “ben” yerini “vasıta” sözcüğüne bırakana dek, gerçek alıcı/verici olamayacağımız zaten tüm öğretilerin en popüler ortak yönüdür.

İşte Castaneda kitaplar dizisinde soru sorma zanaatının mükemmelen işlediğini gördüğüm için ona hayran oldum. Yaklaşık üç bin sayfanın her satırı buna örnektir, ama onlardan şu an tesadüfî birini “soru sorma”ya  örnek göstermek istiyorum.

“Neden o güç bitkilerini birçok kere almamı istedin?” Diye sordum. Güldü ve hafifçe mırıldandı, “çünkü sen bir aptalsın.” Onu duymuştum ama emin olmak istiyordum ve anlamamış gibi yaptım. “Efendim?” dedim.”Çok iyi anladın.(!)” Diye karşılık verdi ve ayağa kalktı. Yanıma gelince hafifçe başıma vurdu. “Sen çok yavaşsın” dedi.  “Ve seni sarsmak için başka yol yoktu.” “Yani aslında hiç de gerekli değiller miydi?” Diye sordum. “Senin için gerekliydi. Ama bazı insanlar onlara ihtiyaç duymazlar.”
Bir süre çalıların tepesine baktı (!) ve öğrencisi Eligio’dan bahsetti, o yalnızca bir kez psikotropik bitki almıştı ama yine de CC’den daha ilerdeydi.
“Duyarlı olmak, belirli insanların doğal durumudur, sen değilsin. Ama bende değilim. Son tahlilde duyarlılık pek önemli değildir.”
“Önemli olan nedir peki?” diye sordum.
Uygun yanıtı arıyor gibi duraksadı (!). Sonunda, “Önemli olan bir savaşçının kusursuz olmasıdır.” Dedi. “Ama bu yalnızca bir konuşma tarzı, bir tür konuyu saptırma.(!)”
–Erk Öyküleri-

Bu örnekte ünlem işaretleri koyduğum yerler, cevapçının evrene danıştığını, gerçek soru ile olmayanı nasıl hemen anladığını gayet net gösteriyor. Bu arada tesadüfî(!) örneğimizin tam da belirtmeden geçmek istemediğim bir içeriği olması da hoş oldu. Yirmi yıl önce dördüncü kitaba gelemediğim için bu açıklamayı da duyamamıştım. Psikotropik bitkinin bu öğretinin olmazsa olmazları arasında sıralamaya dahi giremeyecek bir öğesi olduğunu öğrenmem için on küsur yıl geçmesi gerekmiş. Gerçi bu konuda yapılmış pek çok da araştırma var örneğin A. Huxley, Algı Kapıları isimli kitabında kendi peyote deneyimlerini anlatır ve araştırmacıların da görüşlerine yer verir. Araştırmacı Dr. Slotkin’in raporlarına göre; “düzenli peyote kullanıcıları genelde daha üretken, daha ılımlı (çoğu alkolden tamamen uzak duran) ve peyote kullanmayanlara göre daha barışçıdırlar. Bu kadar tatmin edici meyveleri olan bir ağaç şey kaynağı diye hemen yargılanıp bir kenara konulamaz”.

Bu arada küçük bir ara yola da gireceğim izninizle:  Bildiğimiz gibi kelimeler büyüdür ilk söylendiği halleriyle ve fakat bin yıllar içinde ilk söyleniş hali çoğu kez defalarca şekil değiştirir ve artık sözlükte yazılı bir anlam haline dönüşür. Sözlükteki karşılığına bakmazsanız o ses demeti size bi şey demez hale gelir. Ben bu duruma gelmiş kelimelere (hemen artık tüm kelimelerimiz) tren lokomotifi diyorum. Malum lokomotifin işlevi kendisine bağlanmış yük katarlarını çekmektir. İlk çıktığı haliyle bizatihi “yük” olan kelime şimdi yükü çeken vasıta olmuş.
Gözlemim ise şöyle; yaklaşık onbeş yıldır yakınımdaki, çevremdeki insanları gözlemlediğimde erkek ve kadınlar arasında bariz bir fark saptadım. Erkekler (genelleştirme her zaman yanlış ya da eksiktir, fakat merdiveni çıkmak için mecburen yaptığımız bir işlem.), kelimelerin sözlük anlamlarına sıkı sıkıya bağlı iken, kadınlar lokomotifin çektiği  yükü görüyorlar çoğu kez. Bu sebeple de genelde onların karşılıklı tartışmaları bazen seyreden açısından bir kör dövüşü gibi oluyor. Örneğin onbeş yıl öncesine kadar ben de erkeklerin çoğu gibi yaşıyordum. Kelimelere bağlı yükleri (duygular)kazara fark etmiş olsam bile , görmezden geliyordum. Ve bu davranışıma adeletli olmak yansız olmak, objektiflik diyordum. Ve tabi kadınlardan da korkuyordum çünkü onlarla anlaşmak bir kıl köprüde yürümek kadar zordu benim açımdan. 🙂
Daha sonraları kadınların yöntemini inceledim ve bana oldukça sahici geldi. Ve saf değiştirdim! Bu kez  kelimelerin yüklerini dinlemeye başladım. Buna alt yazıyı okumak da diyebiliriz. Ya da bir başkası empati diyebilir. Nasıl isimlendirildiği önemli değil. Ben bu durumu bir vizyon esnasında açıkça ve fiziki olarak görmüştüm. Kelime kişinin ağzından çıktı, yavaşlatılmış olarak bana doğru ilerlerken arkasında uçurtma kuyruğu gibi bi şey asılı olduğunu gördüm. Kendimce en tuhaf bulgularımdan biri olmuştu bu 🙂

-“Öykü zanaati ile devam edecek-

Özetleme Kavramı

“Özetleme, büyücülerin zamanlarının çoğunu adadıkları bir çalışmadır.Yaşıyor olduğun sürece hiçbir zaman çok geç değildir.Enerjinin ne kadar yitirildiği ve çarpıldığı bu açıdan önemli değildir.Her zaman sıfırdan başlayıp enerjini yeniden yapılandırabilirsin.Önemli olan ilk adımı atmak ve başlamaktır. Enerjilerini korumak ve yeniden yapılandırmak isteyenler için en etkili yol özetlemedir.

“Bir büyücü bilir ki eğer hayaletlerinden kurtulmazsan, onlar senin için gelirler.”

Bu nedenle bir büyücü arkasında çözülmemiş bir konu bırakmaz. İnsanlar yaşamlarını geçmişlerinde yaşanmış olaylara çengellenmiş şekilde, bu olaylar tarafından incitilerek geçirirler.Bunlar kurtulmayı akıl edemediğimiz artık anlamsız yüklerdir. Enerjimizi, geçmişte yaptığımız duygusal anlaşmalara bağlı bırakmak tam bir deliliktir.”

“Özetleme bizi geçmişten alır ve şimdiki ana girmemizi sağlar.
Geçmişimizden kaçamayız, sıkkın bir cinsel ilişkinin ürünü olmaktan da. Ama bunların enerjimiz üzerindeki etkilerini durdurabiliriz. Gerçekte enerji aleminde zaman ve mekan yoktur. Dolayısıyla olayın olduğu yere ve ana dönebilir ve onu değiştirebiliriz.
Özetleme eski görücülerin mirasıdır ve büyücünün temel uygulamasıdır. O olmadan yol da olmaz.
Don Genaro benimle asla el sıkışmazdı. Kazara ona dokunacak olursam hemen dokunduğum yeri sanki ona bir şey bulaştırmışım gibi yıkamaya koşardı. Bu komik rutinle bana özetlemenin hijyen demek olduğunu belletti.

Özetleme için özel bir koşul gerekmiyor. Bir savaşçı yürürken, elini yıkarken, yemek yerken vs. özetleme yapabilir. Önemli olan tek şey bunu yapmaktır. Nasıl yaptığının bir önemi yoktur. Ancak büyücüler bu uygulamayı ciddiye alırlar. Tahta sandıklar yapar ve bunun içinde özetleme yaparlar. Gece karanlıkta yatağına oturup özetleme yapmak da iyi bir yoldur. Kendini izole edebileceğin her yol iyidir. Nefes önemlidir. Ancak hiçbir şeye takılmamalı çünkü tin özetleme yapana yolu gösterir. Önemli olan niyettir ve yapmaktır.
Özetlemeyi psikolojik çözümlemeyle karıştırmayın. Eğer ihtiyaç duyduğunuz şey yorumlarsa psikiyatriste gidin. O size olduğunuz halinizle bir idiot olarak nasıl yolunuza devam edeceğinizi anlatacaktır. Özetlemeden dersler çıkarmaya da çalışmayın. İçinde ahlaki dersler olan hikayeler sadece çocuk kitaplarında vardır. Özetleme özel bir iz sürme uygulamasıdır. Hikayenizi olduğu gibi görmelisiniz. Onu yargılamadan, ahlaki sonuçlar çıkarmadan, pişmanlık duymadan, kendinize kızmadan veya kendinizi takdir etmeden. Geçmişinizdeki hiçbir şey diğer bir şeyden önemli değildir, en nihayetinde hepsi geçici ve devamlı olmayan şeylerdir.”

Özetlemenin Etkileri:

“Özetlemenin iki temel sonucu olur.Hızlı etkisi içsel diyalogları durdurmasıdır. Bir savaşçı içsel söyleşisini durdurmayı başarınca enerjisiyle ilişkisini sağlamlaştırır.Özetleme onu anıların yükümlülüğünden ve hislerin ağırlığından özgürleştirir. Savaşçı gerçek şeylere değer biçmeye başlar, o şeylerin yorumlarına değil. Bu noktada savaşçı büyücülerin kavranılmaz dünyasıyla ilk defa temasa geçmiştir.
“Savaşçının bu aşamada her şeye gülmeye başlaması normaldir. Enerji mutluluk vericidir.”
“öte yandan ürkütücü bir insan olmaya başlar. Parıltısını eksiksiz hale getirdikçe, yaşamını temizledikçe o an için ne gerekiyorsa o şeye karar verip yapacaktır ki bu da başka insanlar için ürkütücü gelecektir.”
İşte bu zaman bir savaşçı daha fazla aklı başındalığa ve ayıklığa gereksinir. Aksi halde kendini ve çevresindekileri gereksiz risklere atabilir.

Özetlemenin ikinci etkisi şudur: Özetleme, Tin’e yapılmış bir davet olarak çalışır ve Tin’in gelip bizimle yaşamasını sağlar. Diğer bir ifadeyle geçmişimizi anımsamak, yıllardır birbirlerinden ayrı olan enerji beden ile fizik bedeni yeniden ayrılmaz bir birim haline getirmenin en etkili yoludur. Büyücü böylelikle yaşam öyküsünün bir kopyasını yaratıp ölümü kandırır. Bu, özetlemenin nihai amacıdır: Çiftini yaratıp ayrılmaya hazır hale gelmek. Bunların önemini takdir etmek için büyücü olmanıza gerek yoktur: Borç içinde ölmek zavallı bir ölüm şeklidir. Öte yandan bir çifte sahip olmak, kartalın size devam etmenize izin vermesini sağlamanın yoludur. Büyücünün savaşımı efsanevidir. Özetlemeyle yaşamlarını kusursuzlaştırırlar. Bu sayede bütün farkındalıklarıyla ayrılabilecekleri bir denge durumuna erişirler. Tutarlı, arıtılmış ve bütünlenmiş olan anıları, bağımsız bir varlığı olan ve farkındalıkları karşılığında değiştirebilecekleri bir bilettir onlar için. Kartal yaptıkları bu ödemeyi kabul eder ve öte yana geçip devam etmelerine izin verir. Bu kusursuz kopyamız Kartal için yeterlidir. Görücüler bu anda bir enerji patlaması olarak görülürler: Kılıflanmış farkındalık içten gelen ateşle yanıp fışkırır, birleşim noktaları sonsuzca genişler…”

Carlos Castaneda

http://www.sessizbilgi.com/node/7

Özetlemenin nasil yapilacagina dair detayli bilgiler icin:

http://www.carloscastaneda.net/index.php?option=com_content&view=article&id=44&Itemid=63