Vazelin nasıl bulundu?

TADINDAN YENMİYOR

Bu hikayeyi kime anlatsam çok beğenildiğini en baştan söyleyerek başlayayım.

Ne de olsa hepimiz Vazelin’in, eee, iyi bir şey olduğunu biliriz.

Öncelikle bu çok amaçlı nanenin bulunuşuna dair biraz bilgi vereyim:
Her şey 1859 yılında Brooklyn, New York’ta başladı. Robert Chesebrough (Chesebrough-Ponds bakım malzemeleri ile ünlüdür) adlı genç bir kimyagerin ofisinde çalıştığını gözünüzün önüne getirin. Genç Robby, döneminin çok yaygın bir sorunuyla boğuşmaktaydı: Yakıt olarak gazyağı satıyordu ama Pennsylvania’daki petrol kuyularındaki büyük grevler geçimini zorlaştırıyordu. Petrolün gelecekte en temel enerji kaynağı olacağını öngörmekteydi.

Ne yapmalı? Ne yapmalı?

ilk akla gelecek şeyi yaptı. At arabasına atlayıp, petrol kuyularının anavatanı olan Pennsylvania’daki Titusville’e doğru yola çıktı. Amacı petrol sektöründe voleyi vurmaktı.

Ancak, sondaj aletlerinde kullanılan parafin benzeri bir yapışkan madde ilgisini çekti. Kuyularda çalışanlar bu maddeden nefret ediyordu, çünkü sondaj aletlerinde tutukluğa sebep oluyordu. Fakat sebep olduğu bütün sorunlara rağmen, işe yaradığı bir nokta da bulmuşlardı. Bir yaraya veya çürüğe sürdüklerinde, iyileştiriyordu.

Robby bu maddeden bir miktar alıp Brooklyn’deki laboratuvarına götürdü. İçindeki temel madde olan ve bugün petrol jölesi olarak bilinen saydam maddeyi keşfetmesi uzun sürmedi. Harikalar yaratan bu jölenin patentini 1870 yılında aldı.
Devamını oku “Vazelin nasıl bulundu?” →

Amerika’nın İlk Metrosu

BÜYÜK BİR SIRDI

Büyük şehirlerin hemen hepsinde, trafik sorununa çözüm arandığı dönemler olmuştur. Bugün, leş kokulu otobüsler ve her tarafları boyanmış trenler makul sayılabilecek bir çözüm sağlıyorlar. Ama ya on dokuzuncu yüzyılda bu sorunla karşılaşan şehirlerde ne yapılıyordu?

On dokuzuncu yüzyılda kalabalık bir şehirde yaşamanın nasıl olacağım bir düşünün. Toplu taşımacılık araçlarına sahip olmayan milyonlarca insan. Unutmayın ki, motorlu araçlar da henüz icat edilmemişti. Sokaklarda sadece acayip kokulu pislikler bırakan bir sürü at arabası vardı. Burnunuzu kapatmayı unutmayın!

New York şehrinde de benzer bir taşımacılık sorunu mevcuttu ve malum, kullanışlı bir çözüm üretilemiyordu.

Bu noktada devreye Alfred Ely Beach giriyor. Bu adamı tanımıyorsanız dert etmeyin, zaten çoğu kişi tanımaz.

Bilmeniz gereken, Alfred’in 1846 yılında, arkadaşı Orson D. Munn ile birlikte Scientific American adlı yeni bir yayının haklarını satın aldığıdır. Kısa sürede editörü olduğu bu yayını bugün de bildiğimiz büyük bir dergiye dönüştürmüştür.

Muhtemelen, böyle bir dergiyi satın alacak parayı nereden bulduğunu merak ediyorsunuz. Madem bilmek istiyorsunuz, size anlatacağım.
Devamını oku “Amerika’nın İlk Metrosu” →

Barometre ile yükseklik ölçümü

Bu soru Kopenhagen’daki bir üniversitenin fizik sınavından alınmıştır:

“Bir gökdelenin yüksekliğini barometre ile nasıl bulursunuz, anlatınız.”

Öğrencilerden birinin cevabı:

“Barometrenin ucuna bir ip baglarsınız.Sonra gökdelenin tepesinden asıp sallarsınız. Barometre yere değdiğinde ipin boyuyla barometrenin boyunun toplamı gökdelenin yüksekliğini verecektir.”

Bu oldukça orijinal cevap hocayı çileden çıkartmaya yetti ve öğrenci dersten kaldı.

Öğrenci cevabının doğruluğu konusunda itirazda bulundu ve üniversite durumu çözmek için başka bir hoca gönderdi. Bu noktada öğrenci hakkında ne düşünürdünüz? Sizin kararınız ne olurdu ? Çocuk kalmalı mı geçmeli mi ?
Devamını oku “Barometre ile yükseklik ölçümü” →

Ayak Şeysi

ADI HER NEYSE İŞTE…

Falanca kullandı. Filanca kullandı. Herkes kullandı. Eminim ki siz de kullanmışsınızdır. Sadece bir sefer de değil. Evet, ben bile kullandığımı itiraf etmeliyim.

Burada bahsettiğimiz şey, Kuzey Amerika’da en yaygın kabul görmüş ölçü aracı.

Muhtemelen bir cetvelden bahsettiğimi düşünüyorsunuz ama hayır. Hepimiz cetvel kullandık tabii ama standart bir cetvel tasarımından söz edemeyiz. Hepsi düz bile değildir.

Bahsettiğim evrensel araç, ayakkabı satıcılarının ölçünüzü tespit etmek için ayağınızı içine soktuğu şu zamazingo.
Neden bahsettiğimi biliyorsunuz. Üzerinde işaretler olan ve ayağınızı içine soktuğunuz o çok soğuk metal şey.
Bütünüyle metal tasarımı sayesinde oldukça ağır bir alet bu. (Eminim bunu kardeşlerinin kafalarını yarmak için kullanan afacanlar vardır.) Bir düşünün, bu zımbırtı herhalde Amerika’da ucuz plastik taklidi yapılmamış tek şey.

Peki adının ne olduğu hakkında en ufak bir fikriniz var mı? Ayakkabı sektörünün dışındaki çok az insan bunu bilir. Halbuki aletin üstünde gayet dikkat çekici bir şekilde yazmaktadır. Tabii kullandığınız sırada ayağınız ismi kapatıyor.

Bu aletin adı (davullar lütfen!):
Devamını oku “Ayak Şeysi” →

Einstein’in Buzdolabı

GERÇEKTEN DE MODERN BUZLUKLAR TASARLADI

Einstein.

Tek bir ismin insanın zihninde bu kadar çok imgeyi canlandırması şaşılacak şey. Deha. Bilim adamı. İzafiyet kuramı. E=mc2. Dağınık saçlar.

Ancak pek az insan Einstein’ın birkaç yılını buzdolaplarını geliştirmeye adadığını bilir. Ve bu, dünya çapında tanınan bir bilim adamı olmasından yıllar sonra gerçekleşmişti.

Nobel Ödüllü, dünya çapında şöhret ve deha sahibi bir insan neden buzdolabı üretmek gibi sıradan bir proje için vaktini harcamaya tenezzül eder ki diye düşünebilirsiniz.

Aslında Einstein yaptığı işi oldukça ciddiye almıştı. Birçok kaynağa göre, 1920’lerin başında bir gün Almanya’da oturan Einstein, gazetede tüm fertleri ölen bir ailenin haberini okudu -anne, baba ve çocukları. Buzdolabından sızan zehirli bir maddenin hepsini uykularında öldürdüğü anlaşılıyordu.
Devamını oku “Einstein’in Buzdolabı” →