Kedi Kumu

VURGUN NEDİR?

Yılda milyar dolarlar civarında paranın döndüğü bir sektörün çıkışı, 1948 yılı Ocak ayının soğuk bir gününde yaşanan tesadüfi bir karşılaşmayla başlamıştı. Evet, işte o gün, Michigan’daki Cassopolis kentinde, Kay Draper isimli bir kadın ciddi bir sorunla karşı karşıya kaldı: Kedisinin tuvalet kabına koyduğu kum donmuştu.

Bunun üzerine Kay tuvalet kabını kül ile doldurmaya karar verdi. Ancak karşısına bambaşka bir sorun çıkıverdi: O küçük patiler kaşla göz arasında evin her tarafında küçük siyah izler bırakıyordu. Külün çözüm olmadığı ortadaydı. Kay de, bir başka yaygın seçenek olan, talaşı kullanmaya karar verdi. Bu da pek işe yaramadı. Bunun üzerine bir kömür, buz ve talaş şirketi işleten komşusu, Lowe ailesine gitti.

Bir saniye! Bir saniye! Bir talaş şirketi mi? İnsanlar bu lüzumsuz maddeyi satıyorlar mıydı gerçekten? Hikayemize kısa bir ara verelim isterseniz.
Devamını oku “Kedi Kumu” →

Yağmur Adam

BİR ŞEYİ ÇOK FAZLA İSTEMEYİN

Bana mı öyle geliyor, emin değilim ama sanki her yaz bir kuraklık yaşıyoruz. Sonbahar, kış ve ilkbaharda ne kadar çok yağmur yağmış olursa olsun, haberleri sunan adamlar her yazın başında yaklaşmakta olan bir su krizini bildiriyorlar.

Vergi mükellefleri olarak, politikacılarımızın bu sürekli tekrarlayan soruna bir çözüm bulmalarını talep etmek hakkımız. Ne kadar para gerekiyorsa harcayın ve çözün bunu.

Herhalde şimdi oturmuş kafanızı kaşıyorsunuzdur. Başkentteki adamların su sorununu nasıl çözebileceklerini merak ediyorsunuzdur. Ben burada size sadece teoride bir çözümün var olduğunu değil, bu çözümün daha önce uygulandığını da göstereceğim.

Charles Mallory Hatfield adlı adamı ele alalım. Vefatının üzerinden çok zaman geçmiş olan Charlie, teknik olarak bir plu-vikültüristti.

Pluvi-kim? Ne?
Devamını oku “Yağmur Adam” →

Kısayoğun Öyküler ve Diğerleri

Yazmak isimli ontolojik olarak belirsizliğini koruyan eylemde türün oluşumu önsellik içermez. Yazınsal türlerin oluşumu bütün yazın tarihi içinde insanın anlatım gereksinimini nasıl karşılayacak, onu en iyi nasıl anlatacak sorusu içinde erimiştir. X’I anlatma istemim bir çığlıkla sonlanıyorsa bu eylemin tür olarak bir şiire eğileceği ya da bir hitabet sanatı içinde metinleşeceği olasılıkları öngörülebilir. Derdim uzun bir yolculuğun başıma getirdikleriyse; geniş bir anlatım alanı olarak düzyazı türlerinin oluşması kaçınılmazdır. Bir destanın, mitolojik metinlerin, kutsal kitapların oluşumu yazınsal türleşmeyi anlatım gereksinimi içinde değerlendirmemizi sağlar.

Sözkonusu olan ontolojik olarak belirsizliğini koruyan bir eylemse ve öznesi insan ise; diğer bütün farklı disiplinlerde olduğu gibi, yazınsal alanda türleşmenin tarihi de sınırları belli bir düz çizgi izlemez, izleyemez de… Çığlık olarak anlatılmasına gereksinim duyulan bir X bazen yüzlerce sayfanın içinde eriyerek bir romana dönüşebilir ve zihinsel karşılığını geniş zamana yayılmış olarak bulur. Tıpkı bu örnek gibi; bir düzyazı metin şiirin bütün olanaklarını kullanabilir. Anlatım gereksinimi ve anlatılacak şey’in kendisini kendi tözüne en uygun biçimde aktaracak biçimde türleşmesi yazın alanı dışında da benzer yapıda bir yol izler; bir ressam, bir fotoğrafçı, bir yontucu hatta sayısal görüntü işlemcisi, hepsi insan varoluş tarihinin benzer kuralına uyar; meramını meramına en uygun yöntemle kurgular ve dışarı aktarır. Bu aynı zamanda sanat kavramının varlığı ve enerjisidir de…
Devamını oku “Kısayoğun Öyküler ve Diğerleri” →

Peigneur Gölü Faciası

GÖL DELİKTEN AKIP GİDİYOR

21 Kasım 1980 tarihine dönelim. Bu gün size hiç de önemli değilmiş gibi gözükebilir. Ancak, Lousiana’da New Iberia yakınlarında yaşıyorsanız, bu tarihte meydana gelmiş bir dizi tuhaf olayı unutmanız mümkün değildir.

Bu gün de her zamanki sıradan bir gün gibi başlamıştı. (Galiba bütün tuhaf hikayeler böyle başlıyor.) Güneş, Peigneur Gölü üzerinde yeni yeni yükseliyordu. 1300 dönümlük bir alana yayılmış olmasına rağmen derinliği bir metreyi geçmeyen bu gölün üzerindeki Jefferson Adası, Live Oak Gardens botanik parkına ev sahipliği yapıyordu. Fakat bu doğal güzellikle çelişkili biçimde, adanın çevresine petrol ve gaz kuyuları sıralanmıştı.

Burada karşımıza, test amacıyla 20 Numaralı Kuyu’yu açmakta olan, Texaco tarafından tutulmuş Wilson Kardeşler Şirketi çıkıyor. İlk 374 metre boyunca sondaj işlemi sorunsuz geçmesine rağmen, 375. metrede işleri sarpa sarmaya başladı.

Beş kişilik gece ekibi mesaileri sırasında bir sorunla karşılaşınca sabah saat altıda işbaşı yapacak yedi kişilik gündüz ekibini beklemeye karar verdi. Saat altı buçuk olduğunda sondaj aracı hafifçe eğilmeye başlamıştı. Ekiptekiler, aracın ayakları altındaki zeminin çökmekte olduğunu düşündüler. Sorunu Texaco’nun New Iberia’daki bölge merkezine bildirdiler. Tüm ekipler platformu tahliye etmeye ve iki yüz metre kadar uzaktaki sahile yönelmeye karar verdiler.
Devamını oku “Peigneur Gölü Faciası” →

Plume Lokantada

Plume öğle yemeğini yiyordu lokantada, tam o sırada yanına şef garson yaklaştı, yüzüne ters ters baktıktan sonra alçak ve gizemli bir sesle: “ O tabağınızdaki yemek listede yok” dedi.

Plume hemen özür diledi.

-Hani, işim acele olduğundan listeye bakamadım. Ne bileyim, pirzolaları vardır, yoksa da yakında bir yerlerden kolayca bulabilirler diye düşünmüş olacağım, işte öylesine bir pirzola söyleyiverdim, ama pirzolamız yok deselerdi başka bir şey de isteyebilirdim. Garsonun pek öyle şaşırmış gibi bir hali yoktu, gitti, az sonra da bunu getirdi, işte böyle…

Elbette parası neyse ödeyeceğim. Pirzola da güzelmiş hani, hiçbir diyeceğim yok. Parasından kaçacak değilim ya. Bilseydim, başka bir et seçerdim, niye olmasın? Ya da sadece bir yumurta, her neyse şimdi artık pek aç da değilim. Borcum neyse, size ödeyeyim hemen.

Gelgelelim şef garsonun kılı kıpırdamaz. Plume patlayacak derecede sıkıntılıdır. Aradan kısa bir süre geçtikten sonra gözlerini çevirince… hımmmm… şimdi de lokantanın sahibi karşısında durmuyor mudur?

Plume hemen özür diledi.
Devamını oku “Plume Lokantada” →