Plume

Yataktan dışarı uzanıp da ellerinin duvara değmeyişine şaşırıp kaldı Plume.”Vay canına,” diye düşündü, “Karıncalar yemiş olmalı…” ve yeniden uykuya daldı.

Az sonra karısı Plume’ü omzundan tutup sarsalamaya başladı: “Uyansana be miskin adam! Sen uykudayken evimizi çalmışlar!” dedi. Gerçekten de dupduru bir gökyüzü dört bir yana yayılıyordu. “Adaaam sen de, olan olmuş bir kere,” diye düşündü.

Aradan çok geçmedi, bir gürültü duyuldu. Bir tren olanca hızıyla üzerlerine geliyordu. “Geliş hızına bakılırsa belli ki bizi geçer” diye düşündü ve yeniden uykuya daldı.

Sonra üşüdüğü için uyandı. Her yanı kana bulanmıştı. Karısından kalmış bir kaç parça duruyordu yanıbaşında. “İşin içine kan karışmaya görsün, adamın başı dertten kurtulmaz; şu tren geçmemiş olsaydı, ne iyi olacaktı. ama madem olan oldu bir kere…” diye düşündü ve yeniden uykuya daldı.

-Yahu, diyordu yargıç, karınızın sekiz parçaya bölünmüş bulunacak kadar kazaya kurban gitmesini, buna karşılık yanında olup da onu kurtarmak için en ufak bir hareket yapmamanızı, farkına bile varmamanızı nasıl açıklayacaksınız? Anlaşılması gereken bu. İşin can alacak noktası burda.

-Bu konuda ona yardımcı olamam, diye düşündü Plume ve yeniden uykuya daldı.

-Yarın idam edileceksiniz. Söylemek istediniz bir şey var mı, suçlu?

-Bağışlayın, dedi Plume, davayı izlemedim. Ve yeniden uykuya daldı.

Henri Michaux

Bedevi Öyküsü


“Mal cimrilerde, Silah korkaklarda,Yönetim de akılsızlarda olursa iş bozulur.”

Devesiyle birlikte çölde yürümekte olan bir bedevi, güçlükle yürüyen, susuzluktan dudakları kurumuş bir adama rastlamış.

Adam bedeviyi görünce su istemiş. Devesinden inmiş ona su vermiş.

Suyu içen adam birden bedeviyi iterek, deveye atladığı gibi kaçmaya başlamış.

Bedevi arkasından bağırmış:
“Tamam, deveyi al git ama senden bir ricam var.
Sakın bu olayı kimseye anlatma!”

Bu isteği tuhaf bulan hırsız biraz duraklayıp, nedenini sormuş:

Eğer anlatırsan, demiş bedevi,
Bu her yere yayılır ve insanlar bir daha
çölde muhtaç birini görünce yardım etmezler.”

Ufkumuzda, şafak türküleri tütüyor olacaktı.
Kardelenlerimiz çoktan yeşermiş olacaktı?..
Bedevi gibi derdimiz; deve değil de, kötülüğün yayılmaması olsaydı,
Millet olarak şimdiye dek çok şeyi halletmiş olacaktık
Menfaatimize göre değil, vicdanımıza göre yaşayacağımız bir hayat dileğiyle.

Citicorp Kulesi

CITIBANK’IN EĞİK KULESİNE DİKKAT EDİN

Son yirmi yıl içerisinde New York’ta bulunduysanız, Citicorp Kulesi’ni muhakkak biliyorsunuzdur. Bu binanın gözünüzden kaçmış olması mümkün değil. Üçgen çatılı tek gökdelen olduğundan, sanki Bay Pisagor’un (dik üçgen teorisiyle ünlü olduğu için) şahsına ithafen inşa edilmiş.

Ancak bu devasa yapının az daha Manhattan Island halkının üzerine yıkılacağını pek az kişi biliyor gibi. Eğer New Jersey’de bir üniversite öğrencisinin dikkatini çekmemiş olsaydı, on binlerce insan tek bir felaketle yaşamlarını kaybedebilirlerdi.

Öncelikle bu süper binanın geçmişi hakkında biraz bilgi verelim.

Sanırım Otis’in emniyet asansörünü keşfedişine kadar gitmemiz mümkün. Fakat o hikayeyi bir başka sefere saklamak daha doğru olacak. Biz şimdilik 1977 yılına dönelim. Güçlü New York şehri iflasın eşiğine gelmişti ve suç oranı da giderek yükseliyordu. Kimse bu şehirde gelecek görmüyordu. Bazıları hala görmüyor.
Devamını oku “Citicorp Kulesi” →

Büyük Boston Şeker Pekmezi Trajedisi

TARİHİN EN YAPIŞ YAPIŞ FELAKETİ

Bu hikayeyi çok gençken dinlemiştim ama doğrusu kaynağını hatırlamıyorum. Hep uydurma olduğuna inandığım o hikayelerden biriydi. Yirmi yıldan uzun bir süre sonra yeniden karşıma çıkana dek.

Elbette (başlıktan da anlayabileceğiniz gibi) 15 Ocak 1919 tarihinde Boston, Massachusetts’in büyük kısmını kaplayan Büyük Şeker Pekmezi Seli’nden bahsediyorum.

Bu dönemde şeker pekmezi Amerika’nın en çok kullanılan tatlandırıcısıydı. Her tür kurabiye, pasta, ekmek ve özellikle de içki yapımında kullanılıyordu. Popülerliğine bağlı olarak, Boston sahil şeridine yayılmış birçok şeker pekmezi fabrika ve depoları mevcuttu. Ne de olsa Boston, ABD’nin damıtma merkezi kabul ediliyordu.

Şimdi anlatacağım hikayede bu tesislerden sadece birini ele alacağız: Boston’un kuzey sınırında, bugün dünyaca ünlü Faneuil Hail, Quincy Market ve New England Akvaryumu’nun bulunduğu bölgedeki geniş bir depo.

Bu, ufak bir şeker pekmezi tankı değildi. Dökme demirden tankın çapı yirmi beş metre, yüksekliği ise on beş metreyi buluyordu. Kapasitesinin 2.2 ile 2.5 milyon galon arasında olduğu tahmin ediliyordu.

Ve hepimiz bu hikayenin sonunun nereye varacağını biliyoruz.
Devamını oku “Büyük Boston Şeker Pekmezi Trajedisi” →

Balonla Yolculuk

UÇAN HALIMLA UZAKLARA

Yüzlerce televizyon kanalında bir tane bile seyretmeye değer program bulamadığınız geceler oldu mu hiç? O gecelerden birinde Çöplük Savaşları: Uçan Makineler adlı bir şov programına rastladım. Programda bir grup çamaşır makinesi tamircisi ile bir grup psikolog en iyi uçan makineyi yapabilmek için yarışıyorlardı. Kurallar son derece basitti. Her ekibin çöplükte buldukları malzemelerden bir uçan makine yapmak için on saati vardı. Bir insanı en uzun süre havada tutmayı başaran ekip yarışmayı kazanıyordu.

Beni bir düşüncedir aldı. On saat içinde bir uçak yapmayı başardığımı farz edelim. Öyle bir şeyin içine binerek hayatımı riske atmak ister miydim? Hiç sanmıyorum. Daha sonra Larry Walters adlı adamı düşünmeye başladım. Yıllar önce kendi uçuş cihazını üretmiş ve gökyüzünde alışılmadık bir yolculuğa çıkmıştı.

Çöplük ekiplerinden farklı olarak, Larry, tüm yaşamını bu uçuşu planlayarak geçirdi. Her şey 9-10 yaşlarındayken ailesi onu Disneyland’e götürdüğünde başlamıştı. Larry, bir çalışanın elinde gördüğü kocaman Mickey Mouse balonlarından büyülenmişti. O an, günün birinde böyle balonlarla birlikte gökyüzünde uçmak istediğine karar verdi.
Gençlik yılları boyunca, hidrojen gazı doldurduğu küçük balonlarla deneyler yaptı. (Hatırlarsanız, Hindenburg hidrojen ile doldurulduğu için patlamıştı. O yaştaki bir genç için hiç de güvenli bir şey sayılmaz.) Daha sonra Vietnam’da ordu aşçısı olarak görevini yaparken planını tamamladı.
Devamını oku “Balonla Yolculuk” →