Yeni Rüya Gurubu

Geçtiğimiz yazdan beri yeni bir rüya gurubu başlatmamıştım, sanırım bişeylerin olgunlaşmasını bekliyordum. Şimdi yeni ve meraklı rüya severler için kendimi hazır hissediyorum.

Bu eğitimle ilgili detaylı bilgiyi şu başlıkta bulabilirsiniz:

https://blog.sonsuz.us/?p=144

Gurup en az 6 en fazla 10 kişi olabilecek ve haftada bir gün/2 saat, toplam 9 hafta sürecektir.

İlgilenenlerin, [email protected] adresinden benimle doğrudan temas kurmalarını rica ediyorum.

Sevgilerimle,

Sibel Atasoy

Not: 1. Eğitim ücretsizdir.

        2. Bu programdan önceden mezun olmuş arkadaşlarımın deneyimlerini zenginleştirmeleri açısından yeni gurupta beni asiste etmelerini arzu ederim.

Yeni Dünya için bişey yapın

 Aşağıdaki “Yeni dünyada olmasını istediklerimiz” başlığındaki liste, kamuya açık bir mekanda tamamen farklı kişilerce oluşturulmuştur. Siz de hemen yakında geçmekte olduğumuz YENİ DÜNYA’da olmasını istediğiniz herhangi birşeyi (öncekilerle çelişmeyen ve dilbilgisi anlamında olumsuzlama içermeyecek şekilde) hemen ekleyin, dünyamız sizinle daha zengin olacak.

Adres: https://blog.sonsuz.us/?p=328

Not. Kendi isteğinizi isterseniz listenin bulunduğu başlığa yorum olarak, isterseniz hemen şimdi bu duyurunun altına ekleyiniz, dileğinizin hemen ana listeye ilave edilmesini sağlayacağım.

Hadi tembellik yapmayın.

Şimdi Burada Kendin OL

 

Dostlarım,

 

Gençlere ve çocuklara yaratıcılıklarını gösterebilecekleri alanlar açmak için kolları sıvadık. Haydi iş başına diyoruz J

 

Şimdi burda kendin ol!

Yeni alanımızda, yenidünyayı kurmak üzere, “şimdi burda kendin ol” projesi ile karşınızdayız. Bu proje kişilerin her türlü yeni fikir, hayal ve projelerine açıktır. Bize ulaşan her yaratıcı fikri dikkatle okuyacağız, her ay aralarından beş tanesini seçip bu sayfalarda yayımlayacak, sahiplerini elimizden geldiğince ödüllendireceğiz. Ve tabi asıl büyük ödül maviş dünyamıza verilmiş olacak çünkü bir kez dillendirilen hayal/proje artık gerçekleşmeye mecbur olur, ne zaman? Kim tarafından? Bunu tam olarak bilemesek de, gerçekleşmelerine vasıta olduğumuz için kendimizi mutlu ve başarılı sayacağız.

 

Katılım koşulları

Katılımcılarda hiç bir yaş sınırlaması yok ve fakat hepimiz biliyoruz ki, insanda yaratıcılık kapasitesi çok genç yaşlarda en üst düzeydedir. Bana göre hepsi birer sanatkar olan bilim adamları da en büyük buluşlarını yirmili yaş ortalamasında gerçekleştirdiler.

Katılımcılara bir tek uyarımız var: lütfen hayalinizi kurarken sınır tanımayın J

 

Proje katılım alanları

Her alanda yeni ve yaratıcı fikirlerinizle katılabilirsiniz.

 

Katılım tarihi,

Her ayın ilk günü ile son günü arası fikirlerinizi gönderebilirsiniz. Bu fikirler bir sonraki ay kurulumuzca değerlendirilerek sıralama ile yayınlanacaktır.

 

 

Neden böyle bir proje?

Hemen şu an; yeni doğan çocukları, anne-babamızın ve eğitimin bize yaptığı gibi kendi gerçekliğimizi empoze etmemek üzere konumlanabiliriz. Onların kendi devinimlerine izin verir, içlerinde getirdikleri yenidünyayı tarif etmeleri için yüreklendirebiliriz.

Ebeveynlerin İşlevi
 Anne-babanın yeni işlevi sanırım değişmek üzeredir. Elinizde engin bir kaynak var ve onu maksimum düzeyde işlerliğe kavuşturmak için gözü açık ve hatta gerekirse sistemin dayatmasına karşı isyancı/korumacı olmalı.
Dünyanın bugüne kadar tanımlamış olduğu “başarı” kavramı tümüyle değişecektir.
Bunun üzerine biraz düşünmeliyiz galiba.

Bana göre başarı; insanın kendi olması ile doğru orantılıdır.
Ne derece kendiniz olabilirseniz o derece başarılısınız.
Buna ne dersiniz? 🙂

 

Koruyuculuk ne  ölçüde olmalı?

Koruyuculuk kavramı da biraz değişecek, Bunu açmak oldukça zor ve uzun. Ve açıklaması sanırım “başarı” tanımımızda yatıyor.
Düzenle bi alakamız ya da zorumuz yok bizim, biz değişirken o otomatikman değişir.
Biz nasıl değişeceğiz?
 1. Öncelikle “sahip olma” kavramımızı gözden geçireceğiz. Maddi ya da manevi servetimizi korumak adına, aklıselim olmaktan vaz geçmeyeceğiz. Biz çocuklarımızın sahibi değiliz. Çocuklar topluma aittir. Sadece anne-babanın tohumlarından oluşmadı o meyve. Bütün çocuklar, gezegen tozlarından beri devam eden yaradılış hikayesinin toplam deneyim ve bilgisini içeriyor.
Bu sebeple, benim çocuğum bir yana, diğer milyarlarcası öte yana demiyeceğiz. Gönülden demiyeceğiz.

  1. İşte tam bu sebeple, çocuğumuz doğduğu andan itibaren, nesneleri ve varlıkları ona tanıtırken; “bu senin, bu babanın, bu dedenin” diye ayrımcı talimatlarla şartlandırmayacağız. Özne kullanımımız sadeleşecek; “biz” çok kullanışlı hale gelecek.

 

Şimdi size soruyorum, yetişkin insan oluncaya kadar sizden bişey öğrenen her hangi bir yetişkin oldu mu?
Yoksa çoğunluklar gibi, size de tüm yetişkinler, bütün gayretleriyle, doğru bildiklerini öğretmeye mi çalıştılar?
Bana eski düzende her kişi, kendi öğretme vaktinin gelmesini hısla bekliyormuş gibi geliyor. Adeta acı çıkaracakmışçasına… Yetişkin olana dek hiç bişey öğretememişliğin, yaratıcılığını gösterme alanı bulamamışlığın acısı 🙂

“Biz”, yeni dünyanın ferdi olmaya aday olmuşlar. Örneğin ben adayım.
Parmak kaldırıyorum 🙂
Sadece olamazsam eleneceğimi bildiğimden değil, yürekten parmak kaldırıyorum.
Ben önemli değilim. Onbinlerce yıllık insanlık tarihi ve onun çabaları önemli.
(lütfen bu sözümde bir iddia bulmayın, sadece emeklerinin heba olmasına gönlü elvermeyecek, herhangi bir anne duygusuyla konuşuyorum.)

 

Yenidünyanın geçerlilik zamanı: şimdi ve yeri; burada
Bir bayrağa ihtiyacı var mı bilemiyorum ama olsaydı, konuşan bir bayrak olurdu ve “kendin ol” derdi.
Eğer bu üç öğeyi birleşirirsem; şimdi, burada, kendin ol

Yenidünya, kendin olan orijini gerçekleştirme dünyası.
Hani eskiden, dünyayı çok ciddi etkilemiş olaylar baz alınırdı ve onlara bir ÇAĞ ismi verilirdi. Bildiğimiz o çağların hepsi eski dünyada kalacaklar.
Eskiden biri çıkıp buna benzer şeyler söyleyince ütopya denilirdi 🙂
Gelecek geldi. Geçmiş zaman ve gelecek zaman fiil çekimleri birbirlerini tam şu anda nötr yaptılar.
Ne olmakta olduğunu görmek için dikkat kesilmek lazım.

Çocuklar, genetik birikimle, gezegen tozlarından anne babasının dölleme anına kadar olan tüm deneyim birikimimine sahip olarak geliyorlar.
Çocuk doğduğunda, onun algıları açıktır ve gözleri gerçekte olan (ve fakat şu anda bizde kapanmış olan) enerji dünyasını görür. Çocuğun baktığı realite, bir takım renkli ışık telciklerinin ordan oraya devindiği, canlı bir ağ yumağıdır.
(Fizikçilerin dediği gibi; orada bir kıpırtı vardır sadece.)
Biz çocuğa, bize miras kalmış olan dünyayı tanıtmaya başlarız, aslında olmayan bir dünyayı.

 

Biz körüz. Fakat daha da beter olan, kör olduğumuzu bilmiyoruz!
Çocuğa algısına çarpan enerji devinimlerini nasıl yorumlaması gerektiğini biz öğretiyoruz!
Bu korkunç ötesi bir sorumluluk. Kör olduğunu bilmeyen birinin yegane olasılık zannettiği eften püften bir dünyayı algılatmaya çalışıyoruz. Ve dört yaşını bitirdiğinde, çocuğu da kendimiz gibi kör yapmayı başarıyoruz!

Aslında bu bir çeşit gerilim filmidir.

Ne demek istediğimi daha rahat ANlayabilmek için, aklıma Saramago’nun “körlük” kitabı geldi. (Bu büyük yazarın, gerçekten muhteşem kitaplarından biriyle tanışmanıza belki vesile olacağım için şimdi yeniden sevindim.)

 

–Umarım İndigolar yada Kristaller yardımcı olur bizlere?

Yardımcı olabilmeleri için kendimizi değiştirmeliyiz, mümkün olabildiğince, en azından kör olduğumuzu bilsek, herşey yoluna girecektir. Böylece patronluğu bırakırız (çocuk üzerinde), daha eşit ve açıkçası haddini bilen bir ilişki yöntemi bulabiliriz sanıyorum. 🙂

Ayrıca şunu belirtmeliyim ki, indigo ve kristal çocuk kavramının yeryüzüne düşmüş(!) olması tesadüfi değildir. Kör olduğunu anlayan ebeveynler ortaya çıkmaktadır…

 

Sevgilerimle

Sibel ATASOY

Beyaza boyayalım Kampanyası

Muhtemelen sizler de şimdi yazacağım konunun vehameti hakkında pek çok şey okumuş ya da duymuşsunuzdur fakat ben yine de konunun aciliyeti sebebiyle yeniden dile getirmek ve mümkünse bir kampanya için aracılık etmek istiyorum.

 

Konu hızla eriyen buzul kütleleri… Bilindiği gibi dünyamız her yıl daha sıcak ve yağışlı olmaya doğru gidiyor, buzulların erimesinin yarattığı sonuçla kasırgalar, sel ve hortum felaketleri her yıl artan ölçüde dünyamızın üzerine gelmekteler. Hem bu artış matematiksel de değil geometrik bir artış. Şöyle ki;

Güneşten gelen ısının dünyada makul bir seviyede kalmasını sağlayan, gezegenin buzlarla kaplı alanları; çünkü beyaz ısıyı yansıtıyor! Bunu biliyoruz fakat belki de pek düşünmediğimiz ise; gezegende en büyük ısıyı emenin  okyanus sathı olduğu! Böylece beyaz erirken siyahın lehine eriyor. Giderek katlanan berbat bir döngü içindeyiz.

Bilim adamları bu konuda sürekli uyarı yapmaktalar fakat görünen o ki bu konuda yaratıcı çözümler üretmek durumundaki merciler başka konularla ilgililer. Örneğin “dumansız gökyüzü projesi” gibi!

Bu konuda günlüğüme yazdığım yazıdan ufak bir alıntı yapayım:

 

“Dumansız hava sahası imiş?! Gerçekten buna inanan var mı meraktayım. TV de veya yazılı reklam panolarında her gördüğümde kahkahalarla gülmek geliyor içimden. Ah ne güzel dumansız masmavi mini minnacık mavicik bulutlar altında ah ne mutluyum lay lay loommm…
Bu komediyi icad eden amerikalı dahilere gıpta ile bakıyorum, keşke bu dehalarını gerçekten dumansız gökyüzü için harcayabilselerdi.

Devamı için: http://agnia.blogcu.com/dumansiz-hava-sahasi_18358111.html

 

Bir süredir mavi gezegenimizi bu nerdeyse tersinemez duruma gelmiş gidişattan nasıl kurtarabileceğimizi düşünüyorum. (Bilm adamları dünyanın yaşanamaz bir yer haline gelmesinin en fazla otuz yıl sürebileceğini hesaplamışlar).

 

Madem beyaz alanlar azaldığı için bu fecii gidişat geri çevrilemiyor o halde yapmamız gereken belki sadece çok basit bir girişimle başlayabilir diye düşündüm.

Yani “Beyaza Boyayalım Kampanyası“.

Bu konuda seyrettiğim bir programda bir bilim adamı çok basit bir deney yaptı. İki birbirine eşit yüzeyde biri beyaz diğeri siyah plakayı güneş altında yere yan yana koydu. Her iki plakanın yüzeyindeki ısıyı elindeki termometre ile ölçtü, hemen hemen birbirine yakındı. Sonra sadece bir dakika bekledi ve ısıları tekrar ölçtü; iki plaka arasında on derece fark oluşmuştu!  Belki de dumansız gökyüzü kampanyası için yapılan reklam harcamalarını sadece bu deneyin herkesin bikaç kez görebileceği şekilde yapsalar, durumu daha net algılayacağız.

 

Dünya yüzeyinde beyaz alanların artması için neler yapılabilir?

Benim aklıma gelenler şunlar;

  1. Büyük kapalı alanların (çarşı, barınma kompleksleri, spor sahaları, fabrikalar, arabalar gemiler, trenler gibi) dış boyalarının beyaz yapılmasını şart koyan kanunlar çıkarılabilir. Bu kanundan sonra yapılacak binalarda kesin şart olacağı gibi, belli metrekare yüzey teşkil eden mevcut yapıların peyderpey en geç iki yıl içinde beyaza boyanmaları şeklinde olabilir.
  2. Bilim adamları okyanuslar üzerinde, içindeki canlı yapıya zarar vermeksizin beyaz bir tabaka oluşturabilecek araştırmalar yapmalı.
  3. Ve tabii yeşil alanların arttırılması, olmazsa olmaz hayati bir durum.
  4. Her yıl ne kadar metrekare buzulun eridiği bilimsel olarak mevcut. Bu durumda sadece kaybedilen alan+%1 lik bir alanı her yıl beyaza çevirebilecek bir formul yaratırsak, doğa kendini çok kısa zamanda yeniden toparlayacaktır, çemberin dönüşünü bir kez tersine çevirebilsek bu konu hal olabilir gibi hissediyorum.

 

 

Tabi benimki tamamen sade bir vatandaşın duygu ve düşünceleri, işin ehli bu konuda neler tasarlamaz ki.  Keşke çocuklarımıza, kendilerine bir gençlik ve olgunluk periyodu geçirme imkanı tanıyamıyor oluşumuzu anlatsak?!

Ezcümle biz yetişkinlerin kör, aptal, duyarsız, uyuşturulmuş olduğumuzu düşünüyorum. Soluyacağımız hava kalmamışken, altımızdaki gezegen elden kayıp giderken, nelerin hesabını yaptığımıza inanamıyorum, sanırım bu bir rüya olmalı! Başka izah bulamıyorum.

 

Eğer bu konuda benimle hemfikir olan var ise, lütfen birşeyler yapın, elinizdeki imkan neye yetiyorsa.

 

Sibel Atasoy

05.08.08 – Beylerbeyi