”Abdest almadan, çay demlemeyin”

Samanyolu TV’de yayınlanan yemek programında, “Çay demlemeden önce abdest alınması ve salavat getirilmesi” istendi.

Samanyolu TV’de yayınlanan ‘’Yeşil Elma’’ adlı yemek programında, ‘’Çay demlemeden önce abdest alınması, 25 kere Estağfurullah denilmesi ve salavat getirilmesi’’ istendi.

Daha önce TRT ve TRT haber kanallarında İftar ve Ramazan programları yapan şair Serdar Tuncer’in katıldığı STV’deki yemek programında, çay demlemenin ‘’Püf noktaları’’ anlatıldı.

Şair Tuncer, önce abdest alınmasını, mutfağa da sağ ayakla ve salavatla girilerek, ‘’Niyet ettim Allah rızası için çay demlemeye. Yarabbi şu ateşin bu suyu kaynattığı gibi, gönlümüzü de aşkının ateşinde pişir’’ denilerek ‘’Niyaz edilmesini’’ istedi.

Program sunucusu aşçı Oktay Aymelek de, ‘’Ben zaten abdest almadan mutfağa girmem. Çayı da meneviyatla birleştireceğim. Bundan sonra ben de salavatlar eşliğinde çay demleyeceğim, dualar çok önemli’’ dedi.

Vatanseverlik ve Vatan hainliği

Şu forumda kime sorsanız “vatanseverim” diyecektir. Vatansever olan hep biz oluruz. Elbette ortada bir “vatansever” varsa, bir de “vatan haini” olmak zorunda. Peki bu kimdir?

Elbette diğerleri! Bizim gibi düşünmeyenler, bizim gibi konuşmayanlar.

Daha önce benzer konular açmıştım -örneğin sevecenlik gibi- yine benzer konular var her yerde. Dindarlık gibi, gerçek müslümanlık gibi, ahlaklı olmak gibi.

Siyasi konular ne zaman çıkmaza girse ve iş bilgiden çıkıp kişisel duygulara, milli duygulara veya kısaca duygulara girse hemen yaftalarız karşı tarafı. “Vatan hainisiniz!!”

Kendisi nedir? Vatansever?!

Bu tanım da tıpkı diğer tanımlar gibi kendini var etmek için kullanılan bir söz. Kimde vatanseverlikölçer makinesi var da insanları hemen yaftalıyor bu terim ile.

Ama kolay. Diyecek bir şey kalmadı mı? Vatan hainisiniz dersin, haklı olduğunu düşünür bir de buna gerçekten inanırsın. Belki lise, üniversite yıllarında böyle şeyler söker de buralarda işe yaramıyor beyler bayanlar.

“ok-umak”

Ermeni Sorunu ile ilgili olarak statik arkadaşın açtığı bir başlık altında gelişen bir “tartışmada” söylemek isteyip, unuttuğum bir konu var. Konu ayrıca bir başlığı hak ediyor diye düşündüm ve orada gereksiz bir açılım olacağı için burada yazmaya karar verdim.

İnternet ağlarında, bağlarında, googleda yayınlanmış yazılardan yararlanmak, bunlardan alıntı aktarmak, söylem ve savlarına buralardan destek kaynak göstermek…

Ben bunlara karşı değilim. Bunlara karşı olmak bir tür vandallıktır! Matbaanın icadına karşı olmak kadar gülünçtür! Avrupa’da Rönesans Ve Reformun gerçekleşmesinde ve yayılmasında, matbaanın katalizör görevi gördüğü bir gerçektir! Aynı görevi bugün İnternet Ağları müthiş bir hızla yerine getirmektedir! Bilginin elektron hızında dolaşımında, bilgi üzerindeki tekelin kırılmasında internet ağları çok önemli bir görev yerine getirmektedir!

Karşı olduğum ve eleştirdiğim durum, Google’da bir şey bulamayınca söyleyecek bir şeyi olmamak. Tüm referansları internet bilgilerine dayamak! Kitleleri şuursuzlaştırma politikasının bir yöntemi olarak, “informasyon bombardımanı” denilen yöntemin, basın-yayın organlarında olduğu gibi, internet ağlarında da aynı yöntemin kullanıldığı bir gerçektir! Google doğru bilgilerin yanı sıra, kirli bilgilerle doludur! “Okumadan olmuyor, ama salt okumakla da olmuyor” demiştim bir zaman…

Türkçede “okumak” fiili “ok” sözcüğünden gelir. Bir silah olarak kullanılan ok, aynı zamanda bir “haberleşme” aracı olarak da kullanılmıştır. Bir yerden bir yere fırlatılan okun ucuna yerleştirilen kimi imler ile iletişim sağlayan Türkler, bu iletişim olayının gerçekleşmesini, günümüzde “şimdiki zaman” ekine dönüşen “i-mek” yardımcı fiili ile birleştirerek, “ok-u-mak” fiilini yaratmışlardır. Bu fiilin anlamı; “okun ucunda iletilen iletiyi anlamak” demektir! Anadolu’da halen düğün öncesi, düğüne davet için “oku göndermek” geleneği vardır. Bu gelenekte düğün sahibi çağırdığı kişiye hediyelik eşya (havlu, mendil, göynek, gömlek gibi…) gönderir! Gönderiyi alan çağrılı sorar; “Kimin okusu bu?”, okuyu ileten “okucu” da “Filancanın falan zaman düğünü var, buyrun gelin” gibisinden gerekli açıklamayı yapar… Çağrılı kişi durumu okumuş, anlamış olur!…

Yani okumadan olmaz, ama salt okuyarak da olmuyor derken, okuyucunun okuduğu yazıyı anlaması gerekiyor. Çıkardığı anlamı nesnel bir biçimde değerlendirebilmesi gerekiyor. Körü körüne okumak ve okuduğu ilk bilgiyle kanmak doğru bir davranış olamaz. Çünkü insanların yanlış okumasına neden olacak bir yığın faaliyet var dünyada. Bu yüzden “okucu” kim, “yazı(düğün sahibi) sahibi kim, okuyucu (çağrılı) kim, bunlara karşı son derece özenli bir duruşa sahip olunması gerekiyor. Çünkü günümüzün “düğün sahibi” emperyalistler, “okucuları” işbirlikçi sermaye grupları ve onların hükümetleri, diktatörleri ile, onların çanak yalayıcısı sözüm ona yazar, sanatçı, bilim adamı bir yığın soytarı var! Tüm bunların arasında bireyin sağlıklı bir bilgiye ulaşması son derece zordur!

Bu yüzden internet dünyasının bu yüzüne “gogulukerim” demiştim. Herhangi bir konuda googleda dayanacak bir kaynak bulamayınca susup kalanlar, kendilerinin bu “tanrıya” ne denli kul köle olduğunu ve “yaratılan tüm tanrıların” kimlere hizmet ettiğini de düşünmek zorundadırlar! Örneğin burada yazdığım “okumak” fiilinin kökleri ile ilgili öyküyü googleda bulamazsınız! Hani gamaro bir ara şöyle bir vurgu yapıyordu: “Bu yazı internette yok, ilk defa burada”… Belki o da aynı dertten dertli idi…

Sonuç olarak, bilginin dolaşımında akıllara durgunluk verecek bir hızda olanak sağlayan internet ağları, mutlak bir biçimde dünya halklarının aydınlanmasında, bilgi üzerindeki tekelin kırılmasında son derece önemli bir rol oynayacaktır. Bu rolün ne tür toplumsal dönüşümlere yol açacağını kestirmek bizim gibi mekanik kuşaklar için zor olsa da, kesinlikle olumlu bir katkı sağlayacağını kestirmek zor değildir! İşte tam da bu nedenle, yaşamın üretilmesi için icat edilen kimi aletlerin, buluşların aynı zamanda yaşamın sonlandırılması için kullanılan bir silaha dönüştürüldüğü gibi, kitlelerin uyanışına hız katan bu sistemin, yalan yanlış bilgilerle doldurularak değişimin, etkileşimin, iletişimin yönünü kendi çıkarları doğrultusunda düzenlemeye çalışan odaklar da iş başında olacaktır ve iş başındadırlar! Hatta işin başında onlar vardır! Bize düşen ise, onların bizim için kazdıkları kuyuya, kendilerini gömmektir! Fabrikaları işçileri sömürmek için kuran burjuvazinin, farkında olmadan binlerce işçiyi bir araya getirip onların örgütlenmesine yol açtığı gibi… Onların “informasyon bombardımanı” karşısında, şuurlarımızı özgür kılmak, Picasso’nun şu sözünde gizlidir: “Hayır, bende evetten önce gelir!”

Otobüste konuşurken dikkat edin

Metrobüste, Türkiye’deki adalet sistemini eleştiren biri kadın iki gencin konuşmalarına kulak misafiri olan sivil giyimli kadın polis önce erkek olana “beni taciz ettin” şeklinde bir iftira atmış, bu pek tutmayınca ardından “oynaşıyorsunuz” diyerek suçlamış ve olay çıkarmış, ardından yanında bulunan kız kardeşi ve eşi ile birlikte tekme tokat saldırmış.

Gençler epey darp almışlar. Ve polis hakkında davacı olmak istemişler. Otobüste bulunan kamera görüntüleri yok edilmiş, gençleri lehine şahitlik edecek kişiler saatlerce bekletilip ifadeleri alınmadan gönderilmiş. Hakimler deliller toplanmadan savcılığın iddianemesini kabul ediyor ve sonuç olarak dayak yiyen gençlerin 13 aydan 5 yıla kadar hapis cezaları isteniyor.

Evet tüm bunlar mizah olsaydı keşke ama değil. Haberin tamamı