Küçük Kara Balık

Küçük, kara ve yalnız balık.

Diğer balıklardan farklı olmak çabasında,
Dolanır dururdu engin sularda.

Yalanı sevmem derken,

En büyüğünü kendine söylerdi

Mutluyum…

Bu söze diğer balıklar gülerdi

Heyecansız durgun yüzerdi

Sevinci de, hüznü de gösteremezdi.

Duygular neden saklanır?

Kendi de bilmezdi,

Övündüğü tek şey,

Yüzmeyi iyi bilmesiydi

Peki kendi etrafında dönmek

Yüzmek miydi?

Küçük bedeni

Büyük isteklerle dolu

Kaybolurdu hep

Bulamazdı yolu

Bir gün yüzgecinden büyük bir balık tuttu onu

“Heyyy” dedi

“Nereye varacak bu işin sonu?”

Küçük balık şaşkın birazda sersem

Düşündü durdu “acaba ne desem?”

Serde burnu büyüklük var ya…

Bilim mi, Din mi?

Ünlü fizikçi Stephen Hawking ABC televizyonuna verdiği röportajda tanrı konusundaki düşüncelerini anlattı.

ABC News muhabiri Diane Sawyer’in çözümlemeyi arzuladığı en büyük gizemin ne olduğu sorusunu yanıtlayan Hawking, “Evrenin neden var olduğunu bilmek isterdim, neden hiçbir şeyden daha büyük bir şey var” yanıtını verdi.

Geçtiğimiz hafta New York’taki Dünya Bilim Festivali’nin şeref konuğu olan Hawking evren konusundaki derin ve düşündürücü sorularıyla ünlü bir bilim adamı.

Hawking geçtiğimiz yılın sonbaharına dek Cambridge Üniversistesi’nda daha önce “fiziğin babası” Isaac Newton’ın da yapmış olduğu “Lucasian” profesörlüğü yapıyordu.

Hawking 30 yıl süren bu görevi sırasında öğrencilerine evrene yeni ve farklı açılardan bakmayı öğretti. Aynı zamanda da yazdığı birçok kitap ve nadiren de olsa yaptığı konuşmalarla kamuoyuna anlaşılması güç olan kuramsal fiziği anlayabilmeleri için yol gösterdi.

Taş Kesildim Sanki…

Müzelerde sergilenen, gözkapaksız gözleri olan heykelciklere benzedim bir an.

Taş kesildim sanki…

Duygularımın en belirgin özelliği olan gözyaşları bile akmaktan vazgeçtiler yanaklarımdan… O denli dondum işte… Neyi kanıtlamak için ki bu çabamız ? Yıkıcı gücümüzü mü gösteriyorduk birbirimize… Ne oldu şimdi başımız göğe mi erdi, buruşturup çöpe atılmış kağıt parçasına benzeyen hislerimizi hangi ütü düzeltebilecek ?

Yüzüme tokat gibi yapıştı cümlelerin… Öyle incindim, öyle kırıldım ki… O dakika beynimden geçen tek cümle şuydu:

” yer, yarıl içine gireyim”

Sevgiydi, sadece birazcık sevgiydi istediğim. İlgiydi evet. Ne var bunda, isteyemez miyim? Zorla da değildi hani, sanki senin de gönüllüydü yüreğin… Ama değilmiş meğer! Kulaklarımdan gitmedi halen yanılmışlığımın sesi…

Müstehcenlik

Müstehcenlik nedir?…

Küfür, sövgü ve hakaretin toplumda yeri ve yersizliği, edebiyatta, sanatta ve her ikisinin koları olan mizahta, hicivde, taşlamada, yeri var mıdır, olmalı mıdır olmamalı mıdır? Nedenleri, niçinleri nelerdir?…

Bunların etik ve ahlakla ilişkileri nelerdir?…

Yalın olmak ile yalınkat olmak arasında ne fark vardır?

Bunları tartışmaya gereksinim var gibi geliyor bana…
(Konu daha önce açıldıysa sorularımı oraya taşıyabilir ya da silebilir, oradan devam edebilirim…)