Yazmak…

Yazmak…

Bedeli ağır bir mesele…

Ya da bir tercih…

Hissetmeden, yaşamadan yazmak,

Çorbayı çatalla içmeye çalışmak gibi bir şey olsa gerek…

Yaşam şekli…

Hayat biçimi, yazmak…

Harflerin duygularla birleşip,

Cümleler içerisinde dans edebilme yeteneği, yazmak…

Yazmak,

İçinde hapsolmuş hislerin,

Cezasını tüketmiş bir mahkûm misali,

Özgürlüğe kavuşma sevinci…

Ay ışığının,

Karanlık odaya dolup aydınlattığı bir anda,

Yatağın üzerinde duran kalem ile kâğıdın sevişmesi yazmak…

Yazmak,

Tükenmişliğin mutsuzluğunda,

Uzanan bir dost elin seni kaldırmak için uzanması…

Uzağı yakın kılmak, yazmak…

Kendin olma özgürlüğünü yaşamak…

igreniyorum…

İğreniyorum!

Elimden doğruca, güzelce, iyice bir yazı mı çıkıyor? İğreniyorum! Hâlâ bu memlekette doğru, güzel ve iyi olanı savunma gayretimden, bu gayretin boşluğunu anlayamamak enayiliğinden iğreniyorum!
Olanlar ortadayken, hep bugünü yarına erteleyici ve gelmeyecek bir istikbale ısmarlayıcı ‘cek’ ve ‘cak’ edatlarından iğreniyorum!
(Perikles) gibi (Attik) Yunan medeniyetinin en haşmetli ve her şeyi tamam cemiyetinde, (Lirik) şiirin babası (Pindaros) şöyle der:’Meğer bütün bir ömür katırlara saman yerine çiçek sunmuşum! ‘… Ben de aynı meraret duygusuyla güneşi cepte kaybetmiş bir topluma bu sırrı anlatamamanın sefaletinden iğreniyorum!
Dudaklarla kalbler arasındaki mesafeden, her akşam başına yorganı çeker çekmez uyuyuveren nefs muhasebesi yoksunu eyyamgüder politikacıdan, tecrit kampı ve iman zindanı haline getirdikleri camilere hissizce girip çıkan marka müslümanlarından iğreniyorum! Gördüğü şeyi nasıl görebildiğini izahtan âcizken gözüyle görmediği için Allahı inkar eden maddeciden iğreniyorum!
Posayı cevher sanan kabuk milliyetçisinden, çile çekmeden olmaya bakan ezberci medeniyetçiden, hayat ağacını devirmeyi ve nurlu meyveleriyle ateşe atmayı inkilâp sayan devrimbazdan ve bunlara inananlardan, kapılanlardan iğreniyorum!
Hâsılı, dil adına dilden, ev adına elden, vatan adına vatandan ve köy, köylü, şehir, şehirli, gazete, dergi, kitap, mektep, talebe, muallim, polis, memur, kanun, nizam, kadın, erkek, dost, ahbap ne varsa bunların gerçekleri adına hepsinden iğreniyorum!
Ötesi var mı? …
Ağlayamayan, anlayamayan, içini kanatamayan, yumruğunu sıkamayan insandan, Allahın Kur’anda ‘belhüm adal-Hayvandan aşağı’ diye andığı iki ayaklılardan iğreniyorum!

DÜŞÜNCELER-NİYETLER VE BEN

Bugünkü ruh halim düşünceye niyete takıldı. Düşündüğüm için mi niyet ediyorum, niyet ettiğim için mi düşünüyorum?

Oturdum düşünceyi düşündüm, sonra niyeti de düşündüğümü gördüm. Ben niyetmiydim, düşüncemi. Yani annem babam beni dünyaya getirirken niyet ettiler mi acaba, düşündülermi? Ama bildiğim kadarı ile niyet etmediler ve düşünmediler. Öylesine doğmuş bir çocuktum. Yaşarsa Allah tan ölürse Allah’tan rızkı Allah’tan olan bir çocuk.

Şimdi çocuk değilim kocaman 48 yaşında bir insanım. Ve tüm yaşamım boyunca Allah’lık yaşadım. Yani ne niyet ettim ne düşündüm sadece gelenleri yaşadım. Şimdi bilgi çağındayız ya düşüncenin gücü, niyetin gücü, kendinizi dengeleyebilirsiniz, Iq, Eq, Hq lar var pin, pung kodları var. Daha neler yokki…

Allah’lık yaşadığım yıllarda çok mutluydum. Yani düşünmüyordum ki mutlumuyum mutsuzmuyum diye. Yaşamın armağan ettiği her geleni yaşıyordum sadece. İçimdeki çocuk dışımdaki büyükle birlikte çok iyi arkadaştılar. Ve ne oldu ise birgün herşey bitti. Bu herşeyin bittiği zaman dilimi ülke ekonomisindeki yolsuzlukların karşısında hırsız, arsız, haksızla mücadele edemeyip iflas edişim ve ardından hayatımın en önemli armağanı olan oğlumu kaybedişim, karşılıksız kalan çeklerimi ödeyemediğim için hapse girişimle son buldu. En acı olanı benden istenen şeyin bende olmayışı ve veremeyişimdi. Vermek istiyordum Canım pahasına iş imkanı yaratıp borçlara çalışıyordum ama Faiz denen batak öyle bir canavarki seni boğuyor işte… İçimdeki dev, enerjik, adaletli, seven … çocuğu dövdüler sövdüler harap bitap düşürdüler. Dışımdaki büyük de kızdı isyan etti, bir sürü silahlar üretti. Her silahın üretiminde bir kitap okuyup bitirdi. En son silah olan bilgi silahını füze yaptı ama bu füze zulmü, hainliği, kötü niyetleri, kötü düşünceleri önleyemiyor ve hiçbirini vuramıyordu. ve nihayet yapayalnız kimsesiz Allahlık hali ile başbaşa kaldı.
Şimdi içimdeki çocuk bir kahkaha attı dışımdaki büyük onunla birlikte gülümsedi kendi kendine ))))))
Kızım hep Allah’lık değilmiydin sen. Sonsuzluğu baştan keşfetmiş halin bilgiyle donanınca sonsuz dipsiz helezonlar seni başka birşey yapmadı ki. Sen aynı sensin. Düşüncesiz niyetsiz saf olan…..(kulağıma bir ayet fısıldandı şu anda “Ol dedi oldu”.)