İnsan zihni çok tuhaftır. Her şeyi anlayabileceğini sanır. Mesela hepimiz vücudumuzun bir takım yerlerinden memnun değilken ve bunu değiştirmek isterken, hatta bir başkasının bedenini alabileceğimizi bile düşünürken, hepimiz zihnimizden memnunuzdur. Ve onu hiç bir zihinle değişmek istemeyiz. Bunun sebebi basit aslında, kendimizi zihin zannediyor oluşumuz. Aslında bu bir sanı değildir. “Benlik” zihinseldir.
Gelelim konumuza, anlamak ve anlamlandırmak. Zihnimizin birde herşeyi anlayabileceğini sanısı vardır. Bir konu üstünde yeterince çalışırsa veya anlamaya uğraşırsa mutlaka anlayacaktır. Anlayamadığı konuları ya ilgilenmediği ya da sevmediği için uğraşmak istemediğinden anlamıyordur. Yoksa istese, onları da anlayacağını düşünür.
Bu kısımda en azından anlamadığının kabulündedir. Ama bundan daha endişe verici olan kısım anlamlandırmaktır. Yani zihin, anlamadığı bir şeyi, önceki verilerine dayanarak anlamlandırma yapar. Üstelik hiç bir zamanda anlamadığının farkında değildir. Anlamlandırmak, temelinde inançlar, şartlanmışlıklar hatta yanlış öncüller olan bir durumdur. Tıpkı sorunlu bir zihnin kendinin sorunlu olduğunu kabul etmemesi gibi, anlamlandırma yapan kişi de anladığını düşünür fakat yaptığı sadece anlamlandırmaktır.