Aslında sevgi değilmiş, hiç sevmemişim, sevgiyi bilmiyormuşum…
Atın gitsin bu cümleleri, eğer seni seviyorum diyebiliyorsanız gönül rahatlığıyla, eğer bir gülümse bir huzur bulabildiyseniz bir an için de olsa bu sevgidir hiç şüpheniz olmasın.
Sylvia haklı.
“bir an bile” öyle dediyseniz ve değişmişse de durum, yaşadığınız yine de sevgidir, ardından acı bile duysanız… “Aklım öyle erdi, öyle yaşadım” deyip geçin… Her yaşadığınızın size daha büyüğünü, güzelini getireceğini unutmayın…
Sevgi garip birşeydir. Sevgiyi bir kez tanıdıysa kalbimimiz, arada bir karanlığa gömülsek bile, sevginin anısı bi yerlerden çağırır bizi:)
Aslında; sevgiye yüklediğimiz bir çok tanımlardan, beklentilerden özgürleştiğimizde bambaşka, özgürce ve sınırsızca, hesapsızca ve kaygısızca,derinlikle sevebilme yolunu da açabiliriz diye düşünüyorum.
“Aslında; sevgiye yüklediğimiz bir çok tanımlardan, beklentilerden özgürleştiğimizde bambaşka, özgürce ve sınırsızca, hesapsızca ve kaygısızca,derinlikle sevebilme yolunu da açabiliriz diye düşünüyorum.”
Bu durumlarda olmayı başarabiliyorsanız ne mutlu size…
sevgi tanımı bir oltanın ucuna takılmış solucandan başka birşey değildir.gelip onu ısırmanızı bekler.bir kere ısırırsanız da o oltadan kurtulmak çok zordur artık.bişeyleri sevmek zorunda bile hissediyor oluşunuz bu oltaya çoktan yakalandığınız manasına gelmektedir.size sevgi diye öğretilen şey,yeni sorumluluklar ve kölelikten başkası değildir.sevgiyi düşünüyorsanız sevmiyorsunuz demektir.
Neden sorumluluk getirsin ki. Bir varlığa sevgini gösterdiğinde; onu sonsuza kadar seveceğinin sözünü vermiş olmuyorsun. Tanımlarına girmek istemiyorum şimdi. Yine Krishnamurtiden alıntı falan yapmam gerekecek. Dile düşmeyelim. 🙂
toruk makto ne olur yazz daha da yazz ben okumak istiyorum bu yazıları yazan kimse onun kitabını alıp hemencecik okuyacağım. evet evet işte ben ondan yitiriyorum sevgiyi çünkü sahip çıkıyorum, herkesin yerine düşünüp acı çekiyorum, bırakmıyorumki insanlara sevgilerini yaşamayı hep ben hep ben hep bennnn
ama bu sadece sevgi konusunda böyle… pifffffffffffffffffffffff neden acaba napsam da kurtulsam bu denetlemeden. ahh delişey ahh herkes kaçıyor senden meğer bu sorgulamaktan mış:(((((
insanlaruı daraltıyorum tabiii ben sevgi sanarken bak o başka bişi çıktı işteee:(((
’’Ey sırrı araştıran kişi
Can var can içinde, kalbine inde ara
Sen kendi özünü kendinde ara
Ey sırrı araştıran kişi her yerde ara
Lakin o değil dışarıda, kendi içinde ara…
Bütün kâinat birbirine sevgi ile bağlanmış.
Sevgini vermesini öğren.
Çünkü gönlün anlasın ki hepsine yer varmış.
Sevgisiz insandan dünya, unutma ki korkarmış.”
Yani şurada meseleyi tamamen felsefik ya da tamamen edebi olarak değil de o anın mutluluğunu yaşayarak ele alalım dedik. Sonra bir ara aydınlanırdık. 🙂 Şu anın bir keyfini çıkarsaydık. (çıkarttık da)
deli, pardon sen sevgiyi değil, sevgi tanımını hedef almışsın. Daha doğrusu tanımlanmış sevgiyi. Aslında “sadece sevin” derken bile iki kelimelik bir sevgi tanımı yapmış oluyorum. Pek fena tanım da değil yani. (kendi tanımım diye demiyorum iyi tanımdır. 🙂 ) Açılımı uzun bir tanım olur ki açtık zaten. Sözcükler yetmiyor. Seni seviyorum derken değil, gözlerine bakıp ona akarken, sessiz bir “seni seviyorum” demiş oluyoruz. Ay ışığının loşluğunda, sevilenin inanılmaz güzelliğine ve gözlerine bakmak veya saçmalamak kadar güzel bir şey olamaz herhalde. (herhalde değil, yok bence. Bilgi adamı olursam; tekrar gözden geçiririm. şimdilik en güzeli bu.) Saçmalamadan sadece bakmak daha güzel sanırım. Bir geveze için her ikisi de seçilebilir. 🙂
Oldu olacak Krishnamurti’den de bir şeyler alıntılayalım.
“Çoğumuz için sevgi nedir? Sevdiğimiz zaman, sahiplenip egemen olmak, denetlemek istiyoruz ve körü körüne uyum gösteriyoruz. Sahiplenip egemen olma arzusundan, kıskançlık ve yitirme duygusu doğuyor ve sonra bu iç güdüyü onaylıyoruz. Sahiplenmek kıskançlığı ve hepimizin bildiği çatışmaları getiriyor. O zaman egemen olarak sahiplenmek sevgi değil. Sevgi duygusallık da değil. Heyecanlı, duygusal, içli olmak sevgiyi dışlar. Duyarlık ve heyecan, duyudan başka bir şey değildir. “Sen” var olmayı durdurduğu anda, nimetleri ile birlikte sevgi gelir.”
“…Saf ve temiz olma idealine sahipseniz, yani iffetli biri haline gelmek istiyorsanız, bunun içinde sevgi yoktur, çünkü gerçekliği bulmanıza yarayacağını sandığınız soylu olma arzusu sevgiden yoksundur. Hovardalık saf ve temiz değildir. Ancak bozulma ve ızdırap getirir. Bir ideal peşinde koşmak da öyle. Her ikisi de sevgiyi dışarıda bırakır. Her ikisi de bir şey haline gelmeyi, bir şeye düşkünlüğü ima eder. Dolayısıyla siz önemli olursunuz ve sizin önem kazandığınız yerde sevgi yoktur.”
Yola Çıktıklarını,Yolda bulduklarına değişirsen; Yolunu Kaybedersin..! .
Bir şeyi neden sevdiğini biliyorsan, artık çıkarın vardır.
Bırakmıyorsan, artık çaresizliğe girmiştir sevgin. Umudunu Sevgin Sanma…
Yola çıkmadan önce bir daha düşün.. Çünkü hevesle yola çıkanın sonu hüsran… Aşkla yola
düşenin sonu yanmaktır!
ŞEMS-İ TEBRİZİ
1- “Aradığını bileceksin, aradığını bilmek için kendini bileceksin, yola çıkınca da kendini başkalarıyla değiştirmeyeceksin” mi diyor Tebrizi?
2- Sevmek çıkarsız mıdır, çıkarın olması kötü müdür, çıkarını düşünmek ve aramakla “çıkarcılık” aynı kefede midir?
Gündoğumunda gülümseyebilmek için, okşuyorum serseri yanaklarını; sokak kedilerinin….
Sevmeyi sevmek… Problem burda 🙂
bişiylerden kurtulmak lazım önce, sevgi pusulamız olsun diye hoplaya zıplaya sevgiye koşan ben, anladımki sevgiyi tanımıyorum bile…
herşeyin suçlusu benim… insanların suçu yok… kimsenin sevgiyi bana öğretecek vakti de yok…
belki bu dibe vuruşum olur. belki bu son noktadır öğrenmek için… (umarım)
Aslında sevgi değilmiş, hiç sevmemişim, sevgiyi bilmiyormuşum…
Atın gitsin bu cümleleri, eğer seni seviyorum diyebiliyorsanız gönül rahatlığıyla, eğer bir gülümse bir huzur bulabildiyseniz bir an için de olsa bu sevgidir hiç şüpheniz olmasın.
Sevgiyle kalın.
Sylvia haklı.
“bir an bile” öyle dediyseniz ve değişmişse de durum, yaşadığınız yine de sevgidir, ardından acı bile duysanız… “Aklım öyle erdi, öyle yaşadım” deyip geçin… Her yaşadığınızın size daha büyüğünü, güzelini getireceğini unutmayın…
Sevgi garip birşeydir. Sevgiyi bir kez tanıdıysa kalbimimiz, arada bir karanlığa gömülsek bile, sevginin anısı bi yerlerden çağırır bizi:)
Aslında; sevgiye yüklediğimiz bir çok tanımlardan, beklentilerden özgürleştiğimizde bambaşka, özgürce ve sınırsızca, hesapsızca ve kaygısızca,derinlikle sevebilme yolunu da açabiliriz diye düşünüyorum.
pek bir duygusalım bu günlerde ben, ibrem bir inip bir çıkıyor… dengem alt üst… sağolun
sizi seviyoeum:)
Bu durumlarda olmayı başarabiliyorsanız ne mutlu size…
xenix
Tam başarabildiğim söylenemez sevgili xenix:) En azından yolunu biliyorum.
Öğretilenlerden ve kalıplardan çözülmeye başladıkça, ne mutlu bana olacak:)
Güzel yorumlar..gördüğüm kadarıyla ne şekilde tanımlanırsa tanımlansın işe yarıyor. Sevgi doluymuşsunuz hepiniz. Sizi seviyorum…
sevgi tanımı bir oltanın ucuna takılmış solucandan başka birşey değildir.gelip onu ısırmanızı bekler.bir kere ısırırsanız da o oltadan kurtulmak çok zordur artık.bişeyleri sevmek zorunda bile hissediyor oluşunuz bu oltaya çoktan yakalandığınız manasına gelmektedir.size sevgi diye öğretilen şey,yeni sorumluluklar ve kölelikten başkası değildir.sevgiyi düşünüyorsanız sevmiyorsunuz demektir.
Neden sorumluluk getirsin ki. Bir varlığa sevgini gösterdiğinde; onu sonsuza kadar seveceğinin sözünü vermiş olmuyorsun. Tanımlarına girmek istemiyorum şimdi. Yine Krishnamurtiden alıntı falan yapmam gerekecek. Dile düşmeyelim. 🙂
sevgi kahrolmaktır, inerken gökyüzünden..
toruk makto ne olur yazz daha da yazz ben okumak istiyorum bu yazıları yazan kimse onun kitabını alıp hemencecik okuyacağım. evet evet işte ben ondan yitiriyorum sevgiyi çünkü sahip çıkıyorum, herkesin yerine düşünüp acı çekiyorum, bırakmıyorumki insanlara sevgilerini yaşamayı hep ben hep ben hep bennnn
ama bu sadece sevgi konusunda böyle… pifffffffffffffffffffffff neden acaba napsam da kurtulsam bu denetlemeden. ahh delişey ahh herkes kaçıyor senden meğer bu sorgulamaktan mış:(((((
insanlaruı daraltıyorum tabiii ben sevgi sanarken bak o başka bişi çıktı işteee:(((
’’Ey sırrı araştıran kişi
Can var can içinde, kalbine inde ara
Sen kendi özünü kendinde ara
Ey sırrı araştıran kişi her yerde ara
Lakin o değil dışarıda, kendi içinde ara…
Bütün kâinat birbirine sevgi ile bağlanmış.
Sevgini vermesini öğren.
Çünkü gönlün anlasın ki hepsine yer varmış.
Sevgisiz insandan dünya, unutma ki korkarmış.”
Yani şurada meseleyi tamamen felsefik ya da tamamen edebi olarak değil de o anın mutluluğunu yaşayarak ele alalım dedik. Sonra bir ara aydınlanırdık. 🙂 Şu anın bir keyfini çıkarsaydık. (çıkarttık da)
deli, pardon sen sevgiyi değil, sevgi tanımını hedef almışsın. Daha doğrusu tanımlanmış sevgiyi. Aslında “sadece sevin” derken bile iki kelimelik bir sevgi tanımı yapmış oluyorum. Pek fena tanım da değil yani. (kendi tanımım diye demiyorum iyi tanımdır. 🙂 ) Açılımı uzun bir tanım olur ki açtık zaten. Sözcükler yetmiyor. Seni seviyorum derken değil, gözlerine bakıp ona akarken, sessiz bir “seni seviyorum” demiş oluyoruz. Ay ışığının loşluğunda, sevilenin inanılmaz güzelliğine ve gözlerine bakmak veya saçmalamak kadar güzel bir şey olamaz herhalde. (herhalde değil, yok bence. Bilgi adamı olursam; tekrar gözden geçiririm. şimdilik en güzeli bu.) Saçmalamadan sadece bakmak daha güzel sanırım. Bir geveze için her ikisi de seçilebilir. 🙂
Oldu olacak Krishnamurti’den de bir şeyler alıntılayalım.
“Çoğumuz için sevgi nedir? Sevdiğimiz zaman, sahiplenip egemen olmak, denetlemek istiyoruz ve körü körüne uyum gösteriyoruz. Sahiplenip egemen olma arzusundan, kıskançlık ve yitirme duygusu doğuyor ve sonra bu iç güdüyü onaylıyoruz. Sahiplenmek kıskançlığı ve hepimizin bildiği çatışmaları getiriyor. O zaman egemen olarak sahiplenmek sevgi değil. Sevgi duygusallık da değil. Heyecanlı, duygusal, içli olmak sevgiyi dışlar. Duyarlık ve heyecan, duyudan başka bir şey değildir. “Sen” var olmayı durdurduğu anda, nimetleri ile birlikte sevgi gelir.”
“…Saf ve temiz olma idealine sahipseniz, yani iffetli biri haline gelmek istiyorsanız, bunun içinde sevgi yoktur, çünkü gerçekliği bulmanıza yarayacağını sandığınız soylu olma arzusu sevgiden yoksundur. Hovardalık saf ve temiz değildir. Ancak bozulma ve ızdırap getirir. Bir ideal peşinde koşmak da öyle. Her ikisi de sevgiyi dışarıda bırakır. Her ikisi de bir şey haline gelmeyi, bir şeye düşkünlüğü ima eder. Dolayısıyla siz önemli olursunuz ve sizin önem kazandığınız yerde sevgi yoktur.”
Kaynak; J. Krishnamurti – Yaşam Kitabı – Krishnamurti ile günlük meditasyonlar. (nisan ayı ile ilgili meditasyonlardan derlenmiştir.)
Yola Çıktıklarını,Yolda bulduklarına değişirsen; Yolunu Kaybedersin..! .
Bir şeyi neden sevdiğini biliyorsan, artık çıkarın vardır.
Bırakmıyorsan, artık çaresizliğe girmiştir sevgin. Umudunu Sevgin Sanma…
Yola çıkmadan önce bir daha düşün.. Çünkü hevesle yola çıkanın sonu hüsran… Aşkla yola
düşenin sonu yanmaktır!
ŞEMS-İ TEBRİZİ
Vega’ya İki Soru:
1- “Aradığını bileceksin, aradığını bilmek için kendini bileceksin, yola çıkınca da kendini başkalarıyla değiştirmeyeceksin” mi diyor Tebrizi?
2- Sevmek çıkarsız mıdır, çıkarın olması kötü müdür, çıkarını düşünmek ve aramakla “çıkarcılık” aynı kefede midir?
Tam da ben iki soru hazırlamıştım ki enterlayana dek sen yazmışsın Hüseyin.
1- İlk cümleden anlaşılan şey; değişime karşı bir direnç göstermek öyle mi?
2- yanmaktan kasıt aydınlanmak olmalı. Siz hüsran anlamında mı algıladınız bunu?