Bireysellik, Toplumsallık, Kendini düşünme

Tarih boyunca her zaman toplumun yararına olmak iyi bir şey olarak karşımıza çıkmıştır. Anne-Babalarımız, Dedelerimiz-Nenelerimiz bizden topluma faydalı birer evlat olmamızı istemişlerdir. Başkalarının daha iyi olması için çaba göstermek aslında mantıklı mıdır? Bir insan neden başkasının iyiliğini ister ki? Bunun mantıksal bir tek sebebi olabilir. Bu da topluma olan faydasının ucunun kendisine de dokunmasıdır.

Belki de bu çok basit bir şekilde cereyan eder; sadece içimizden öyle gelmesi, başka bir insanı mutlu gördüğümüzde mutlu olmamızdır. Yani içgüdülerimiz. Ya da yalnızca çocukluğumuzdan beri gördüklerimiz, duyduklarımız yüzünden mutlu olanla mutlu oluyoruzdur(‘Sen’, daha eskidir ‘ben’den; kutsanmıştır ‘sen’, ancak ‘ben’ henüz değil: Bu sebeple sokulmaya çalışır kişi yakın çevresine). Yani belki de bu yöndeki içgüdülerimizi oluşturan aldığımız eğitimdir.

Hayatımı Yeniden Yaşayabilseydim (Emma Bombeck)

Emma Bombeck Avustralyada kanserden öldü. Okuyacağınız yazıyı, kanser olduğunu öğrendikten sonra kaleme almıştı:

Hayatımı Yeniden Yaşabilseydim Eğer;

Hastayken yatağa girer, dinlenirdim. Ben olmadığım zaman herşey kötüye gidecek gibi düşünmezdim.

Gül şeklindeki pembe mumu saklamaz, yakardım..

Daha az konuşur ama daha çok dinlerdim..

Yerler kirlense, masa örtüm lekelense bile daha çok arkadaşımı akşam yemeğine davet ederdim..

Oturma odasında TV seyrederken patlamış mısır yer ve şömineyi yakmak isteyen birisi olduğunda, leke olacak diye daha az korkardım..

Bana gençliğini anlatmaya çalışan dedeme daha çok vakit ayırırdım..

Kocamın sorumluluklarını daha çok paylaşırdım.

Saçım bozulmasın diyearabanın camının açılmasını önlemezdim..

KAYIP TANRILAR NEREDE

İnsanoğlu geçmişte Dünya dışından etki ve müdahale görmüştür, bu müdahaleler hala devam etmektedir.

Yaradılışımıza dair geleneksel öyküyü hepimiz biliriz. Adem ile Havva, yılan-iblis, yasak elma, Nuh tufanı, melekler, şeytan, günahlar, cennet- cehennem gibi olgularla dolu dine dayalı eski var oluş hikayelerinin karşısına Evrim teorisi denen ve bilimsel platformda ciddi kabul gören bir sav çıktığından beri, yaratılış öyküsü ile Darwinizm savaşır durur. Çünkü dinler, bir yaradan tarafından ideal olarak birden yaratıldığımızı, Evrim ise tek hücreden bugüne dönüşerek ve evrimleşerek uzun zamanda kendiliğinden oluştuğumuzu söyler.

İnsanlığın kökeni ve gelişimiyle ilgili bu alışılmış düşünceler, 21.yüzyıl adına artık yeterli görünmüyor ve Evrim’cilik ve Yaratışcılığın yazdığı geriye dönük olası senaryoların verdiği cevaplar, tarafsız beyinlerde soruların tam karşısına oturamıyor. Çünkü iki taraf tüm kanıtlarını sunsa da parçalar arasındaki boşluk, bugünkü insanın dünya üzerindeki geçmişini mantıklı bir düzleme koymamıza engel oluyor. Şüphesiz ki eldeki somut verilerle gerçeğin tamamına erişmemiz henüz söz konusu değil ama bu durum, bizim bazı olasılıkları yok saymamızı gerektirmiyor. Sıra dışı senaryoların gerçek olabilme ihtimalini düşünmeden edemiyoruz. Geçmişimiz üzerinde tartışmaya, düşünmeye, araştırmaya elbette devam edeceğiz, ta ki somut ve tam gerçeğe ulaştığımızı bütün insanlık olarak kabul edene kadar. Tabii ki mevcut sistemik rantlara tehdit oluşturan sıra dışı fikirleri dile getirenlerin tarihte başına gelenleri bilmemize rağmen…

Çay Bardağına Şiirler

I.
baktı, dimdik gözlerle- gözlerime
yalnızlığının içinden, onlarca gözle
isyan coşkusuyla ıssızlığında
ve meydan okurcasına; aşkla
masada unutulmuşluğuna.

yarım bardak soğuk çay…

II.
burunumda tütüyor,
tavşan kanı,
ince belli çay bardağı
hele de serinlemiş yağmur sonrası
bir eylül akşamı

şu üşengeçliğin hay allah belasını…

06.09.09