Suçlu Yok

Suçlu Yok
Şimdilerde bir kitap okuyorum.
Suçlu yok diyor dünyada? Sizce suçlu kim diyor? ikinci dünya savaşında suçluyu Hitliler biliriz.
Sizce suçlular demokratik sistemle, halkın oylaması ile başa gelen Hitliler mi? Halk mı? Ananelerimiz dedelerimiz mi? Silahı icat eden mi? Atomu bulan mı? Sizce suçlu kim? Suçlu yok! suçlu aramayın!
Sevgi özür af dilemek ve teşekkür etmek
En mühim duygudur.
Gidenleri suçlarız hep! Neden gitti? Sence neden gitti?
İçindeki korkuların mı suçlu? Taşıp giden duyguların, onsuz olmayacağına düşündüren hislerin mi suçlu? Kıskançlık? Öfken? Kaygıların mı suçlu?
Suçlu yok! Suçlu aramayın!
Ailem yüzünden başarılı olamadım. Benim özel imkanlarım olamadı. İşime engel olan kişiler oldu. Başarımı kimse çekemedi. Motivasyonumu onlar düşürdü? Suçlu kim? Ailen mi? Arkadaşların mı? İş çevren mi?
Başkalarına suç bulmayı öyle çok severiz ki. Yargılamayı, incitmeyi, kırmayı, öfkelenmeyi kendimiz dört dörtlükmüşüz gibi karşımızdakiyle iç kavgalar yaşarız.
Karşınıza her çıkan kişi için nefret etseniz dahi, içinizden kendinizi arındırmak adına, seni seviyorum, özür dilerim demeyi hiç denediniz mi? Zor öyle degil mi?
Bazen etrafınızda sağlığı, aşkı, parayı ve bunları yaşayacak zamanı bulmuş insanlar görürüz. Peki biz? Veya bir çok insan, parası sağlığı aşkı olup ama bunların tadını çıkaramayacak zamanlarının olmadığı, yada zamanlarının bol olduğu sağlık para aşkın olmadığını görürüz…yaşamdan lezzet almak için hepsine yetecek imkanları bulmak gerek, oluşturmak gerek, Suçlamadan hayatı, bunları yaşamak yaşatmak gerek. Suçlu yok? İçinizde ki sevgiyle insanı, maddeyi, hayvanı hatta uzaktaki yaşayışları, olguları, davranışları yok edebilirsiniz.
Nasıl mı?
Kendinizi arındırmak istiyorsanız?
Seni seviyorum
Özür dilerim
Lütfen beni affet
Teşekkür ederim.
Tekrarlayın içinizdeki suçlu zehirli düşünceler bir bir terk edecek sizi.
Sağlığın, aşkın, paranın, bolca zamanın olduğu bir yaşam dilerim kendime ve sizlere ben mi ben bunu başarıyorum.

Kelebeğin Kanadındaki Etki

“Bir” olduğunu bilerek “Birey” oluş ve “Birey” olarak “Bir”e doğru savruluş. Birbirine zıt iki halin beraber ve aynı ruhun sonsuzluğunda ve “Bir”in soluğunda yaşanan müthiş hayat! “Bir” den çıkan “sonsuzluk nefesi” ve sonsuzluğun ilk sesi ve ilk yanılsama! İnsan, “ben varım” sanmakta! Böylece başlar rüya ve böylece uçuşur rüzgâr. Rüzgârın her nefesinde yüz bin tane can kımıldar.

Yanılır insan ve arar yanılmaz gerçeği, kaybolur insan ve sorar tutunacak en sağlam yeri. Bulamaz insan sığınacağı o sıcacık kelimeyi ve buruşur beyni, buruş buruş olup kıvrılır! Kıvrıldıkça beyninin her bir akrep sokmuş eti, yanarda kavrulur insanın o hepten yitirdiği benliği.

Böylece başlar “Deliler Yokuşu”nda çile devri. İnsanın çilesi çok, yeter ki adam gibi çile çekmeyi bilmeli! Bilmek bir ağır yüktür. Bilmemek ise daha da ağır. İnsan ağırlıklar içerisinde yollar almak için vardır. Bu nedenle zihnimizin yönünü, hızını ve istikametini belirlememiz bizim ilk bilmemiz gereken kontrol vasıtamız olmalıdır. Bilmemekte zor, çileyi çekmekte. Birisi öbürünün önünde duruyor! Acaba insan hangi tercihi seçmekte? Seçimlerle hayat renklenmekte ve yine seçimlerle hayat tüm rengini yitirmekte. Sadece seçilmiş ruhlar huzur içinde ilerlemekte. Seçilmiş ruhlar kimlerdir? Seçilmiş ruhlar, “bir”den gelip yine “bir”e gidenlerdir. Gelişte büyük doğum var, gidişte ise büyük aşk. İnsan aşkla kavrulacak ve kendi ruhunu seçip aydınlanacak. Seçilmiş ruhlar kendilerini seçenlerdir. Kendini bilen ruhlar bu seçimi yapabilir. Seçilmiş ruhlar seçme derdinde değildir. Seçilmiş olduklarını bile belki de bilmemektedir. Bilenler ise susup seyretmektedir. Seçilmiş ruhların akrepli kaderi çile değirmeninde erimektedir.

içimizdeki şamanı uyandırmak

şamanlığı tüm insanoğlunun köklerindeki
sönmez ortak ateş olarak anlamlandırabilmeliyiz,
doğu-batı ayırımı yapmadan.
saf tanrı enerjisiyle yüzleşmeden az önce
mevcut yaşayan her bireyin içindeki
şamanı uyandırmaya çabalamalıyız.
binlerce yıl önce sadece anne babadan
kazanılan şamanlık yetisi,
geçiş çağımızda gelmiş geçmiş
bütün bilgi birikiminin en tepesindeyken
her birimize sunulmuş durumdadır.
uçurumun kenarında,
geriye dönüş de olanaksızken
uçmayı öğrenmekten başka çare yoktur.
an içinde yaşamayı kavrayabilip,
dışımızdaki dev değişimle içselleşerek
tanrı kanalında yol alabildiğimiz zaman
hepimizin birbirimize dokunduğunu hissedebileceğiz…

not:”tanrı kanalı” olgusu için Donnie Darko filmi – defalarca-
ve an içinde yaşamayı kavrayabilmek adına ise
“Kuantum Bilgeliği ve Tasavvuf” kitabı hararetle tavsiye edilir.

Evrensel İletişimde Semboller

İnsanlar binlerce yıl öncesinden beri bir düşünceyi ifade edebilmek için türlü yollar denemişlerdir. Farklı bölgelerinde farklı diller konuşulan bugünkü dünya üzerindeki iletişimde, harflere dayalı alfabe ile konuşmak ve yazmak yetersiz olduğundan ortak algının kavrayışına sunabilmek için belirli kalıp ve sistem içinde pek çok ifade biçimi gelişmiştir.

İnsan toplulukları işaretleri, resimleri, sembolleri, aralarındaki iletişimi sağlamak için kullanmışlardır. Gitgide gelişen çeşitli yöntemlere rağmen sembollerin anlattıkları bir başka derinlik, gizem ve çoğulluk taşır. Bazen uzun cümlelerin anlatamadığını küçük bir sembol ile anlatabilmek mümkündür.

Bütün dünyanın tanıdığı Ying ve Yang sembolü örneğinde olduğu gibi…

Semboller, daha çok duyularla ifade edilemeyen bir soyutluğu anlatmaya çalışan somut nesne ve işaretlerdir. Sembol, antik Yunan kültüründe, kilden yapılmış iki ayrı parça halinde kırılmış bir kabın antlaşmış iki kişi arasında pay edilen kırık parçalarını ifade etmekteydi. Antlaşmanın geçerli kılınması için, iki kırık parçanın birbirine mükemmelen oturması gerekiyordu. Mecazi anlamda sembole, aynı anlamın iki ayrı temsilini birbiriyle irtibatlandıran bütün de denebilir. Sembol kavramı, içerdiği gizli anlama bağlı olan işitsel ya da görsel öğeye indirgenmiş bulunmaktadır. Sembol, böylece, beş duyu ile algılanan görünür gerçeklikten yola çıkılarak, görünmez gerçeklerin keşfini sağlar. Sembolün simgelediklerinin birliği birbiri içinde erime veya karışım tarzında değil, üst üste eklenme tarzındadır. Görünür unsur ile görünmeyen unsur bir bütün oluştururlar ve biri olmadan diğeri anlaşılamaz.

Benim yaşadıklarımdan öğrendiğim, yaşadıklarımdan ve okuduklarımdan ibaret

Yaşadıklarımdan ders çıkarırken, okuduklarımdan da bilgiler çıkartmayı öğrendim. Ama en önemlisi ise bu dünyadan bir toz zerreciği bile götüremeyecekken yanımda götürebileceğim bir şeyi keşfettim. Eminim nasıl olur, biz bu dünyadan beraberimizde götürecek hiçbir şey göremiyoruz, bilmiyoruz dediğiniz duyar gibiyim. Ama bir şey var, ne mi? Tabii ki yaşadıklarınızdan öğrendikleriniz, ve içinize sindirdiğiniz ve sizin için önemli olan okuduklarınızda çıkardığınız notlar, dersler, kısaca edindiğiniz bilgiler.

Bu nedenle benim için ruhumu beslemek yerine göre midemi beslemekten daha önemli oldu hep. Okuduğum her kitap bana yeni dünyalar açtı. Her defasında okuduklarıma farklı açılardan bakmayı, ve sorular üretmeyi öğrendim. Ve her sorunun cevabını başka bir kitapta, ya da aynı kitabı birkaç defa okuyarak buldum. Ben bilgiyi çok aradım ve hala arıyorum. Kitaplar yalnızlığımın ve arayışlarımın en büyük yardımcısı ve destekçisi oldu. Onlar bana içime bakmayı öğretti, bir bakıma kendimi bana tanıttı. Tanıdığım her bende başka benler gördüm. Bazen benden uzak, bazen bende daha içeri. Bazen de başkalarında beni gördüm, hüzünlendim, kimi zaman neşelendim. Ama her defasında yeni bir şeyler keşfetmenin heyecanını duydum. Her bulunan cevap başka soruları getirdikçe -işte biraz daha yaklaşıyorum- diyordum.
Ama okumalarım hiçbir zaman körü körüne olmadı. Yeri geldi okuduğum satırların sözcüklerini tek tek irdeledim, irdeliyorum. Bir sözcüğün altındaki birçok anlamı keşfettim, ve bu bana büyük haz ve heyecanlar yaşamama vesile oldu. Kendimce araştırdım, kurcaladım, bilgilendikçe yeni bilgilere susadım. Hayatın anlamını bulmaya çalıştım. Ama onu çevremde değil, doğada ve kendimde aradım ve buldum. Her bir buluş başka bir keşfi de beraberinde getiriyordu. keşfediyorum. Bu öyle bir şeydi ki, bu dünyadaki kelimeler bu duygunun karşısında kifayetsiz kalıyordu.
Bu edindiğim bilgiler bana ne geçmişten, ne gelecekten geliyordu. Bu bilgiler bana yaşadığım andan geliyordu. Bu da doyumsuz hazlar yaşamama sebep oluyor, kendimi küçük bir çocuğun ilk kelimesini söylemesi gibi sonsuz bir mutluluk veriyordu.