BİR

Bir

.

bir sabah oluyor
bir akşam
giden bir
gelen bir
birlikte yaşıyoruz
bir hayatı
birimizin içinde

bir daha seviyoruz birini
bir daha ayrılarak birinden
bir bir tüketiyoruz birini

içimizdeki
birin büyüklüğü kadar
bir oluyoruz
bire bölüyoruz hayatı

.

90/nevzat kırkpınar

Sahara’da Yaşam

Sahara çölünde etrafınızda görebileceğiniz sadece 2 renk var:Sarı ve Mavi’dir Ayrıca nadir olarak yeşil renkleri de görmek mümkündür. Sahara çölünün incecik kumların üstüne oturup etrafı dinlemeye başladığınızda, alıştığınız tüm sesleri unutuyorsunuz.Sessizlik hakimdir.Sadece hafif esen rüzgarın uğultusunu ve rüzgarın oynattığı kumların sürtünme sesini duyabilirsiniz. Pırıl pırıl mavi gökyüzünün altında uzanan ucsuz bucaksız düzlükler ve sarı tepeler 45 derece sıcaklıkta güneş ışığının kumda yansıması nedeniyle garip şekillere bürünmektedir.Sanki hayalet gibi…

  Sahara kelimesi arapçada “çöl” anlamına gelmektedir.Ayrıca boşluk anlamında da kullanılabiliyor.Gerçekten sahara bildiğimiz ve gördüğümüz çöl manzarasına benzemiyor..Neredeyse sonsuz görünen uçsuz bucaksız bir boşluk.. İnsana boşlukta olduğunu hissettiriyor. Güneş’e rağmen yön tayininin yapılması zor olduğu sonsuzluk...Bu nedenle el GPS( Global Position System - Konum Belirleme Sistem) ’i olmadan sahara çölünde gezmek imkansızdır.

 Uçsuz bucaksız kum denizinde birden bire ortaya çıkan oasis’ler(yeşil vahalar) insanları hayrete ve dehşete düşürüyor.Hiçbir şey yetişmeyen bu kurak çöllerde ortaya çıkan palm ağaçları insanları derin derin düşündürüyor.Bu palm ağaçları kuraklığa ve kumlara inat edercesine ve ben buradayım dercesine yıllarca canlılığını sürdürmektedir.Bunun nedeni kumların 2-3 metre altında yeraltı su kaynaklarının olması ve palm ağaçlarının kökleri bu yeraltı su kaynaklarından yararlanmasıdır.Eğer uçsuz bucaksız kum denizinde böyle palm ağaçları ve yeşillikler görürseniz biliniz ki buralarda yeraltı su kaynakları zengindir.

 Sahara çölünün zor yasam şartlarına uyum sağlamış hayvanlar görebiliriz.Çöl tilkisi,tek hörgüçlü develer,çöl koşar’i (kuş cinsi) çöl akrebi,çöl yilani,çöl cekirgesi bunlardan başlıcaları…Saharanın kuraklığına rağmen bu tür hayvanların hayatlarını sürdürmeleri oldukça şaşırtıcı...
 Saharanın zor yaşam şartlarına uyum sağlamış bir takım bedevi kabileleri bulunmaktadır.Bunlara Tuareg denmektedir.Bu tuaregler geleneksel olarak çadırda kalmaktadırlar.Teknolojiden ve dünyadan uzak...Buna rağmen hayatlarından çok memnunlar.
 Tuareg toplumunda sadece kadınlar degil,erkekler de başlarını ve yüzlerini örtüyorlar. Bu dini bir simge olmaktan çok çölde hareket halinde olmanin getirdiği bir alışkanlık aslında. Ve bu alışkanlık artık zaman içinde gelenek haline dönüşmüş.Tuaregler dünyadan kopuk olarak yaşadıkları için yabanilerdir.
 Sahara’da yılın Şubat,Mart ve Nisan aylarında şiddetli kum fırtınaları yaşanmaktadır.Kum fırtınası artık insanların doğaya karşı çaresiz olduğunun bir kanıtıdır adeta.Tanrıyla başbaşa kalıyorsunuz.Göz gözun görmediği ve nefes almanın güç olduğu kum fırtınasında gezmek ,dolaşmak imkansızdır.

 <em>Kumlar, bir çöl kentinde her zaman altın rengi, uysal ve sevimli değildir. Onların fırtına önünde savrulduğunu görmek apayrı bir olgudur. Çölden kalkıp gri bir bulut gibi gökyüzünü baştan başa kuşatan tozlar, neredeyse insan yaşamını büsbütün durdurur. Sahara'nın üzerinde bir görünüp bir yok oldukça güneş, donuk ve gamlı haliyle arkasında gizlendiği bulutların yüzünü kızıla döndürür. Ufku, inatçi bir sis olup saran ve beyaz bulutlara karışan bu kızıl toz bulutları... Aslında, her şeyin üstüne yayılan korkunç bir düş, dinmeyen bir özlem ve gurbet sıkıntısıdır...</em>

MUTLULUK PARADOKSU

Mutluluğun içimizde olduğunu söğlüyorlar.Eğer mutluluk içimizdeyse ihtiyaç kelimesinı lugatımızdan silmemiz gerekmez mi?
Ortalama gündelik bir yaşantı ele alalım.Neler yaptığımız gözden geçirelim.Sigara,alkol tüketiriz.Gazete okur,arabaya bineriz.Beton binalarda uyur,hazır gıdalardan faydalanırız…Ekonomik gelirimize göre tüketim zincirimiz oluşturup hayatımızı sürdürürüz.
peki içimizdeki mutluluk?Eğer ona ulaşırsak yani kendi kendimize yetmeye başladığımızı anlarsak ne yaparız?
Mutluyuz; öyleyse neden sigara ve alkol tüketelimki?Önceleri güzeldir.Kötü alışkanlıklarımızı bırakırız. Daha sonra örnekse sevdiğimiz pahalı , marka çikolataları neden yiyelim ki diye düşünürüz.Gereksiz lüx tüketimden uzaklaşırız.Ama yetmez başladık bir kere mutlu olmaya sıradanları eleriz.gıda ürünlerini iyice basite indirgeriz.Dış dünyadan soyutlamaya başlarız kendimizi.Dışarıda eğlenmelere son veririz.Araba satın alıp kullanmak yerine toplu taşımayı tercih ederiz.Kazanma ,hırs yapma gibi adrenalin gerektiren duygularımız azalır.İş yerinde çalışma performansımızı kaybederiz.İçimizde ki muyluluğa o kadar yaklaşmışızki;bize ağrı,sancı veren hastalıkları bile umursamayıp,ilaç kullanmıyor hale gelmişiz.Banka jredileri,mevduad hesapları,altın ,borsa,döviz umurumuzda bile değil.Paranın satın alamayacağı mutluluğu tadıyoruz.Peki sonuç
magazin sektöründen banka sektörüne,ilaç sanayinden otomobil,gıda…sektörlerine kadar bütün sektörlerin kan kaybettiklerini düşünün.Okadar kan kaybediyorlarki çarkların çok yavaş dönmesi ekonomiyı ayaktta tutmaya yetmıyor ve ekonomi çöküyor.Ama mutluyuz.
doğalgaz,Petrol kullanmıyoruz.Beton binalarda yaşayıp teknolojiden faydalanamıyoruz.Çünkü bu sistemi ayahta tutacak ekonomik güç ortalıklarda yok.Ama mutluyuz
kendi tarımımızı yapıyoruz.Tüketim çılgınlığını bir kenara bırakmış organik bir hayat yaşıyoruz.Her şey buraya kadar normal.Bundan sonra aklıma takılanı çözemiyorum.insanlık son mu bulacak?
üremeye devam edeceğiz.Binalarda yaşamıyoruz ama ilkel değiliz.Tarım yaparken komşuluklarımız yani sınırlarımız olacak.Kolonileri tekrar kurup yasalar koyacağız.Uzatmıyım…medeniyetin tekrar taşları üst üste dizilecek ve aynı yere geri döneceğiz.Yek değişen zamana karşı geride kalmamız.
Mutluluğu içimizde aramamızı söyleyenler.Neyi kastettiler acaba?Bizi bu kısır döngüye sokmak mı istiyorlar yoksa sadedece konuşmak için mi konuşuyorlar.

ANSIZIN GELEN

kendime soruyorum
neden yenemiyoruz seni?
neden kabul etmiyorsun yenildiğini?
tamam ara sıra uğruyoruz sana
belki biraz huzur için
belki de;avuçlarımız fazla terlediğinden
dudaklarımız fazla ıslandığından seni özlüyoruz
genede sevmiyoruz seni…
tavanımın kararıp,yastığımın ıslak yüzünün ,cigaramın sönük kızıllığıyla kurumaya çalıştığı an geçiyorsun karşıma
kalabalık içerisinde gülerken bazen
bazen de sevişirken
gün,güneş,mevsim,saat,takvim tanımıyorsun
soruyorum kendime neden?
neden pes etmiyorsun?
aklıma tek bir cevap geliyor
seni sen yapan varlığından sıkılıyorsun
evet…YANLIZlığından sıkılıyorsun

düşüncenin hapishanesi

Düşüncenin hapishanesinde var dört tane duvar ,duvar duvara bakar
Bir duvarda pencere var o da bakar dört duvara
Hayaller yaşar sen yaşarsın
Umut ise çoktan ölmüştür
Geçmiş hiç ayrılmaz bu hapishaneden
Geçmişle yaşarsın
Düşüncenin önemi yok
Varlığı vardır
Duvarları tablo yapar
Issızın çölünde
Ölü bir ağaç vardır
Etrafı yalvarır bakışlar atan
Cılız otlarla doludur
Uçsuz bucaksız ufukları görebilirsin
Ama hiçbir zaman ulaşamazsın