Kırmızı Giydim

Kırmızı giydim bugün
Masumiyeti kaldırdım dolaba
Yakacağım cayır cayır
Geçtiğim yerleri
Hiç acımadan bakacağım
Gözlerinin taa içine
Alev alev tutuşacak kalbin
Sanacaksın içinde cehennem
Dönüp bakmayacağım bir daha
Yalvaracaksın
Kesif bir yanık kokusuyla

26-07-2009

Yolcu

Yolcu

Yürüyorum yolun sonunu bilmeden
Kapkara bir bulut gibi
Üzerimde yırtıcı kuşlar
Çığlık çığlık dalıp
Koparıyorlar bir parça
Kimi atıyor kuru bir çalılığa
Kimi bir dağın ardına
Liğme liğme azalarak
Her bir yana dağılarak
Yürüyorum yolun sonunu bilmeden

Derinden bir kucaklaşma
Yada özlem dolu bir merhaba
Bekliyor mu acaba orada
Belki benim gibi bir yabancı
Mutluluğa acı karışıp
Hüzün olup bakıyor gözlerimden
Bütün umutları söküp yüreğimden
Yürüyorum yolun sonunu bilmeden

Kah Güneş doğuyor yüzüme
Kah gözlerime Ay
Yağmurla yıkanırken karanlığım
Rüzgarla kuruyor aydınlığım
Bir uçurumun kıyısında
Soyunup tüm benliğimden
Uçuyorum yolun sonunu bilmeden..

Çöp ve Yağmur

Deniz,hava, su ve toprak.
Yerküre üzerindeki herşey çöpe dönüştürülüyor insanoğlu tarafından.
Dünyaya hükmetmeye kalkışmadan önce çöp yoktu.Kusursuz doğal döngü işliyordu.
Yerin altında rahat bırakmadığımız fosil yakıtların atıkları da havayı çöpe dönüştürüyor.
Küresel ısınma ve etkileri çöplüğe dönüştürülmeye çalışılan havanın insanoğluna cevabıdır.
Aynı gökten tüm pisliğe inatla yağmur inmeye devam ediyor.
Tek bir yağmur damlasının saflığını düşleyebilir misiniz?
İçimizdeki yağmuru hissedebilir miyiz?

Site ve Kutadgubilig

Gerçekten hiç gerek yoktu bütün bunlara. Ama nasıl olduysa oldu birden site sonsuzluktan sıyrıldı, kimseye faydası olmayan tuhaf bir somutluğun içine gömüldü ve katılsam da ,katılmasam da, saygıyı hak eden düşünce ve duygu yüklü derinleşmeye çalışan yazıların yerini salt ideolojik(!) (keşke bu kelimeyle örtüşse ona bile razıyım) yazılar almaya başladı. İdeoloji hiç değilse kendi içinde tutarlıdır ve dünyayı her açıdan açıklama çabası güder. Ekonomiden felsefeye bilimden sanata size bir dünya ve insan tipi sunar. Bu insan ve dünya şöyledir ya da böyle beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz. Benimsersiniz ya da benimsemezsiniz. Bu uğurda kendinizi feda bile edersiniz .Bu sizin seçiminizdir. İdeolojinizi açıklamak için yazılarda yazarsınız , hepsine amenna.
Ama bir şey yapamazsınız her an ve durmadan bir takım kaynağı ve amacı belirsiz haber kaynaklarından bilgiler bulup bunları, sanki karşınızda başka ülkenin çocukları varmış gibi, insanların kafalarına kazımayı ilke edinen bir yaklaşımda bulunamazsınız. Eğer bu konuda bir çalışma yapmak istiyorsanız , gidip yabancı sitelere yazarsanız ve orada bunları savunursanız anlarım, bunu misyon edinirseniz de içinde bir anlam bulmak için kendimi zorlarım. Ancak her gün yeni bir ismi Türk olarak sunma girişiminize ve bizlere bunu analatarak ne gibi fayda sağladığınızı anlamakta güçlük çekerim. Tıpkı Elvis Presley’in Türk olmasının niçin beni Fatih Sultan Mehmet’in Türk olmasından daha fazla gururlandıracağını anlamadığım gibi. Hadi geçelim Yunus Emreden daha mı iyi ozandır ki illa transfer edelim. Kendi kültürel ,yaşamsal değerlerinize ne kadar sahip çıktınız ki yenilerini katıp bunları da özümseyeceğinizi sanıyorsunuz. Eğer sahip çıkamıyorsunuz sahip çıkacaklar bulunacaktır. Neye sahip çıkacağınızı bulmakla başlar, bu da düşünmekle , araştırmakla olur. Sahip çıkmak kendini tatmin etmekten ötedir. Kapsayıcı milliyetçilik anlayışı nedir, nereden çıkmıştır, buradan nereye varmak istenmektesiniz , hiçbir fikrim yok. Ama sizinde olduğunu hiç sanmıyorum. Üstelik bir Türk tanımınız olduğundan bile şüpheliyim. Türk kültürü ve bu kültürün gelişimi hakkında da bilgilerinizin hiçbir alanda derinliğe sahip olmadığını yazdıklarınızdan anlıyorum. Bu açıdan eğer samimiyseniz Osmanlı’nın niçin devşirmelik sistemini geliştirdiğini düşünmek zorundasınız. Bu konuda bir fikir beyan etmelisiniz, yoksa Hitler hakkında değil.

neden evlenmeli ki??

Aslında…

Evlenmek isterdim,
süper bir düğünüm olsun,
bembeyaz, sırtı açık bir gelinliğim olsun,
annem sevincinden ağlasın diye..
Kıvırcık saçlı bir kız çocuğum olsun
ve bana anneler gününde
çarpık çurpuk yazısıyla
okulda yaptıkları kartı getirsin diye…
Geceleri gök gürleyip fırtına çıktığında
korkarak yastığıma sarılmayayım diye…
sevdiğim erkek bana! :
canım karıcığım desin diye…
Artık yemek yapmayı öğreneyim,
devamlı
yumurta ve makarna pişirmeyeyim diye…
Ama
EVLENMIYORUM:

Sevdiğim erkeğin
kirli çamaşırları,
Lavobodaki sakal artıkları,
Kaprisleri, küfürleri,
! ;vurdumduymazlıklari ve
yalanları arasında
onu neden sevdiğimi unutmayayım
diye…
işin içine
para ve çıkar hesapları girdiği zaman
büyük aşkların
nasıl küçüldüğünü görmeyeyim
diye..
Aldatılmanın dayanılmaz hafifliği (!) ile
tanışmayayım diye…
Canım babacığımdan kalan tek sahip olduğum şeyi,
soyadımı verip
yerine
bana soyadından başka verecek
çok büyük
birşeyi olmayan birininkini
almayayım
diye….
Gece
kız arkadaşim ağlayarak bana telefon
açtığı zaman
kedime ertesi gün için mama koyup
geceliğim ve diş fırçamla
onun evine gidebileyim
diye..
Ben olgusunu daha yeni yeni öğrenmişken,
bunu Biz olgusuna değişmeyeyim
diye…
Hiç düşünmüyorum evlenmeyi
bir gün beni çok! üzer gereksiz şeylerle
ve bir özür dilemeyi akıl bile edemez diye