“Olmayana Eren”e Mektuplar

Sevgili olmayanaERMEYİ düşünen kardeşim,

Duydum ki Allah’ın varlığını, göremediğin ya da kavrayamadığın için inkar ediyormuşsun.Sanıyorum bu şimdilik bir hipotez senin için.Bu hipotez birçok kez ortaya ya da bir kenara, köşeye mutlaka atıldı.Ayaklarını cennete sağlam basmak isteyenler attı bu hipotezi ortaya.Sende istiyorsun ve kararlısın anlaşılan.Çünkü apaçık ispatlar istiyorsun.Tüm atomların O’nu zikretmekteyken sen gözlerinin bunu tasdik ettirmesini istiyorsun. Bu konudaki bulanık düşüncelerini netleştirebilecek bir yaklaşımı seninle paylaşmak istiyorum. Kardeşim,
Sınırlı olan akıl, sınırsız olanın zatını kapsayıp kuşatamaz. Akıl, kuşatamadığını , dolayısıyla sınırlayamadığını, kavrayamaz.Kavraması için mutlaka sınırlaması gerekir.Her ne ki sınırlıdır, o Allah olamaz. Bu yüzden de “Her ne ki aklına geliyor, o Allah değildir.” demişlerdir.
İşte bence “görmeden inanmam”cıların, aslında heryerde O’nu gören güzel insanların, AŞİKAR olanı idrak edemedikleri nokta burası.

Hayattan Ne Öğrendim – Can Dündar

Hayattan ne öğrendim?

Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum. Işığı gördüm, korktum.
Ağladım. Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim.
Karanlığı gördüm, korktum.
Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi…
Ağladım. Yaşamayı öğrendim.
Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu; aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğrendim.
Zamanı öğrendim.
Yarıştım onunla…
Zamanla yarışılmayacağını, zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim..
İnsanı öğrendim.

Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu…
Sonra da her insanın içinde iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.
Sevmeyi öğrendim.
Sonra güvenmeyi… Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu, sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu öğrendim.
İnsan tenini öğrendim.
Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu…
Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim.
Evreni öğrendim.
Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.
Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatabilmek gerektiğini öğrendim.
Ekmeği öğrendim.
Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini…
Sonra da ekmeği hakça üleşmenin, bolca üretmek kadar önemli olduğunu öğrendim.
Okumayı öğrendim.
Kendime yazıyı öğrettim sonra…
Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana…
Gitmeyi öğrendim.
Sonra dayanamayıp dönmeyi…
Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi…
Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yaşta…
Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.
Sonra da asıl yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğine aydım.
Düşünmeyi öğrendim.
Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim. Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek olduğunu öğrendim.
Namusun önemini öğrendim evde…
Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu; gerçek namusun, günah elinin altındayken, günaha el sürmemek olduğunu öğrendim.
Gerçeği öğrendim bir gün…
Ve gerçeğin acı olduğunu… Sonra dozunda acının, yemeğe olduğu kadar hayata da lezzet kattığını öğrendim.
Her canlının ölümü tadacağını, ama sadece bazılarının hayatı tadacağını öğrendim.

Psikoloji Testi

Aşağıdaki testi çözüp, cevaplarını kaydedin. Hatta yorum olarak yazarsanız daha eğlenceli olur. Bir müddet sonra şıkların puan değerlerini ve ne anlama geldiklerini yorum olarak ekleyeceğim. O zamana kadar iyi testler.

  1. Aşağıdaki ifadelerden hangisi sizin için daha cazip?

    a. Canımın istediğini yapabilmek
    b. Mükemmel bir aileye sahip olmak
    c. Seçtiğim kariyerde başarılı olmak

  2. Sezgilerinize ne ölçüde güvenirsiniz?
    a. Çok fazla
    b. Her zaman değil ama zaman zaman sezgilerime dayanarak davranırım
    c. Mantıksal bir açıklama getirebilmek her zaman daha önemli

  3. Aşağıdaki ifadelerden sizi en iyi tanımlayan hangisi?
    a. Meraklı, soru soran
    b. Düzenli
    c. Ciddi, gayretli

  4. Aşağıdaki seçeneklerden hangisi sizi en çok heyecanlandırıyor?
    a. Büyük Kanyon gibi doğal mucizeler
    b. Taj Mahal gibi insan yapımı anıtlar, mabetler
    c. Domingo veya Pavarotti gibi yetenekler

PEKİ, O ZAMAN HANIMEFENDİYE YOLU GÖSTER ALEX

Sokağı geçince dur. Sokağı geçince bekle. Saatine bak. Şapkanı düzelt. Saatine bak. Y. Uğur Eczanesine bir film yıldızı edasıyla ilerle.Camekanın önünde dur. Bekle. Saatine bak.ilaçların isimlerini oku.en çok bir bebek pudrasının adıyla ilgilen. Gelmeyeceğini anla. Aynı istikamete gelişinden daha hızlı ilerle. İlerle. Sinirlen. Ve bir daha ona sakın inanma…

“Peki, o zaman hanımefendiye yolu göster Alex “ ellerim cebimde olmalı mı. Yoksa bir elim dirseğimde diğer elim çenemde bir duruş daha mı etkili olur. Deneyelim.” Peki. o zaman hanımefendiye yolu göster Alex. “pencerenin önünde dışarıyı seyrediyormuş gibi yaparak, en sevdiğimiz tablonun önünde durup konuğumuza sırtımızı dönüp, “peki. o zaman… “yüzlerce kez hayali bir konaktan kovuyoruz hanımefendiyi..kendimize kahve hazırlıyoruz sonra. Kitaplarımıza dönüyoruz. Hanımefendi bir hayalet değil. Sanrımız . illüzyonumuz. Sırrımız hiç değil. Üç yıl önce talihsiz bir rastlantıyla isminiz ? diye soran bendim evet ama her şeyi berbat eden de oydu. Talihsiz bir rastlantı? Ne kadar klişe. Şöyle demeliyim. Üç yıl önce korkunç bir yanlışlıkla isminiz diye soran bendim. –bu kısmı değişmiyor- evet ama her şeyi berbat eden de oydu. Bir bakalım. Sıralayacak olursak:

BÜYÜLÜ VAHDET-İ VUCUT YOLU

Anlatabilme yeteneğimin bu kadar az olması, gerçekten şaşırtıyor, beni… Şu kısacık yazı için, inanın, en az ,onbeş yirmi yıldır düşünüyorum, uğraşıyorum, kağıda döküyorum, yazıp çiziyorum. Sonra beyenmeyip rafa kaldırıyorum…

Aslında, şu anda da, gönlümün istediği şekilde, başarılı bir anlatım olmayacağına eminim… Ama daha fazla ertelersem, hiç anlatamamış olmaktan korktum…

Bir de, yaşımın özelliği var… Ben eskiden, ihtiyarlığın hiç bu kadar güzel, rahat olduğunu tahmin edemezdim… İnsan, yetmişi epey gerilerde bırakıp, sekseninci yaş virajına kaç ay kaldığının hesabını yapmaya başladığında, üstelik ,bu da yetmezmiş gibi, arsızcasına ,doksanlı yaşların bile senaryolarını hayal edecek hale geldiğinde, “elalem ne der” korkusu yok olup gidiyor… Kafadaki kavak yelleri , “ ister yaz, ister yazma” diye çılgınca tempo tutmaya başlıyor… Durmadan… Herkese boş vererek… Belki de, ihtiyarlığın egoizmi dedikleri, bu olsa gerek…