BİR DUA

Güç istedim..
Ve Tanrı,beni güçlü yapmak için karşıma zorluklar çıkardı.
Bilgelik istedim..
Ve Tanrı bana çözmek için sorunlar verdi.
Zenginlik istedim…
Ve Tanrı çalışmak için bana beyin ve güçlü kaslar verdi.
Cesaret istedim..
Ve Tanrı üstesinden gelmem için bana tehlike verdi.
Sevgi istedim..
Ve Tanrı yardım etmem için sorunlu insanlar verdi.
İyilik istedim..
Ve Tanrı bana fırsatlar verdi.

İstediğim hiç bir şeyi elde etmedim.
İhtiyacım olan her şeyi elde ettim.
(Gurmukh-İnsanın Sekiz Yeteneği)

Aşk Bir Teslimiyettir

Aşk. Evet!.. Yüreğinin tozlu yollarında yürürken ayağına takılan kıymıktan ayırdet aşkı. Ya da bir gülün dikeniyle kanayan parmak ucundan sızan şeyin aşk olduğunu farket… Şizofren uykularda, gecelerde ve gündüzlerde kulağına takılan sessiz uykuların adıdır aşk. Ya da kendine rakip gördüğün bir yanılsama… Çırpınan yüreğinin sonsuz ve sorunsuz bir limana yanaşması… Şahdamarının atışından tanı aşkı: Tıpkı öncekilere benzemeyen… İçinde giderek büyüyen boşluğu dolduran şey ne ise, odur aşk. Bütün kayıpların ardından bir daha gitmemecesine gelip sana sığınan cılız fakat kudretli teslimiyettir aşk… Kendim için derken, birden ona doğru yönelmektir; onunla aynı sesi paylaşmaktır… …

Aşk. Evet! Gecelere mil çeken bir uykusuzluk nö betinin ardından neden uyuyamadığını anlamamak ve anlatamamaktır çoğunda… Özlemenin nasıl bir özlemek olduğunu veya sevmenin nasıl bir sevmek olduğunu da… Küçük kayboluşların ardından sanki kıyametler kopacakmış gibi korkarak beklemek ve hiçbir şey yapamadan sadece düşünmek. Ayrılık otundan sürekli kaçarak dibe, en dibe, dibin de dibine sığınmaktır aşk. Yalanlar söylemektir kontrol edemediğin duygularının karşısında: – Ben mantıklıyım, esir olmam kendi dışımdaki gerçeklere diyerek… Aşk, duygunun kuvveti karşısında böylesi yalanlara inanmaktır çoğunda ama bitimsiz bir çoğalmadır içe doğru… Kibir ve gurur kulelerinden inmektir aşkın bir tanımı da: Geniş ve uçsuz-bucaksız bir ovada sonsuz bir koşuya çıkmak, tozu dumana katmaktır… Geceleri uyumamaktır, uyunduğunda bir sevgili ile paylaşmaktır en güzel düşleri. …

Gücün mânevî kapısı: Kalbimiz

Yeryüzünde baş döndürücü işler yapan insanlara sunulan manevî gücün, hangi kanaldan geçerek geldiğini merak ettiniz mi? Tarihi değiştiren insanları incelediğinizde keşfedeceksiniz:

Onlar duygularıyla yaşadılar. En inanılmaz örneğini Peygamberimizden(asm) öğrendik:

Öylesine içten gülü yordu ki, dağlara taşlara neşe saçıyordu; ama, ağladığında da sabahlara kadar, gözyaşları dinmiyordu. Neden duygu ve neden kalp?

Başarıya odaklanan bir dostum bana şöyle yazmıştı: “Başaracağım, çünkü tüm hedeflerim aklımda…” Ona şu cevabı verdim: “Lütfen o hedeflerini kalbine yükselt; çünkü arzularını sana verecek kudrete, aklın yalan söyleyebilir; ama kalbin kesinlikle doğruyu söyleyecektir.”

Aklımız düşünür, kalbimiz hisseder. Gerçek niyetimiz aklımızdan değil, kalbimizden geçendir. Aklımız madde kadar dar, kalbimiz ruh kadar engin bir evrende gezinir. Güç kalptedir ve Peygamber(asm) şu sözle kalbimize dikkat çeker: “Şüphesiz Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz. Ancak amellerinize ve kalplerinize bakar.”

seçmediğimiz şeyler=kendimiz

“kızımı kurtarın” adlı yabancı bir filmin başında geçen bir replik çok hoşuma gitti. sizlerle paylaşmak istedim.
Her zaman şuna inandım. Aslında seçmediğiniz şeyler sizi siz yapar. Şehriniz, mahalleniz, aileniz. Buradaki insanlar böyle şeylerle gurur duyar. Sanki bu başardıkları bir şeymiş gibi. Ruhlarının çevresini vücutlar, şehirlerde bunların çevresini sarmalar.

Öpmek taklit sayılmaz.

Sevdim o reklamı. Reklamını yaptığı ürüne katkısı olur mu, bilmem. Ama sevdim işte… Senaryoların böylesi insanî boşluklarımızı bulanını, unutulmuş yanlarımızı vuranını seviyorum ben. Çocuk annesi için geçiriyor aklından: “O da süt içiyor, beni taklit ediyor. O da yürüyor; beni taklit ediyor… O da öpüyor ama öpmek taklit sayılmaz.”

Taklit yaparken, işin içine ruhunu koymazsın; sadece bedeninle olursun işin içinde. Kalbini koymasan da olur taklit; kalıbını ustalıkla koyabilmen yeter. Taklit yaparken, bir başkasına benzersin; sen değilsindir oradaki. Sen sen olmadığın ölçüde başarılısındır taklitte. Senin sen olmadığını bilerek bakarlar sana taklit yaparken. Taklidin gücü senden kaynaklanmaz; kendini benzettiğin kişinin kredisini kullanırsın taklitte. Taklit; bir başkasını bilen başkalarının bakışına bağlıdır. Bir başkasına benzemeyi önemseyen başkalarının dikkati ve nazarı kadardır taklidin gücü. Taklit hep daha sonra gelir; taklit edilen ise daha öncedir. Orijinal olan, bir şeyin sonrası değildir. Tekrardır taklit; yine yine yapılabilir; aynı kalıba defalarca dökülebilir. Ama asil ve orijinal olan bir defalıktır; ilk ve son kezdir. Bir kereliğine gerçekleşir; eşsiz ve benzersizdir. Benzer biçimde yineleniyor gibi görünse de, yenidir o. Çünkü, aslın ardındaki kalp her defasında yeni ve taze bir heyecanla vardır. Kalıba aynı şablonlarla dökülse bile, kalbin çerçevesi olmaz, çerçeveleri kırar kalbin kıpırtıları. Asil olanda da, bedensel bir biçimden söz edilebilir belki ama ruh her an yeni bir halde yoğrulur, kalp halden hale hallenir her dem. Taklit az buçuk simetrik olur; bir karşılıklılık saklar içinde. “Sen öyle yaptın ben de öyle yapabilirim!” demeye getirir sözü taklitçi. Hep geç kalır taklitçi o yüzden. Asil olan ise, aniden bastırır, hazırlıksız yakalar. Ama taklit planlanır, zamanlanır. Hesabı kitabı vardır taklidin. Asl’olan ise hesapsızdır, ölçüye gelmez, tartıya çekilmez.
İşte bu yüzden “öpmek taklit sayılmaz.” Öpücüğün ardında bir çift dudaktan fazlası vardır. Kalıplar değildir buluşan öpücükte, kalplerin sınırsız çarpıntısı dolaşır birbirine. Kendinde olmadan öper insan sevdiğini. Anne çocuğunu sayarak öpmez. Kendini bir başkasına benzetme hevesiyle öpemez anne. Başka anneler çocuklarını öptü diye taklide kalkışmaz elbette. “Çocuğum beni öptü, ben de onu öpeyim” diye karşılık verme hesabı yapmaz. Hazırlıksız yakalanır öpücüğün çekimine. Ayakları kayar; gözleri kararır. Anne öper; çünkü şefkat eder. Sevgili öper; çünkü âşıktır. Dost öper; çünkü sever.