Sevdim o reklamı. Reklamını yaptığı ürüne katkısı olur mu, bilmem. Ama sevdim işte… Senaryoların böylesi insanî boşluklarımızı bulanını, unutulmuş yanlarımızı vuranını seviyorum ben. Çocuk annesi için geçiriyor aklından: “O da süt içiyor, beni taklit ediyor. O da yürüyor; beni taklit ediyor… O da öpüyor ama öpmek taklit sayılmaz.”
Taklit yaparken, işin içine ruhunu koymazsın; sadece bedeninle olursun işin içinde. Kalbini koymasan da olur taklit; kalıbını ustalıkla koyabilmen yeter. Taklit yaparken, bir başkasına benzersin; sen değilsindir oradaki. Sen sen olmadığın ölçüde başarılısındır taklitte. Senin sen olmadığını bilerek bakarlar sana taklit yaparken. Taklidin gücü senden kaynaklanmaz; kendini benzettiğin kişinin kredisini kullanırsın taklitte. Taklit; bir başkasını bilen başkalarının bakışına bağlıdır. Bir başkasına benzemeyi önemseyen başkalarının dikkati ve nazarı kadardır taklidin gücü. Taklit hep daha sonra gelir; taklit edilen ise daha öncedir. Orijinal olan, bir şeyin sonrası değildir. Tekrardır taklit; yine yine yapılabilir; aynı kalıba defalarca dökülebilir. Ama asil ve orijinal olan bir defalıktır; ilk ve son kezdir. Bir kereliğine gerçekleşir; eşsiz ve benzersizdir. Benzer biçimde yineleniyor gibi görünse de, yenidir o. Çünkü, aslın ardındaki kalp her defasında yeni ve taze bir heyecanla vardır. Kalıba aynı şablonlarla dökülse bile, kalbin çerçevesi olmaz, çerçeveleri kırar kalbin kıpırtıları. Asil olanda da, bedensel bir biçimden söz edilebilir belki ama ruh her an yeni bir halde yoğrulur, kalp halden hale hallenir her dem. Taklit az buçuk simetrik olur; bir karşılıklılık saklar içinde. “Sen öyle yaptın ben de öyle yapabilirim!” demeye getirir sözü taklitçi. Hep geç kalır taklitçi o yüzden. Asil olan ise, aniden bastırır, hazırlıksız yakalar. Ama taklit planlanır, zamanlanır. Hesabı kitabı vardır taklidin. Asl’olan ise hesapsızdır, ölçüye gelmez, tartıya çekilmez.
İşte bu yüzden “öpmek taklit sayılmaz.” Öpücüğün ardında bir çift dudaktan fazlası vardır. Kalıplar değildir buluşan öpücükte, kalplerin sınırsız çarpıntısı dolaşır birbirine. Kendinde olmadan öper insan sevdiğini. Anne çocuğunu sayarak öpmez. Kendini bir başkasına benzetme hevesiyle öpemez anne. Başka anneler çocuklarını öptü diye taklide kalkışmaz elbette. “Çocuğum beni öptü, ben de onu öpeyim” diye karşılık verme hesabı yapmaz. Hazırlıksız yakalanır öpücüğün çekimine. Ayakları kayar; gözleri kararır. Anne öper; çünkü şefkat eder. Sevgili öper; çünkü âşıktır. Dost öper; çünkü sever.