Gitme eylemi içinde…

İltica hakkımı kullandım
Geri dönmezlerin kentine
Mülteci cesareti; sadece gözlerimde
Tünelinden geçtim karanlıklar tanrısının
kapıları kapalı idi algımın
yatıştım, yatıştırdım kendimi
Anti-depresan tesirinde
Etkisi uzun sürüyor çağımın ilacının
Deliliği alıyorum günde üç çarpı bir
Yatmadan önce
Bu yüzden uyamıyorum insanlara
Ortagezer bir hiçlik var üzerimde
Uyu (ş) muştum senin içinde
ve o oda da
Bob dylan’a hürmet ederdik ikimizde
bir fincan kahve ile eğilirdik önünde

gitme eylemi içinde….

Aslıhan Aliyazıcıoğlu

Her Şeyin Bir Anlamı Var

Her şeyin bir anlamı var. Bana diyorsun ki ‘bu dünya anlamsız ve ben burada olmayı kendim seçmedim’. Bu sözcüklerde burası ile orası arasında asılı duran bir hayatın izleri var. Yokluk ve varlık arasında yürüyen bir ip cambazının hüneri var. Sevdim diyorsun. Sevdiğin zaman gelmeyecek adamları sevdin. Sesini duysa da çağrına icabet edemeyecek adamları. Onları sevmekle erkenden giden bir sevgiliyi çağırıyordun aslında. ‘Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden / Çok seneler geçti dönen yok seferinden’. Çocukluğunun en büyük aşkı artık dönülemeyecek uzak ülkedeydi ve sen en uzak adamları seversen ve onlar seni severse, bir mucize olursa yani, belki onu geri getirebileceğini düşünüyordun. Yitirilen bir daha ele geçmedi. Uzak yakın olmadı. Canının acısı gün be gün katmerlendi. Hayatı sadece acıyan yerlerine bakarak tanıdın. Var olduğunu sadece yaralarına bakarak hissettin. Ruhun en derinlerine yerleşen ve bir burgaç gibi insanın içini oyan bir ağrıyla okudun kendini. İçinde katıksız gözyaşı olan bir hokkaya banılarak yazılmış bir hayat. Oldun mu öldün mü bilemedin.

ZAMANI BULAN İNSAN

Çok zaman önceydi. O kadar zaman önceydi ki zaman diye bir şey yoktu.
İnsanlar güneş doğup batıncaya kadar yaşıyorlardı hayatı.
Bir daha hiç olmayacakmış gibi dolu ve anlamlı.
Derken zaman diye üç parçalı bir şey İcat etti insan.
Bir parçasına dün dedi, diğer parçasına bugün, öteki Parçasına da yarın. Sonra fesat karıştı zamana ve insan bugünü unuttu.
Dünü düsünüp pişman oldu, yarını düşünüp telaşlandı; ama işin ilginç tarafı tüm telaş ve pişmanlıkları güneş doğup batıncaya kadar yaşadı. Farkında olmadan rezil etti bu gününü. Oysa yarın, Bugüne dün diyor,
Dünde bu gün için yarın diyordu.
Bir türlü beceremedi.
Bir eliyle yarına, diğer eliyle düne
yapıştı.Bu günü eline yüzüne bulaştırdı…
Mutsuz oldu insan. Ve ne gariptir ki yarının telaşı da, dünün pişmanlığını da hep bugün yaşadı;
Ama bugünü hiç yaşayamadı.
Ne yarın
Ne de dün!

Bildiklerimizin ne kadarını yaşıyoruz?

İnsanlar kendilerine bir yol seçerler. Kimi daha zengin, kimi daha güçlü, kimi daha güzel dayanılmaz olmanın yollarını arayarak kendilerini ifade etmeye çalışırlar. Biz spritüel felsefe ile ilgilenen insanlar, diğer sosyal aklıyla düşünen insanlardan farklı ve zor bir yola çıkarız. Farkındalığın ışığında ilerlemek sanıldığı kadar kolay değildir. Çoğumuz hayatımızda belkide eksik olan yanlarımızı diğer insanlardan farklı olarak tamamlamaya çalışırız. Hayatımıza giren insanlar bizlerin gelişimine iyi ya da kötü katkıda bulunurlar. Kimbilir belkide içinden çıkılmaz sorunlarla boğuşmaktan yorulmuş insanlarız veya hayatımızda istediğimiz herşeyi elde etmiş, fakat bir türlü içimizdeki koca boşluğu dolduramamışızdır veya bir şekilde ilham almışızdır. İşte bu yolculukta gelişim adına bize sunulan bilgileri süzgeçlerimizden geçirerek bir şekilde uygulamaya koyarız yada sadece birilerine bunları satmaya çalışırız. Böylelikle farkında olmadan o doymak bilmeyen tazmanya canavarını doyurmaya çabalar dururuz. Hep sormuşumdur kendime bu kadar kitap okuyorsun, yazı yazıyorsun acaba ne kadarını hayatına geçirebildin? Bilgi sahibi olmak güzeldir ama bilgi sınırsızdır. Bütün hayatımızı inandığımız değerler uğruna harcarız ve bir de bakarız ki koca bir sıfır önümüzde bize gülümsüyor. Önemli olan bildiklerimizi hayatımıza geçirmek ve onları gelişimimiz için kullanabilmek… Gündelik yaşam içinde, karşılaştığımız sorunlarda onlardan yararlanabilmek…Dengelerimizi kurabilmek ve kendimize ,başkalarına, ihiyaçı olanlara sunmak…

Öyle bir yer olsun ki

Öyle bir yer olsun ki yaşadığım yer;

Göz alabildiğine yeşil ve mavi

Kelebekler de tabii, gökkuşağı renginde

Vücudum bana ağır gelmesin,

Sürüklemeyeyim onu ardımdan.

Her neyi beğenirsem ona

Konukluk edeyim bir süre

Bazen bir ağaca, bir tavşana

Ya da bir adamın içine

Taşınayım.

Oh ne güzel dünya

Kira yok, kontrat yok.

Aşk olsun yine yapıştırıcımız

Dirimin sevinci, annemin şefkati

Çocuklar hepimizin olsun

Binalarımız büyülü taştan

Kendiliğinden ışıyan.

Vivaldi çalsın, ya da Shopen

Yumuşak bulutlardan dökülsün mısralar

Yağmur gibi ıslatsın ruhumuzu

İçimizden çiçekler fışkırsın

Dokunarak, koklaşarak ve öpüşerek

İletişim kuralım, bizden önce