Zaman=Taksitlendirme

Gözlerinizle gördüğünüz dünya/maddi gerçeklikler yalnızca duygu/düşünce bileşiminizin dışa yansıtılmasından ibarettir. Ve bu haliyle de gerçektir tabi, sizde olandır. Gördüğünüz/algıladığınız dünya; kurduğunuz mantıksal bütünlüğe ve duygularınızın dalgalı ritmine boyun eğerek masumca varoluyor.

O varoluş, çocuklar için hazırlanmış yumuşak, renkli, güzel kokulu bir oyun hamurudur.

Yaratma işlemi, düşünme ve hayal etme kabiliyeti ile yapılmakta olup, kullandığı araçlar; başta kelimeler olmak üzere, dışarı üflediğiniz her şeydir.

Böylece düşündüğünüz/hayal ettiğiniz (bunu ister mistik isterse bilimsel yöntemle yapın fark etmez) her şey, olmak mecburiyetinde kalır. Eğer düşündüğünüzle özdeşlik kurabiliyorsanız sizin fiziki varlığınız bunu yaşar, yok özdeşlik kurmuyorsanız, fiziksel varlığınızın dışındaki ben’ler bunu yaşar.

Kaos ve düzen

Bu da benden bir kaos/düzen karşılaştırması, eski bir yazı 🙂

Hangi konuyu tartışırsak tartışalım bir süre hem de kısa bir süre sonunda geldiğimiz ana bir eksen var; muhafazakarlık- anarşizm!
Evrenimizin kaos ve düzen arasında sorunsuz varoluşu gibi bunun iz düşümleri olarak biz de muhafazakarlık ve anarşizm arasında doğup yaşayıp ölüyoruz.
Üstelik bu ana eksenin, zaten varoluşun temelini oluşturan düalizmin gereği olduğunu sıklıkla atlıyoruz ve farkında olmaksızın bu oltalardan birini yutuyoruz. Üstelik yaşamımızın içinde belki ağırlıklı olarak bunlardan birini destekler biçimde yer alışımıza karşın farklı zamanlarda ve farklı durumlar karşısında diğer metodu da savunmaktan geri durmuyoruz. Hatta birini savunurken diğerini yaşıyor olabiliyoruz. Birbirinin karşıtı gibi görünen bu iki olgu; Tanrı-şeytan ikiciliği, bizi deli konumuna getirmeksizin kendi içimizde, birbirlerinden habersiz yaşayıp gidiyorlar.
Bu kelimeleri hangi kavramlar ile bağdaştırdığımı açıklama ihtiyacı duyuyorum ola ki anlatmaya çalıştığım kavram karşıtlığını ifade edecek daha doğru kelimeleri siz biliyor olabilirsiniz.
İki karşıt uç olarak varoluşumuzun temeli; düzen ve kaostur. Varoluş bu iki uca doğru düzenli koşular sonucu ortaya çıkmış gibi görünüyor. Aslında fizikçilerin dediğine bakılırsa bu ikisi ayrı uç bile değil, aynı anda birbirlerinin içinde ve birlikteler yani dalga ve parçacık olarak kuantum hareketi sergilerler.
İşte bu karşıtlığı sosyolojik anlamda ifade eden uygun kelimeleri bulmaya uğraşıyorum.
Düzeni koruyan ve savunan için genel anlamda kullanılan sözcük, “muhafazakar” oluyor.
Muhafazakar görüş, tek başına belli bir görüşü savunmaz, adı üstünde “o an ve yerdeki” DÜZENi, o her ne olursa olsun muhafaza edendir.
Düzenin karşıtı olan, düzensizlik hali kaostur ve kaotik görüşün ismi de muhtemelen anarşi olabilir.
İnsanın ve toplumların bir arada yaşamasını temin etmek için düzene ihtiyaç var. Bu sebeple anarşi kelimesi muhtevası uyarınca insanın tüylerini diken diken eder.
Anarşi bir anlamda bindiğin dalı kesmek gibidir, oysa ayağını basacağı bir yere ihtiyaç duyan insan bu kelimeyi adeta unutmak isteyecek kadar ilgisiz karşılar. Bu davranışı aklı başında her kişi olumlayacaktır.
Dolayısı ile varlığını tehdit eden bu tehlikeli kelime yerine, muhafazakarlık kavramının karşıtı olarak muhtelif sözcükler koymuştur:
Devrimci; Mevcut düzenin toptan yıkılmasını ve yerine önerdiği sistemin gelmesini ister.
Reformist; mevcut düzenin tümüyle yıkılmasının zor ya da gereksiz olduğunu ama bazı kısımlarının yenileri ile değiştirilebileceğini savunur.
Evrimci; Mevcut düzenin aynı doğa unsurları gibi zaten evrileceğini ve bu sebeple reformistleri dinlemenin yerinde olabileceğini söyler.

Öldürülmüş bir dostla hasbıhal

Sevgili dostum ,
Nerden başlayayım ,herkesin çok ciddi olduğu bir dünya var artık. İnsanın içine sıkıntı düşüren bir insan tipi sardı dünyayı. Özelikle güzelim ülkemde. Belki bizde öyleydik diyorsun , belki haklısın, ancak biz biz olarak ciddiye alıyorduk ,yaşamı.Paylaşılan bir şey olarak. İneklerin ilk artı değer üreticisi olduğunu bulmuştuk gülerek , ardından , bir kaç arkadaşın cenazesine gitmiştik.
Ben olarak dünyayı ciddiye almak farklı bir duygu ,kendini dünyadan önemli saymaya kadar gidiyor usulca. Burası benim yağma alanımdır gibi bir durum oluşuyor. Umutsuzluktan diyorsun duyuyorum. Sen ki ölümle yüzleşirken bile bu kadar önemsememiştin, kendini vesana sunulan yaşamı.Kader mi?* Boşvermişlikten değildi elbet bu , onca gençliğine karşın. Haklı olabilirler diyorsun. Anlıyorum. Bana anlatıklarını bu yüzden yazmak gereği duydum.
Bir de burda istediğini yazacağın bir boş sayfa var yazayım bari dedim.(düz yazı yazmak bir cehennem olsada) Dünya bir zamanlar düzdü , artık çok iyi biliyorum değil mi? Bir dünya nasıl düz olur onuda biliyorum elbet , sevgiden öte nedenleri olmadan sevişenlerce dümdüz olur dünya. Düz bir tepsi olarak görülür ve rahat bir döşek gibi olur bu dünya. Öğrenmişim değil mi? Melekler, periler , cinler rahatça gelip giderdi , kimse aldırmazdı onlara .Varsa bir şeyler paylaşılır yoksa ‘Söyleyin Rabbinize bize yemek versin’ derlerdi sonra usulca öyküler uydururlardı rengarenk boyarlardı bedenlerini ,kırmızı hiç kullanılmazdı biliyorum, ilk cinayetle başladı değil mi?İnsanlarda geniş ferah ve düzdü.Yorulmamışlardı kendilerinden ve yarışlardan. Bunu sen söylemedin ama eski bir resminden öğrendim.
Bu arada Tahiti ‘de sörf sezonu açıldı desem buna inanır mısın? Irak’ta da insan avı turizmi son hız devam ediyor. Ancak artık dünya küre ve biz bunu biliyoruz. Bilmek yetmiyor ,illaki insanın gözüne sokuyorlar.Artık dünyanın düz olma şansı kalmadı.
Yeni bir sevgi ve buna uygun sevişme tarzı bulmak lazım değil mi ama?
Sonra 1 Mayıs kutlandı.İşçiler ve polisler birlikte havai fişekleri attılar, sonrada işçilerin çok terlediğini farkeden polis işçileri sularla serinletti ,desem.
Gerçi yine işçiler kendilerini yerlere atıp yaralanmayı başardılar.Zaten zeki olsalar işçi olmazlar ,iş olurlardı . Sonra da adam olurlarsa iş adamı pardon iş insanı olurlardı.
Evet artık herşeyin bir insanı var , yok canım insandan umut kesilmiş olduğu için değil, dünyayı anlayalım dizginleri ele alalım derken, insanda bana bakın dercesine kılık değiştirdi , sanırım. Sen bunu bir düşün , gelecekte kedi insanı , köpek insanı gibi tanımlarda ortaya çıkar , çıksın renk çeşit olur.Daha ileri gider, semizotu insanı,lale insanı(gerçi o çıktı galiba geçenlerde gördüm gibi ama belki düştü belki düşmedi) soğan insanı olmalı faydalı mı? Bence soğan erkeği yerine soğan insanı daha hoş oluyor, ama …
Yine de bir yanım , yanıyor gibi.
Gerçi sende haklısın,Allah başka dert vermesin derken.
Bir de İbrahim Tatlıses böyle yalnız yaşamak zorunda kalmasaydı ,Tuğba da hazır çıkmışken mahpustan değil mi ama?

Hüznün suskun kadınları

Sarı saçları, yüzünün solukluğunu daha da belli ediyor kadının.

Bir fabrikanın gürültüsü içinde, insanların bir sonraki hareketlerinin, bir sonraki duygulanımlarının, yüz ifadelerinin ve kalp atışlarının kurumsal kimliklerde yazılı olduğu bir iş ortamında, modern zamanların kayıt altına alınmış ve ancak boyunlarına asılmış kartların kullanım biçimine göre bir kişilik edinebilmiş kalabalıklarının içinde, bütün bu karmaşaya değmeden yürüyen sessiz bir kadın. Bütün bu seslerin arasında, sessizliğini koruyup, büyüten yalnız bir kadın. “Ben sağırım. Duymak istediğim şeyler olursa kulaklığımı açıyorum, gerekmediğinde kapalı tutuyorum” diyor filmin (*) bir yerinde.

Bu, o kadar kolay değil elbette. Bazen duymak istediğin, duymaya deli gibi ihtiyaç duyduğun sözcükler, aniden bastıran bir yağmura dikkat kesilmişken kayıp gidiyor telaşlı gökyüzünde. Başka tarafa bakarken, çaresizce yanından uzaklaşıp gidiyor uzaklara bir yere. Duymuyorsun ve bir şeyler yarım kalıyor. Duymuyorsun ve bir şeyler, oyundaki sözlerini unutmuş bir müsamere çocuğunun gözyaşları gibi düğümleniyor boğazında. Bazen de acımasız, aşksız, huzursuz, soğuk, muhteris bir cümle her şeyi aşıp, hiç sırası olmadığı halde yüzüne çarpıyor. Duyuyorsun ve bundan böyle duymamış gibi davranamıyorsun ömrünce.

Amway ve Ürünleri

Amway’e Açık Mektup ve Amway 2 konusunun devamıdır.

Konular çok yorum aldığından yeni başlık açma ihtiyacı duydum.


Özet
xenix tarafından Per, 01/05/2008 – 13:28 tarihinde gönderildi.
İlk yazımda amwaycilerin tutumlarına olan tepkimi dile getirdim. Bundan sonra benim neden amway düşmanlığı yaptığıma yönelik tepkiler geldi. Bende amway e değil, sistemin yanlışlarına dikkat çektim.
Daha sonra sistemi bilmediğimi ortaya atanlar çıktı. Sistemi anlatmaları için davet ettim fakat kimse sistemi anlatmaya yanaşmadı.
Son olarak amwaycileri teknolojinin kaynağı gibi göstermeye çalışanlar veya kendilerini 21. yüzyıl düşünürü olarak lanse etmeye çalışanlar çıktı. Sözüm ona kendilerinin yaptığı iş dışında yapılan işlerin hepsi yanlışmış gibi bir izlenim vermeye çalışsalarda bunda başarılı olduklarını pek söyleyemem.