STATİK TEORİSİ

% 10 Beyin kapasitesi ile, daha kim olduğumuzu, nerden? ve niye? geldiğimizi anlayamadan kıyameti koparmazlar endişe etmeyin..(kıyamet senaryolarına göndermedir) ne zaman ki rahatsızlık verecek düzeyde gelişme sağlayan dünya yaratıkları oluşur, o zaman ciddi ciddi kıyamet-i düşünürler.. bunlar kim mi?.. hele bi kapasitemiz % 20’ye çıksın, onlar hakkında da bilinmeyenleri bilir oluruz evelallah..

Enteresan olan; bu kadar düşük kapasiteli, ilkel bir mekanizma ile bilinmezleri ve evreni çözmeyi başarmada, sanki çok büyük yollar katedilmiş gibi kendini avutanlar ve etrafını da avutmayı marifet sayan kelime üreticilerinin, kendi kapasitelerinin farkında olamamaları veya bu farkındalığı kasıtlı olarak kapatma çabaları..

Algılama ufkumuzu “sonsuza” kadar açalım diyoruz, bu bizim “sonsuz” dediğimiz; 1GB’lik data dan daha fazla değil ki..kalanı nereye sığdıracağız? demekki, sağlam dediğimiz eldeki verilerle şu an, biz doğmuş çocuğun meme emme dönemini geçirmekteyiz. Bu emme süresi kimimizde 3 ay ise(takip edenler,ilgilenenler), kimimizde 3,5 aydır(bilim adamları)aradaki fark sadece bu kadardır.

Toplumsal hafıza

Her toplumun kendine kültürel ve tarihsel bir altyapısı olduğunu biliyoruz, her birinin günümüz bakış açısının da bu altyapının üzerinden filizlendiğini. Her toplum, toplumluğunu o ya da bu şekilde tecrübe ederken, diğerlerine de yaşantı farkılığını hissettiriyor.

Toplumsal hafıza da toplumların birbirinden ayrıldığı önemli noktalardan biri diye düşünüyorum. Daha önce böyle bir kavramın bu denli önemli olabileceğini göz önüne almazdım. Ben de aile, din ve yazılı kuralların etkinliğini düşünürdüm.

Şöyle bir örnek verelim. a,b ve c devletleri yaklaşık aynı dönemde kurulmuş olsunlar ve günümüze kadar örneğin 1 önemli savaş, 1 önemli başarı ve 1 çalkantılı dönem geçirmiş olsun. Üçünün de kağıt üzerinde yaşadıkları paralel olsun. Ama toplumsal hafızaları farklı etki etsin. A toplumunun çok güçlü bir hafızası, C toplumunun da çok zayıf bir hafızası olsun.

Duyguların Tınısı

Daireler düşünelim(sayısı belli olmayan) …bu dairelerin farklı noktalardan birleştiğini… kimine göre gizemli daireler… hepsi ayrı bir renge sahip… sanırım duygularımızda, bu tarz bir tema paralelliğini içeriyor…

Birbirinden apayrı hissiyati durumlar… yansımalar… ama illaki buluştukları bir nokta mevzu bahis…

Bizleri çepeçevre saran….esasında uç noktalarda hazlara sahip duygular…bizden gelen ve yansımalarıyla yönergeler çizen ….tesirleri derinden derine anlam kazanan… psikolojide eksenini belirleyen duygular…

Peki, bu farklılığın bilinçaltındaki işletimi… nasıl bir düzendir ki bu duygular büyük bir intizamla aynı alanda bulunmaktadır?!…

Birey, doğumla ölüm arasında geçirdiği süreçte, duyguları hangi sıraya göre yaşar?… önce vuku bulan hangi his dünyasıdır… ya da bir düzen söz konusu mudur?

Platon haklı mıydı?

Platon’un mağara öğretisini duymuşuzdur.

Der ki Platon, iki tür evren vardır, yaşadığımız evren ve idealar evreni. İdealar evrenine ruhumuz, yaşadığımız evrene ise bedenimiz aittir.

Bu dünyada algıladığımız herşey, tıpkı bir mağara duvarına yansıyan gölgeler gibidir. Asıl olanın, gerçek olanın basit bir kopyasıdır bu algıladıklarımız. Biz oynayan gölgeler görür, onun eksiklerini mantığımızla kapatırız, hikaye devam eder…

Şimdi asıl sorulması gereken soruyu böyle uzunca bir introdan sonra sorabiliriz herhalde. Platon haklı mıydı?

Dijital çağda yaşıyoruz, evet bu adlandırma haklıdır desek… Algıladığımız herşeyin paket bir şekilde “burada algılanmışı var” diye önümüze sürüldüğünü düşünsek bir anlığına. Filmler mesela, müzik, hatta internet. Gölgenin de gölgesidir bu diyebilir miyiz?