Nerden bildiniz?

“Osmanlı zamanında bir orman köyünde Ali dede isimli fakir bir oduncu yaşarmış, adamcağızın varı yoğu bir atmış. Ormandan odun keser, atına yükler, kasabada satar ve ailesine bu yolla bakarmış. Bir gün sabah uyandığında bir bakmış at yok, at kaçmış, bir feryat bir figan ailede, komşularda… Tek tek ziyarete gelmişler Ali dedeyi… “vah vah, görüyor musun şu başına geleni, ne kötü oldu senin için.” Deyince Ali dede hiç istifini bozmadan “nereden biliyorsunuz?” demiş, köylüler buna akıl sır erdirememişler bilmeyecek bir şey yok bunu, adam aklını bozdu herhalde deyip evlerine dönmüşler. Ertesi gün bir uyanmışlar evin önünde iki at, biri kendi atları biri de bir tay, nasıl sevinmişler , sanki düğün dernek… Komşular hemen kutlamaya gelmişler; “aman ne iyi oldu değil mi?” Ali dede yine sakin cevap vermiş; “nereden bildiniz?” komşular yine kös kös dönmüş evlerine. Ertesi gün Ali dedenin oğlu yeni taya binmeye çalışırken düşüp bacağını kırmış, yine çevreden bir ağıt bir ağıt “aman ne kötü oldu bu Ali dede” diye, bizimkinde yine ayni cevap “ nereden biliyorsunuz?”. Ertesi gün bir bakmışlar köye haberciler gelmiş, ferman okurlar; Osmanlı sefere çıkıyor, bütün gençler savaşa çağrılı, tabii bir tek Ali dedenin ayağı kırık oğlu kalmış köyde genç nevinden… Tüm komşular başlamış yine “ aman ne iyi olmuş da ayağı kırılmış senin oğlanın” ve Ali dedede ayni cevap “NEREDEN BİLDİNİZ?” ..BU HİKAYE BÖYLE SONSUZCA UZAYIP GİDER.”

Yeni Dünya

Dünyada çok ilginç gelişmeler oluyor ve olacak.
Yeni dünya kuralları ile şu anda bizim bildiğimiz eski bir çok şey sanırım çöpe gidecek.
Herşeyin değiştiği bir düzen geliyor ikibinli yıllarda. Ve umarım bu birçoğumuz tarafından kucaklanan bir yapı olsun.
Yeni dünya düzeninden sanırım yavaş yavaş bahsetmeye başlayacağım.
Şu anda sadece küçük bir ip ucu olarak söyleyebileceğim; yeni doğan çocukları dikkatle seyretmeye odaklanmak ve onlara öğretmen değil öğrenci olarak yazılmak! Amiyane tabirim için lütfen kusuruma bakmayın. 🙂
Anne-babanın yeni işlevi sanırım değişmek üzeredir. Elinizde engin bir kaynak var ve onu maksimum düzeyde işlerliğe kavuşturmak için gözü açık ve hatta gerekirse sistemin dayatmasına karşı isyancı/korumacı olmalıdır. Koruyuculuk kavramı da biraz değişecek, Bunu açmak oldukça zor ve uzun. Ve açıklaması sanırım “başarı” tanımımızda yatıyor.

TEMEL EVRİM BİLGİLERİ

Evrim Teorisi’ne teori denmesi, doğruluğunun hala tartışmalı olmasından değildir. İzafiyet teorisi veya yerçekimi teorisine neden teori deniyorsa, Evrim Teorisine de o sebeple teori denmektedir. Yani bilimin tümevarım yoluyla işleyen bir süreç olması ve prensip gereği algı ve gözlem yoluyla doğrulanan tüm pozitif bilimlerde doğrulama sürecinin teorinin ömrü boyunca devam etmesindendir. Henüz delili çok az olan bir teori de teoridir, doğruluğundan neredeyse emin olunan bir teori de teoridir. Evrim Teorisi günümüzde, doğruluğundan aşağı yukarı emin olunan teorilerden birisidir. Bilim adamlarının evrim konusunda tartıştığı, evrimin gerçekleşip gerçekleşmediği değil, evrimin mekanizmalarının teknik ayrıntılarıdır.

Bilimin halktan kopup aşırı özelleştiği günümüzde ortalama birey Evrim Teorisinin bu durumuna genellikle yabancıdır ve bu konuda gerekli teknik bilgi ve donanımlara sahip değildir.

EVRİMİN AÇIKLAYICILIĞI

Bu yazıda evrim teorisinin açıklayıcı gücünü ortaya koyan birkaç örneklere bakalım.

  • Avustralya’daki Tavşanlar: Avustralya’nın yerlisi olan bir hayvan türü değildir. İlk olarak 12 adet tavşan (oryctolagus cuniculus cinsi) Avustralya’ya 1859 yılında Avrupa’dan göçmenler tarafından getirilmiştir. 1886 yılında, tavşanlar Avustralya’nin güneydoğu kıyılarına ulaşmıştı ve yılda 66 millik bir hızla yayılıyorlardı. 1907 yılında, tavşanlar Avustralya’nın hem doğu hem de batı sahillerine erişmisti ve hiçbirşey bu yayılmalarını önleyemeyecek gibi görünmekteydi. Bunun sebebi, getirildikleri ortamda nüfuslarını dengede tutan faktörlerin (yiyecek miktarı, rakipler ve kendilerini avlayan türler) Avustralya’da bulunmamasıydı. Tavşanlar, Avustralya’nın hayvancılık sektörünü destekleyen bitki örtüsünü yok ediyor ve hayvancılıktan geçinen kesimde büyük maddi zarara yol açıyorlardı. Avlamalar, tuzak kurmalar ve zehirlemeler bu yayılmayı önlemeye yetmiyordu.

Tek seçenek biyolojik kontroldü ve devletin biyologları uzun testlerden sonra, sivrisinekler yoluyla yayılan bir virus hastalığı (myxomatosis) geliştirdiler. Virüs, taşıyıcısı olan Amerikan tavşanında ölümcül olmayan bir hastalığa yol açıyor, fakat Avustralya’ya da yayılmış Avrupa tavsanında ölümcül oluyordu. İnsanlara ve Avustralya’da yaşayan diğer canlılara da bir zararı yoktu. Görünüşe göre, bir çözüm bulunmuştu.

EVRENDE NEDEN HAYAT VAR?

Evrende mevcut doğa yasaları, koşullar uygun olduğunda hayatın ortaya çıkmasına izin verir. Hatta koşulların uygun olduğu bir ortamda, hayatın ortaya çıkması mevcut fizik ve kimya yasalarında büyük bir olasılıktır. Fakat bu neden böyledir? Evren neden koşullar uygun olduğunda hayat diye birşeyin ortaya çıkmasına izin verecek doğa yasalarına sahiptir ? Veya, başka bir ifadeyle, “Evrenimiz neden hayata izin veren bir evrendir?”. “Neden başka türlü değildir?”

Burada dikkat edilmesi gereken şey, meseleye belki de tersinden bakmakta olduğumuzdur. Yani bizim bu soruyu sorabilmemiz için zaten hayata izin veren bir evrende yaşıyor olmamız gerekirdi. Dolayısıyla, bu soruyu sormamız belki de zaten anlamsız. Çünkü zaten evrenin dışında ne olduğunu bilmiyoruz. Belki de sonsuz sayıda evre var. Belki bunların çoğu hayatın ortaya çıkmasına izin veren fiziksel kanunlara sahip değiller. Belki biz buna izin veren az sayıdaki evrenlerden birinde yaşıyoruz. Diğerlerinde bu soruyu soracak birileri ortaya çıkamayacağına göre, bizim , “Neden başka evren değil de biz?” dememiz kendi kendinin cevabi olan anlamsız bir soru belki de.