Kendimizi yaşam gibi zamanın kısa bir diliminde sadece evrenden gelip geçen kişiler olarak değil yaradılışa katılanlar olarak düşünmemiz kozmozun ne olduğu ve nasıl işlediği konusunda yeni bir algı biçimi gerektirir.
Gerçeklik seviyelerinin altında yatan yaratıcı operasyona dikkat yöneltelim.
Kategori: Kurgulardan Haberler
İç içe geçmiş zamanlar
Zaman beni meydana getiren öz
Zaman beni sürükleyen bir nehir; ama nehir benim
Beni parçalayan bir kaplan; ama kaplan benim
Beni tüketen bir ateş; ama ateş benim.
-Borges
Gregg Braden; Uzay-zamanın içinde meydana gelen şeyleri döngüler içindeki KONUMLAR olarak düşünebileceğimizi – hatta ölçülebilen, hesaplanabilen ve öngörülebilen noktalar olduğunu- ifade eder.
Benzer şekilde Laniakea’yı sunumda ben de şöyle söylemişim: “Konum, üç boyutlu mekân bilgisiyle zamanın bir birleşiminden oluşuyormuş zannedilirse korkarım bir hayli eksik kalır. Çünkü söz konusu bu ölçüleri lineer değerlendirmekteyiz, beşinci unsur olan algılayan (gözlemci) kendinden önceki bileşenlerin yapısını lineerden çok boyutlu biçime geçiren muazzam bir işleve sahiptir. Yani lineer –doğrusal- bakıldığında görülemeyen ama her zaman orada olan sihirli bir katılımcı.”
Bir döngü her ortaya çıktığında, kesin bir sonuçtan ziyade bir şeyi olanaklı hale getiren genel koşulları tekrarlar. Dolayısıyla zaman şifresi hesaplayıcısı, olayların kendisini değil, geçmişin tekrarlanacak koşullarını ne zaman bekleyebileceğimizi gösterir. (Braden)
Bence bu tıpkı kendinizce belirlediğiniz bir zamanda çocuğunuzun boyunu kapı pervazında işaretlediğiniz periyodik işleme benzer 🙂
“Yaşamımız; her dairenin dışına bir daire daha çizilebileceği, doğanın sonu olmadığı ve her sonun bir başlangıç olduğu HAKİKATinin çıraklığıdır.”der Emerson
Bu size de kahkaha attırıyor mu?
*
Bu haftanın ikinci kurgusu: İlahi Matrix – Gregg Braden
*
Filozof olmak isteyenlere
Bu Haftanın kurgularından ilki; Filozof olmayanlar için felsefeye giriş- Louis Althusser
Filozof için sanki bütün felsefeler çağdaştır. Birbirleriyle yankılarla yanıtlaşırlar çünkü aslında hep aynı sorulara yanıt ararlar ki, zaten felsefe de bunlardan oluşur. Bitmez tükenmez yeniden okumanın, kesintisiz meditasyon işinin mümkün olabilmesi için felsefenin de hem bitimsiz hem de ebedi olması gerekir.
Felsefe öğretilmez, felsefe yapmak öğretilir.
*
İnsanın kendi dünyasını tanımak için kendi dünyasından çıkması ve Büyük Dolambaçtan -ümit burnu macellan boğazı misali- dolanması gerekir. Böyle bir eve dönüş serüvenini aramak için ne denli uzağa gidilse azdır. felsefede de durum böyledir.
tevekelli değil masallar hep “az gittim uz gittim, dere tepe düz gittim” diye başlar. Gerçi seyir defterini yazan bir kaptan olmasa belki yararı da tepe yapmaz bu gidişin. insanın kendinden atlaması ne mesele ama!
*
Kelimelerin tamamına yakını yakıştırıldiklari şeyle alakasız gürültülerdir. İşte bu sebeple lisan denilen “gerçeklik yapıcı” soyutlama, büyü özelliğini kaybetmiş derim, yaklaşık 15 yıldır durumun farkındayım. eh bravo, so what? bunu bilince bazı şeyhler oluyo insana :)))
Ayrıca şu shapeshifter olayı da şeylerin , gürültüleri, kokuları, kıpırtıları, renkleri ve özenmeyle fena halde ilgili. Bu bizi doğal olarak “öncelik sırası” eşiğine getirir.
*
İdealist felsefenin, Geometriden incinen kurumsallaşmış dinlerin tedavisinde kullanıldığını hiç düşünmemiştim. beni rahatsız eden bi şeyler vardı ama adını koymamıştım sanırım, ya da unuttum. Daha önce düşünmedigim bir şeyle karşılaşmak çok zevkli.
Herhangi bir emek/çalışma süreci ancak “soyut yasalarla belirlendiği takdirde” işleyebilir; bu yasalar ise hem bilimsel ve tekniktir hem de tarihseldir.
*
Haftanın ikincisi Harika bir film; Ramanujan ile sonsuzluğa bi gidin gelin mutlaka: Sonsuzluk Teorisi
Sanırım annem bunca yıldır benim için tuhaf demekte haklıydı! Sabahın erken vaktinde sonsuzluğa doğru yelken açan bu genç Hintliyi seyrederken ağlıyorum, heyecandan sanırım, ya da zihnimin vakıf olmadığı bir takım hatıralardan olması da mümkün.
İnterstellar Bilimi
Hareket, uzay-zaman deneyimimizi etkiler. Hiç kımıldama demenin en iyi yolu, elinden gelen en fazla deneyimini yaşa demekten geçer. Etrafta dolaşıp bir şeylerle uğraşırken daha az zamana maruz kalırız.
Hani çok yoğun olduğumuzda “zaman hızlı geçti” deriz ya işte bunun bilimdeki ifadesi yukarıdaki cümle olsa gerek ve evet doğru hissediyormuşuz, aferin bize 🙂
Başka bir deyişle daha hızlı uzay araçları ürettiğimizde geleceğe seyahat etmiş oluruz ve işler biraz karmaşıklaşabilir. Ama uzay-zaman bükülmesi, yıldızlararası yolculuğu anlık hale getirecek kısa yollar sağlayabilir. Solucan delikleri Bilimkurgunun dayandığı ana fikirdir ve gerçek bilime dayanır.
Gökyüzüne bakıp da onun ne kadar sakin ve huzurlu yapıda olduğunu görüp bu konuda bir çok sanat ürünü vermişizdir insanlık ailesi olarak fakat bu tahmin edebileceğiniz gibi yanıltıcıdır. Gelişmiş teleskoplar uzaya çevrildiğinde orada büyük bir şiddet ve yıkım görebiliyorlar. Meteorlar, gaz kütleleri, patlamalar, çökmeler vs. Bir film yapımcısı için uzay çarpıcı olasılıklarla doludur; tıpkı sıradan bulduğumuz gündelik hayat gibi! Uzaklaştıkça sakinleşen ortam yakınlaşıldığında hareket ve şiddet doludur. Bütün bunların ortasında bir de kara delik muamması var! Yıllar boyunca devam eden araştırmalar; Samanyolu galaksimizin merkezinde güneşimizden 400 milyon kat daha fazla kütleye sahip bir canavar (kara delik) ortaya çıkardı.
“Benim açımdan, uzay yolculuğu, uzayın keşfi her zaman nihai sınırı temsil etmiştir. İnsan deneyimini oluşturan mutlak hudutlardandır ve bir şekilde kainattaki yerimizi tanımlamaya çalışmakla ilgilidir.” Der yönetmen Christopher Nolan.
Bilim ve Bilimkurgu arasındaki etkileşim derinlerdeki yaratıcı güdüden geliyor. Bilinmeyenin anlaşılır kılınması, yeni dünyaların inşaası ve daha iyi bir gelecek tasarlamak için yanıtları her zamanki yerde bulacağız; önümüzdeki ufkun ötesinde.
Discovery Channel tarafından hazırlanan ve yönetmenliğini Gail Willumsen‘in üstlendiği The Science of Interstellar (Interstellar Bilimi) adlı bu belgesel kara delikler, solucan delikleri, bükülmüş zaman, tekillikler, kuantum kütleçekim, kütleçekim sapmaları ve beşinci boyuttan,Christopher Nolan’ın teseraktına kadar filmin dayandığı bilimi ve gerek hikâyede gerekse özel efektlerde oynadığı rolü canlı bir biçimde açıklıyor.
Fikir aşamasından itibaren filme katkı veren ünlü fizikçi Kip Thorne da dahil olmak üzere pek çok bilim insanıyla röportajlar içeren yapım, filmi izledikten sonra sinema salonundan kafası karışmış bir şekilde çıkan seyircilere anlaşılır açıklamalar sunarken, aynı zamanda bilimsel gerçeklerin bilimkurgu kadar garip ve ilgi çekici olabildiğini gösteriyor. İzlemek için tıklayınız.
Kurgulardan haberler
Her bölümde biraz daha sevdiğim dizi; Better Call Saul
Eğer bir şey izlerken ya da okurken kimin haklı olduğuna dair tereddüt yaşıyorsanız o iş muhtemelen OLMUŞ bi iştir. Senaristler size kendinizi gösterebilmeyi başarabilmiştir, değilse iyiler ve kötüler savaşı olur, size hangi tarafta olacağınız ilk sahneden son sahneye kati biçimde vaaz edilmiştir ve bunları seyretmenin hiç bir zevki yok, ister yerli ister yabancı olsun fark etmez
Jimmy’nin öyküsünde hayatın katmanlı dokularında gezinebiliyorsun, heyecan var, sempati, üzüntü, merak var.
Galiba bizim 7 Numara da böyle bir çalışmaydı ve onun için de senelerce unutulmadı. Böylesi kurgular yazabilen Oya Yüce gibi, Vince Gilligan ve Peter Gould gibi kültürleri tartışma götürmez üstelik bunu “kuantum fiziğini annesine anlatabilen” Feynman gibi aktarabilmeyi başaranlara selam olsun. Tabi böylesi kişilerin kıymetini bilecek yapımcılar da bollaşsın diye dileği toparlayalım 🙂
Günaydın iyi haftalar dilerim sevgili frekanslar.
*
Durgun fransız yapısıyla bile çok etkileyici bir film Cache – Saklı
Gerçekten de film müziği bile yok, başrol oyuncularının yüzüne ilk doğrudan zum filmin 41.ci dakikasında yapılmış,düşünün artık. Yönetmen bana göre şöyle diyor, dikkatinizi ne müzikle ne ünlü oyuncularımla dağıtmayacağım hayır bunu yapmayacağım sadece olayı görün, içinizde hissedin çünkü bu hepinizin hayatında oluyor!


