Gerçeklik Örgüleri

Biz gerçeklikten bahsettiğimizde onun somut olduğunu varsaymak eğilimindeyiz fakat şu an dünyada mühimsenecek düzeyde insan topluluğu gerçeğin somut ve soyut katmanlardan oluştuğuna ikna olmuş durumda. Laniakea’da Serap’ın fiziksel ya da somut bedeniyle soyut bir gerçekliğe savrulmuş olması bence dünyanın evrilmekte olduğu yeni duruma uygun bir gösterge olmuş. Yani bunu şimdi görebiliyorum J Yazarken bunların hiç birinin farkında değildim. Ve haklısınız şimdi düşününce geri dönen kahramanımız Harmonia’nın artık yalnızca somut bir gerçeklikte yaşamadığını soyut gerçeklikleri de içine katmış olduğunu söyleyebilirim. Bazı Doğu öğretilerinde, bilgeliğin en son ve en zor fiziksel bedene indiğini söylerler. Bu durumda önceki sorunuza bağlantılı olarak Lemuryanların, bilgeliklerini fiziksel bedene taşımaya zahmet etmediklerini, belki gereksiz bulduklarını belki de üşendiklerini söyleyebiliriz. Onlar zamanlarının çok büyük kısmını ışık bedenlerinde geçiriyorlardı J Fakat anlaşılan o ki ışığın (farkındalığın) fizik bedene indirilmesi artık farz olmuş.

Tüm bu olanların bilimsel izahı var tabi fakat bunu sadece anlatabilmek değil anlayabilmek için de kuantum fiziği, psikoloji ve sosyoloji üzerine birleştirici bir çalışma yapmış olmak gerekir. Tabi böylesi bir bütünlemeyi yapmış olarak dünyaya yeni gelenler,  çocuklar ve gençler var. Onlar bu bilgiye hücrelerinde sahipler ve siz daha söylemeden ne dediğinizi anlarlar fakat çoğu da bizim eski somut dünyalılarımızca hasta olarak görülmekte şu an. Kozmik dönüşüm devirlerinde bu hep olmuştur yani normal görülebilir. Hatta önceki dönüşümlerde böylesi kişilerin çoğu işkenceyle öldürülmüşler.

Carl J. Calleman’a göre Maya Tun Takvimi son derece ilginç döngülere sahip. Yazar bu döngüleri dünyadaki bilinç geçişleri, dinler açısından incelemiş; olaya, dünyanın sonu olabilecek felaket senaryoları üretmek yerine anlamak için bakmak isteyenlere öneririm. “Sol-beyin yarıküresinin-eril-  hakimiyeti sona erdiğinde, lineer zaman deneyimi de sona erecektir.” Der Calleman. Bunu dünyanın sonu gelecek biçiminde anlayıp senaryolar üretenlerin yanıldıkları 2012’den geçmekle kanıtlanmış oldu. Maya bilgeliğinde sona erecek olarak bahsedilen olgunun; dünya yaşamı değil ‘sol-beyin hakimiyeti’ olduğu anlaşılmalıdır.

Az önce söylediğim kuantum-psikoloji örtüşmesini en iyi yapanlardan bir olan Fizikçi Danah Zohar’ın kitaplarıyla uzun seneler önce tanışma fırsatı bulduğum için kendimi çok şanslı hissederim. Neyse ki Dünya’da 360 derece değerlendirme yapabilen bilim insanları ve kurgucular var, her devirde olmuş, hepsine yolu aydınlatan ışıldakları için minnettarım. Sibel Atasoy

Filozof olmak isteyenlere

Bu Haftanın kurgularından ilki; Filozof olmayanlar için felsefeye giriş- Louis Althusser

Filozof için sanki bütün felsefeler çağdaştır. Birbirleriyle yankılarla yanıtlaşırlar çünkü aslında hep aynı sorulara yanıt ararlar ki, zaten felsefe de bunlardan oluşur. Bitmez tükenmez yeniden okumanın, kesintisiz meditasyon işinin mümkün olabilmesi için felsefenin de hem bitimsiz hem de ebedi olması gerekir.
Felsefe öğretilmez, felsefe yapmak öğretilir.

*

İnsanın kendi dünyasını tanımak için kendi dünyasından çıkması ve Büyük Dolambaçtan -ümit burnu macellan boğazı misali- dolanması gerekir. Böyle bir eve dönüş serüvenini aramak için ne denli uzağa gidilse azdır. felsefede de durum böyledir.
tevekelli değil masallar hep “az gittim uz gittim, dere tepe düz gittim” diye başlar. Gerçi seyir defterini yazan bir kaptan olmasa belki yararı da tepe yapmaz bu gidişin. insanın kendinden atlaması ne mesele ama!

*

Kelimelerin tamamına yakını yakıştırıldiklari şeyle alakasız gürültülerdir. İşte bu sebeple lisan denilen “gerçeklik yapıcı” soyutlama, büyü özelliğini kaybetmiş derim, yaklaşık 15 yıldır durumun farkındayım. eh bravo, so what? bunu bilince bazı şeyhler oluyo insana :)))
Ayrıca şu shapeshifter olayı da şeylerin , gürültüleri, kokuları, kıpırtıları, renkleri ve özenmeyle fena halde ilgili. Bu bizi doğal olarak “öncelik sırası” eşiğine getirir.

*

İdealist felsefenin, Geometriden incinen kurumsallaşmış dinlerin tedavisinde kullanıldığını hiç düşünmemiştim. beni rahatsız eden bi şeyler vardı ama adını koymamıştım sanırım, ya da unuttum. Daha önce düşünmedigim bir şeyle karşılaşmak çok zevkli.

Herhangi bir emek/çalışma süreci ancak “soyut yasalarla belirlendiği takdirde” işleyebilir; bu yasalar ise hem bilimsel ve tekniktir hem de tarihseldir.

*

sonsuzluk-teorisi-izle

 

Haftanın ikincisi Harika bir film; Ramanujan ile sonsuzluğa bi gidin gelin mutlaka: Sonsuzluk Teorisi

Sanırım annem bunca yıldır benim için tuhaf demekte haklıydı! Sabahın erken vaktinde sonsuzluğa doğru yelken açan bu genç Hintliyi seyrederken ağlıyorum, heyecandan sanırım, ya da zihnimin vakıf olmadığı bir takım hatıralardan olması da mümkün.

Devamını oku “Filozof olmak isteyenlere” →

Bütünlenmek için

“Kelime bir sapan gibi kişinin ağzından fırladığında onun arkasında şekilsiz bir uzantı vardı. Ve aslında biz o kelimeyi değil uzantıyı algılıyorduk. Uzantı değişik formlarda oluyordu. Duygu ve düşünce bileşkesi olduğunu sandığım o şey, kelimenin arkasına gizlenerek hedefine doğru ilerliyordu!
O an, tartışma-anlaşamama dediğimiz şeyin neden olduğunu net biçimde gördüm.
Kelimenin sözlükte bir anlamı var ve biz onu biliyoruz. Ama bize fırlatılan kelimenin arkasındaki sözlükte yazılı değil ve bilinçaltımız o yazılı olmayan şekilsiz uzantıyı fevkalade algılıyor. Ve bu kelimeye karşılık verirken de sözlük anlamına aldırmaksızın algıladığı anlam üzerinden ve yine üç boyutlu kelimeler fırlatıyor.

Bilinçli düzlemde ise bu konuşma, iki boyutlu düzlemdeymiş gibi varsayılıyor. Bu durumda olanla, olduğu sanılan oldukça farklı, üstelik ironik.

O halde biz nasıl olur da kelimelerle anlaştığımızı iddia ederiz?” sa

Bu pasaj eskilerden  ve gerçekten bende esaslı bi uyanmaya sebep olan bir vizyondan geriye kalanlardı.

Yazdığımız ya da söylediğimiz şeyler ancak onu bilenlere hatırlatıcı olur, ki bu işlevi de asla küçümsemiyorum çünkü bildiğimiz çok şey var ama hatırladıklarımız onlardan az. Ayrıca belli belirsiz his ya da görü şeklinde bildiğimiz şeyleri kendi eril yanımıza ya da başkalarına anlatabilmek için bi “ifade şekline” ihtiyacımız var ve bu sanıldığı gibi yalnızca paylaşma dürtüsünden de gelmiyor, eril yanımız bizim bütün olmamız için şart, olmazsa olmaz. O halde o benim dişil görümü anlamazsa olay bütünlenmiyor, paketlenip geride bırakılamıyor.

İfade şekli derken bunu birilerine anlatmak başkalarıyla paylaşmak gerekli olmayabilir, bunu kendinize yapmalısınız ve mümkünse kalıcı bi şekilde olmalı çünkü insan çok çabuk unutuyor. En müthiş aymalarımı bile eğer bi şekilde ifade edip kenara not düşmeseydim, kaybolup gidiyorlardı, bunu fark ettim! Bütün bunlar hallerle ilgilidir, aydığınızda mevcut hal’inizden farklı bi yere sıçramışınız demektir ama orada sürekli kalamazsınız (bunun metotları var) kendi yerinize geri kaydığınızda o AYMA da denize gömülen bi dalga gibi yok olur.

Keman ve kemancı

Nerden çıktı şimdi bu diyeceksiniz. :)))

An üfledi ben karışmam.

Kadınların keman, erkeklerin de kemancı olduğunu düşünüyorum.

Özlenen ise Vivaldi’nin doyumsuz müziği (ya da bir başka ilahi-kozmik müzik)

Keman zor bir alet, bunu kabul etmek lazım. Ondan “bugün okullu olduk, sınıfları doldurduk” bile çıkarmak baya bi iş!

Kaldı ki Dört mevsim’i nasıl çıkaracaksın?!

Bunun üzerine derin derin düşünmek lazım.

Keman bi alettir; ilk okul öğrencisine hitap edebilecek olanı da, virtiöz’e hitap edebilecek olanı da bulunur. Fakat tek başına hiç bişey ifade etmez.

Dört Mevsim’i çıkaracak olan erkektir.

Peki günümüzde erkekler virtiöz olmak üzere mi yetiştiriliyor? Ne gezer!

Daha ikinci gıygıyda bütün hevesleri tükeniveriyor. Bu ne biçim sestir diye fırlatıp atıyolar kemanlarını çatıarasına. Sonra bi ömür bu iki gıygıyın hikayesi ile avunuyorlar.

Erkek olsaydım eğer; asla virtiöz olma hayalimi kaybetmezdim (bunun için her gün, her an çalışırdım), üstelik asla “nerden bulacağım o kaliteli kemanı” demezdim; çünkü bilirdim ki o ERK bana geldiğinde, virtiöz kemanı da gelecektir.

Üstelik bi acemi, en müthiş kemandan “daha dün annemizin kollarında…” yı çıkaramazken, bir virtiöz, en ucuz kemandan “dört mevsim” i çıkarır. Belki konserlik olmaz ama kesinlikle durulup dinlenilir.

Nneyyyyyse…

Bi acımadır gidiyo çevrede. Kendine acımalar en sık görüleni. Vah vah vah diyosun, yapacak bişey yok! Kendine acıyana ne yapılabilir ki!

Kendine acımak; enerji vampirliğidir.

Görülen lüzum üzerine:

Bir erkek olmadığım halde eğer olsaydım diyerek yaptığım şey tabii ki tevatür olmuş, saçmalamışım. Bu olsa olsa temenni olabilirdi.

Aslında kemana dişi, kemancıya eril kutup demeliydim. Böylece bazı karışıklıkları da ortadan kaldırırdık. Yine de fırsatı kaçırmadık, cinsiyeti, cinselliği (kutupluluğu) anlatmaya çalıştığım bi yazı vardı, belki onu dabuluruz bi yerlerden.

  1. Günlükten

Anasının Karnından Dizisi

Yine Köprü ve belki kıyamet

Senden önce köprünle tanıştık Deli Dumrul. (Murathan Mungan)

EmineY:Nasıl bir içsel süreç yaşadı ki acaba böyle dedi ?

ZeynepM: ben konuyu bilmiyorum ama şu an hissettiğim şu köprüyü görüp köprü olarak kulanana köprü bedava..köprüden geçemeyene köprü daha pahalı.. :))

SibelA:Haklısın Zeyno. Köprüden geçip parayı ödeyen bi değiş tokuş yapmış oluyor hiç olmazsa. Köprüden geçmeyip para ödeyenin (çünkü Dumrul döve döve alıyo parayı) durumu daha pahalı!

Emineciğim “köprü” kavramı dehşet bişeydir aslında, sadece Mungan değil hepimiz o dediğin içsel süreçleri bir ucundan yaşamışızdır. Belki duyguyu kavrama transfer edememişizdir 🙂

EmineY: Hatırlarsanız BAK seansında 1 den 2 ye geçiliyordu . Köprü böyle doğmuştu .Dumrulun halt etmesiydi . İşi yokuşa zora sokma çabasıydı .Sonra 3 ve en son 4 e gitmişti mesele . Dede Korkut da biraz işi hafifleterek anlatmıştı. Oysa ne acılar ve kıyımlar yaşanmıştı süreçte . Masala esas olan mesele dişi bilincin evrimi midir ? yoksa Tanrı yı kabul etme midir ? yada eril bilincin parçalara bölünmesi midir ? tamda hala adını koyamadığım bir süreçtir bu. seninde dediğin gibi hala kavrama tevil edemedim ..sanıyorum arketipik bir eşik tarifi ..

SibelA: Her Mesel her okuyana başka bi noktadan vurur, biricikliğimiz düşünüldüğünde bu da herhalde gayet normaldir. Mungan ve Ben de Köprü kavramı ve oyunun gizemi dışında hiç bi konuda hemfikir değiliz Deli Dumrul meselinde 🙂 Aramızda dağlar yükü fark var. Velakin ikimiz de yazar ve düşünür olarak en azından bakış açılarımızı anlatmayı görev addetmişiz 🙂 BAK seanslarındaki sonuçlar o an itibariyle bana harikulade geliyor fakat hemen sonrasında unutup gidiyorum. Belki moderatör olabilmek için unutmanın ayrıcalığını kullanabilmek gerekiyordur (Bu da fakirin avuntusu olabilir tabi! hahahahahah)

**

Her gün en az bir tane veya daha fazla İLK yaşamaktayım, nerdeyse 2 aydır bu böyle. İlginç bi durum. Bunu zaman mı böyle yaptı yoksa niyetim mi? Ya da her ikisi plus daha başka faktörler 🙂

**