Palyaço!

Bundan ne kadar kaçınırsam kaçınayım peşimi bırakmayacak. Durumu görmezden gelmenin imkanı yok.

Kendimi çok yalnız hissediyorum.

Tanıdığım, bildiğim herkes BENim.

ve aynı zamanda

herkes beni var ediyor. Beni gören, bilenler sayesinde bu hayali sürdürmek durumunda kalıyorum! Beni çağıranlara cevap vermek zorunda hissediyorum.

Her şekilde yalnızım.

Artık kendimi kandıramıyorum.

Hayır bu konuda kendimi kandıramıyorum.

Varoluşum elimden kayıp gidiyor. Buna karşı değilim, eğer olsaydım kendimi ikna etmenin yolunu bulabilirdim.

Sadece bir an önce olup bitmesini istiyorum.

Sevinç ve hüznü aynı anda yaşıyorum. Bu duygunun bi ismi yok sanırım. Ya da ben bilmiyorum. Hayır nötr olmak da değil. Her nefeste bir sevinç bir hüzün var.

Kendi çevremdeki dönüşüm her an daha yavaşlıyor.

Ve bunun her saniyesini seyretmek zorunda kalıyorum.

Kendime çaresizce elçiler gönderiyorum; “başkaları var, onlar için bişeyler yap” diyorlar. Hangi başkaları?!!!

Altı sene önce Sırıtkan Kırmızı Ay’ın en önemli bölümünü yazdığım gece, sabaha karşı bu duygu gelmişti. O zaman dehşete düşmüştüm! Saçma bir vehim gibiydi şoku atlatınca. Oysa altı sene sonra, şimdi, dehşete düşme lüksüm bile yok.

Palyaço gibi; hüznün komedisi…

2005- günlükten

Anasının Karnından Dizisi

Keman ve kemancı

Nerden çıktı şimdi bu diyeceksiniz. :)))

An üfledi ben karışmam.

Kadınların keman, erkeklerin de kemancı olduğunu düşünüyorum.

Özlenen ise Vivaldi’nin doyumsuz müziği (ya da bir başka ilahi-kozmik müzik)

Keman zor bir alet, bunu kabul etmek lazım. Ondan “bugün okullu olduk, sınıfları doldurduk” bile çıkarmak baya bi iş!

Kaldı ki Dört mevsim’i nasıl çıkaracaksın?!

Bunun üzerine derin derin düşünmek lazım.

Keman bi alettir; ilk okul öğrencisine hitap edebilecek olanı da, virtiöz’e hitap edebilecek olanı da bulunur. Fakat tek başına hiç bişey ifade etmez.

Dört Mevsim’i çıkaracak olan erkektir.

Peki günümüzde erkekler virtiöz olmak üzere mi yetiştiriliyor? Ne gezer!

Daha ikinci gıygıyda bütün hevesleri tükeniveriyor. Bu ne biçim sestir diye fırlatıp atıyolar kemanlarını çatıarasına. Sonra bi ömür bu iki gıygıyın hikayesi ile avunuyorlar.

Erkek olsaydım eğer; asla virtiöz olma hayalimi kaybetmezdim (bunun için her gün, her an çalışırdım), üstelik asla “nerden bulacağım o kaliteli kemanı” demezdim; çünkü bilirdim ki o ERK bana geldiğinde, virtiöz kemanı da gelecektir.

Üstelik bi acemi, en müthiş kemandan “daha dün annemizin kollarında…” yı çıkaramazken, bir virtiöz, en ucuz kemandan “dört mevsim” i çıkarır. Belki konserlik olmaz ama kesinlikle durulup dinlenilir.

Nneyyyyyse…

Bi acımadır gidiyo çevrede. Kendine acımalar en sık görüleni. Vah vah vah diyosun, yapacak bişey yok! Kendine acıyana ne yapılabilir ki!

Kendine acımak; enerji vampirliğidir.

Görülen lüzum üzerine:

Bir erkek olmadığım halde eğer olsaydım diyerek yaptığım şey tabii ki tevatür olmuş, saçmalamışım. Bu olsa olsa temenni olabilirdi.

Aslında kemana dişi, kemancıya eril kutup demeliydim. Böylece bazı karışıklıkları da ortadan kaldırırdık. Yine de fırsatı kaçırmadık, cinsiyeti, cinselliği (kutupluluğu) anlatmaya çalıştığım bi yazı vardı, belki onu dabuluruz bi yerlerden.

  1. Günlükten

Anasının Karnından Dizisi

Güneş’e

BANA

Sana ulaşmak isteğim, engelimdir

Beni kendinden vaz geçir ne olur

Bir gün, sana aldırmayacağım ve o gün

Sonsuza kadar yok olacağım.

25.11.2004

“Güneşimiz de hareket eder. Çoğu yakın yıldızın ortalama hareketine göre güneş, yaklaşık olarak saniyede 16.5 km bir hızla, veya başka bir deyişle, 50 ışık yılı mesafeyi bir milyon yılda kat eder. Güneşin yörüngesi galaksi düzlemine göre 25 derece eğiktir. Güneş yaklaşık 230 ışık yılı bir genlikle her 33 milyon yılda bir, galaksi düzlemi içinden geçerek salınım yapar. Güneşin yerel yıldız çevresine göre hareketiyle, galaksi merkezi etrafındaki hareketini birbiriyle karıştırmamak gerekir. Çünkü güneş te dahil tüm güneş civarı galaksi çevresinde bir turunu 250 milyon yılda tamamlar.”

Dün gece aniden güneşin kendi etrafında dönüp dönmediğini merak ettim.

İstanbul Üniv.den Sn Selçuk Bilir (onu Google buldu, bu arada teşekkürlerimi ileteyim) şöyle cevapladı bu sorumu:

Evet, Güneşimizde her gökcismi gibi kendi etrafında dönüyor. Unutmamamız gereken şey güneş katı bir cisim değildir. Bu yüzden güneşin ekvatoru üzerindeki dönme hızı yaklaşık 27 gün iken, kutuplara doğru dönme hızı 35 güne çıkmaktadır. Bu hızları güneş üzerinde görülen güneş lekelerinden anlıyoruz.

Şimdi ben de sizler gibi kendime soruyorum:”Bu bilgi ne işime yarayacak?”
Ne kadar faydacı zihniyetle yetiştirilmişiz. İlla sebep bulmak zorunda mıyım yani. Belki bu bilgi yalnızca Sn. Bilir’e dokunmak için bir araçtır. Bu da bir faraziye, söyleyeceğim her olası sebep de öyle olacak; boş atıp dolu tutmaya çalışacağım. Teşekkürler Sibel.
Eğer sebep ve sonuçları düşünmezsem insan sayılmamaktan mı korkuyorum? Bu da başka bir faraziye. Konuştukça batıyorum!!!
Daha bi teşekkürler Sibel.
Bi biskrem versemmmm?
Aslında bu soruyu neden sorduğumu hatırlıyorum. Gök cisimleri gibi insanlar da iki çeşit hareket yapıyorlar: Birincisi kendi çevrelerinde dönüyorlar ki bu egoyu oluşturuyor. İkincisi ise cazibe merkezi etrafında dönüş yörüngesi oluyor. İnsan için Cazibe merkezi ne olabilir? Buna amaç diyebiliriz tabii. Her insanın cazibe merkezi farklı mıdır? Yoksa kısaca karşı cins midir? Ya da Tanrı mıdır?
Tanrı tanımlanamayan olduğuna göre cazibe merkezi olamaz. Ve bu durumda Güneş de kendi etrafında döner.
Demiştim ki; tam bu anda onaylanmaya ihtiyaç duydum. :))))
Sevgili günlük, bir gün bana boş işlerle uğraşma madalyası verecek misin?
(Dip not: Ya güneş kendi etrafında dönmüyor denseydi ne olacaktı?! Bunu düşünmek bile istemiyorum. Anti madde ile karşılaşmış gibi olurdum herhalde!)

2005-günlükten
Anasının Karnından Dizisi

Büyülü Çiçek – Arzu – MED CEZİR

Kime ait olduğu o kadar önemli mi?!

Çiçeğin gözünde arzunun büyülü çekiciliğini görüyor musun?

Var olan her şeyin içindeki şey işte bu!

Sonsuz derinliğine çekmek için seni, ne kadar da masumca b-akıyor.

MED CEZİR

Ay ile ilgili söylenebilecek, özgün bir özellik de, Med-cezir oyunudur.Özgün Med – Cezir veya gelgit adiyla bilinen çekimsel tabiat olaylari Ay ve Günes’in konumlarinda meydana gelen değisiklerden kaynaklanir.
Gelgit, bir gök cismi üzerinde baska bir gök cisminin, çekim kuvveti etkisiyle olusturduğu biçimsel bozulma olayidir. Bu kuvvetler okyanuslarda, denizlerde, karada, hatta atmosferde gelgit olaylarina neden olur. Ancak bunlardan en önemlisi denizlerde olanidir.
Günes, Ay ve Dünyanin hareketlerine bağli olarak, değisik uzunluklardaki sürelerde gelgit olaylari meydana gelir. En belirgin ve güçlü olan gelgit ise Ay ve Güneş’in ayni doğrultuda olduklari dönemlerde yani, yeni Ay ve Dolunay evrelerinde görülür.
Küçük çaptaki gelgitler ise Ay’in ilk dört ve son dört devresinde olur. Ay, Günes ve diğer gök cisimlerinin kütlesel çekim kuvvetlerinin etkileri çesitli tabiatsal değisikliklere neden olduğu gibi, insan tabiati üzerinde de geçici rol oynamasi şaşilacak bir sey değildir.
Neticede, insan da etki alan ve veren bir enerji kütlesidir…
Gel-git yeni Ay ve Dolunay dönemine rastlar. Med, kuvvetli, Cezir ise zayif anlamini taşir.

Eğer bir gök cismi diğer gök cismi üzerinde böyle bir etki yapıyorsa, bir insan da diğeri üzerinde böyle bir etkiye sebep olur. Sadece sözleri ya da yaptıkları ile değil, salt var olduğu için med-cezir oluşturur.

Hele de aşık olmuş kişilerin durumu çok etkin bence. Çünkü aşık olduğunun çevresinde dönmeye başlayan bir gezegendir AŞIK. Ve düşünün ki onun sırf var olmasından oluşan ne büyük gel-git oluşmaktadır.

Med cezir anlamı itibariyle bana, manik-depresif olgusunu çağrıştırıyor. Bir yükselip-taşıyor, arkasından geriye-derine çekiliyoruz.

Ve sırf doğamız gereği olan bu kıpırtıya abuk subuk değerler yüklüyoruz.

2005 -günlükten

Anasının Karnından Dizisi

Bugünlerde herşey çığırından çıktı!

Sana karşı açık kalpli olacağım günlük.

Sanırım hızlanan bu garip olaylar, hem dünyanın değişen enerji katmanları hem de ettiğim büyük laflar sebebiyle oluyor. Bilmiş bilmiş konuştuğum için beni affedebilecek misin?

Kendimi öyle duvardan duvara savuruyorum ki, sanki hıncımı alıyorum. Evet bir önceki satırdaki soru kendime sorulmuştu sanırım. Affedebilecek miyim?!
Kendimi, kendim olduğum için affedebilecek miyim?
Yoksa, son zamanlarda ortaya çıkardığım en ücra kendimler, beni lastik top gibi duvardan duvara çarpacaklar.

Adeta bana “duramazsın!” diyorlar. Hayır bu bölgede park yapılmazmış!

Onları dinliyorum, dinliyorum, düşünüyorum.

Ne yapabileceğimi tartıyorum. Tartıya vurunca zaten sonuç kendiliğinden beliriyor. Korkunun ecele faydası yok.

180 derece arkamdaki k-ard-eşlerim, sizlere sesleniyorum; kendinizi bana hatırlattığınız için sizlere minnetarım.

Epeycedir yolculuk zamanı geldiğini hissediyordum; ama park ettiğim yer rahat ve güvenliydi. Üstelik zevkliydi.

Eh işte yalnızca Park yasağı levhasını görmezden geliyordum.

Risk yoksa kazanç da yoktur evet ama kazanç kimin umurunda diyordum.

Fena halde çuvallamış vaziyetteyim.

Her türlü bilme hakkını kendimden ustalıkla almış bulunuyorum. Artık bundan sonra ne yapsam ne etsem hiç bişey bilemem. Hiç bişey bilmeyen ve asla bilemiyecek olan bir Sibel kimin ilgisini çeker ki!

Kendi ölümünü seyretmek gibi bişey bu.

Neyse, boşverelim, yatıp uyuyalım bakalım yeni gün neler getirecek.

2005. Günlükten

Anasının Karnından Dizisi