Damdaki Kemancı’dan

is this the little girl i carried?
is this the little boy at play?
i don’t remember growing older.
when did they?
when did she get to be a beauty?
when did he grow to be this tall?
wasn’t it yesterday when they were small?

sunrise, sunset.
sunrise, sunset.
swiftly flow the days.
seedlings turn overnight to sunflowers,
blossoming even as we gaze.
sunrise, sunset.
sunrise, sunset.
swiftly fly the years.
one season following another,
laden with happiness and tears.

what words of wisdom can i give them?
how can i help to ease their way?
now, they must learn from one another,
day by day.
they look so natural together,
just like two newlyweds should be.
is there a canopy in store for me?

sunrise, sunset.
sunrise, sunset.
swiftly flow the days.
seedlings turn overnight to sunflowers,
blossoming even as we gaze.
sunrise, sunset.
sunrise, sunset.
swiftly fly the years.
one season following another,
laden with happiness and tears.

Şirin Karakterleri-1

 Şirinler, Belçikalı (babası İngiliz) çizer Peyo’nun oluşturduğu çizgi roman ve animasyon dizinin ortak ismi. 1958‘de Pierre Culliford tarafından Çizgi roman olarak ortaya çıktı.

Şirin Baba le Grand Schtroumpf Çizgi roman + Çizgi film Don Messick
Şirin Baba, Şirinlerin lideridir ve kırmızı kıyafetleri ile beyaz sakalı sayesinde diğer şirinlerden kolaylıkla ayırt edilebilir. Kötü bir durum söz konusu olduğunda Şirin Köyü’ndeki herkes Şirin Baba’ya danışır. Şirin Baba, büyü ve iksir yapımında oldukça başarılıdır
Şirine La Schtroumpfette Çizgi roman + Çizgi film Lucille Bliss
Şirine, Şirin Köyü’ndeki üç kızdan biri ve en eskisidir. Şirine, yüksek topuklu ayakkabılar ile etekli elbise giyer ve saçları sarı, kirpikleri uzundur. Olaylar karşısında diğer Şirinlerden daha hassastır. Şirin Baba da dahil pek çok Şirin, Şirine’ye aşık olmuştur. Şirine, aslında Gargamel tarafından Şirinleri yok etmek için yaratılmıştır. Şirin Baba bir büyü yaparak Şirine’nin iyi bir Şirin olmasını sağlar. Büyünün etkisiyle Şirine sarışın olur.
Güçlü Şirin Schtroumpf Costaud Çizgi roman + Çizgi film Frank Welker
Güçlü Şirin, adından da anlaşılacağı gibi en güçlü şirindir. Kolunda kalp şeklinde bir dövme bulunur. Ağırlık kaldırıp, spor yapan bir şirindir.
Gözlüklü Şirin Schtroumpf à Lunettes Çizgi roman + Çizgi film Danny Goldman
Gözlüklü Şirin, genelde yanlış şeyler yapmasına rağmen, kendini Şirin Köyü’nün en zeki Şirini olarak görür. Şirin Baba’dan sonra köyü yönetebilecek ikinci Şirin olduğunu düşündüğü de olur. Saçma fikirlerinden dolayı diğer Şirinler tarafından tekmelenerek köyden atıldığı sıklıkla görülür.
Şakacı Şirin Schtroumpf Farceur Çizgi roman + Çizgi film June Foray
Şakacı Şirin, diğer Şirinlerle eğlenmekten zevk alan bir Şirindir. Daima aynı hileyi kullanır: sarı-kırmızı renklerde bir kutuyu kurbanına hediye olarak verir. Kutuyu alan Şirin, onu açtığında kutu siyah dumanlar çıkararak patlar ve Şirinin yüzünün ya da patlamanın şiddetine göre tüm vücudunun kararmasına neden olur.
Somurtkan Şirin Le Schroumpf Grognon Çizgi roman + Çizgi film Michael Bell
Somurtkan Şirin, Şirin Köyü’nün asosyal Şirinidir. Genellikle “…dan nefret ediyorum” tarzında cümleler kurar. Yüzünde genelde uykulu ve mutsuz bir görünüm vardır.
Hayalci Şirin Schtroumpf Rêveur Çizgi roman + Çizgi film Don Messick
Hayalci Şirin daima diğe yerlerde yaşamakla ilgili hayaller kurar. Hayalci, en çok Astronot Şirin olarak bilinir. Bir keresinde hayali olarak Swoofları kendi gezegenlerinde ziyaret etmiştir.

 

http://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9Eirinler_karakterleri_listesi

-Devam edecek-

İlgili yazı için bakınız: https://blog.sonsuz.us/?p=1818

Neo’suz Matrix’ten çıkış

Tarayıcınız bu resmin gösterilmesini desteklemiyor olabilir.Matrix’i kuranlar Neo’yu, ajan Smith’i türettikleri kazandan döktüler. Neo oyunun içinde herkesin içindeki mücadeleci potansiyeli aşan yapısıyla ajan Smith’ten daha işlevsel değildir. Tek farkı daha eğlenceli ve kahraman olarak sunulmasıdır. Keanu’nun canlandırdığı karakter bir misyonun lideri gibi görünen, ama aslında tek kaleli maçın amigosu olmaktan öteye geçmeyen bir kimliktir.   Devamını oku “Neo’suz Matrix’ten çıkış” →

Prestij5 veTulio Kavramı

Konu Başı İçin Bakınız: https://blog.sonsuz.us/?p=1928

Bu konu Don Juan’ın velinimeti Nagual Julian ile ilgili. Önce kısaca onu tanıyalım. Nagual Julian, yedi kadın büyücü ve birçok çömezle birlikte bir çiftlikte yaşıyor, çevreye karşı, yedi kızkardeşi olan dini bütün bir toprak sahibi olarak görünüyormuş. Sözlü ya da felsefi öğretime inanmayan ve oldukça garip uygulamalar yoluyla büyücü yetiştiren biri diyebiliriz. Onun yöntemlerini tek bir kitapta toplamak mümkün olsaydı eminim hepimiz için büyük kolaylık olurdu J

Nagual julian’ın velinimeti Nagual Elias, önce aynı yaş, boy ve yapıda dört adam bulmuş ve onlara ispanyolca sayısına uygun olarak, Tuliuno, Tuliodo, Tulitre ve Tulicuatro isimlerini vermiş. Tulio uygulaması “denetlenen deliliğe” bir alıştırma olmak üzere planlanmış.

Amaç bu dört kişinin tek bir kişi; Tulio olarak görünmelerini sağlamakmış!

Onlar önce işe Tulio’nun görünüşünü tinden istemişler, bu niyet ile yapılıyormuş (istenirse bazı ritüller eklenirmiş, etkisi artsın diye). Bunu kolaylaştırmak için Nagual Elias, onları çok ufak ve ırak bir depolama odasına koymuş ve orada tin onlarla konuşmuş. Tin önce türdeşliklerini niyet etmeleri gerektiğini söylemiş. Dört haftalık  mutlak yalıtılmışlıktan sonra hepsi de aynı özelliklere sahip olmuşlar.

Nagual Elias, niyetin onları kaynaştırdığını ve bireyselliklerinin el değmeden kalacağının kesinliğini kazanmış olduklarını söylemiş.

Böylece ortaya çıkarılan Tulio karakteri, Don Juan gibi büyücü çömezleri üzerinde eğitim amaçlı kullanılmaya başlamış.

Çömez eve ilk geldiğinde, bu dört adam sürekli onun önüne Tulio karakteri ile çıkmaya başlamış, ve sanki tek adammışlar gibi devamlılık gösterisinde bulunurlarmış. Tabi onların bu gösterisinin inandırıcı olmasının pekiştiricisi evdeki büyücü kadınlarmış. Çünkü onlar da tulioların tek kişi olduğu şeklinde davranış içindelermiş!

Çömezi yönlendirildiğinin (tek bir Tulio’nun varlığına) dışında her şeye karşı kör bir hale getirmeleri üç aylık dikkatli ve sürekli eylemlerle olanaklı olabilmekteymiş. Üç aydan sonra görmezliği öylesine belirginleşmiş ki (!) Tulioların artık dikkat etmeleri gerekmiyormuş bile. Evde doğal olarak davranmaya başlamışlar. Hatta kimliklerini aynı tutan giysiler giymeyi bile bırakmışlar ve çömez bu ayrımı ayırt edememiş!!!

Eve yeni çömezler geldiğinde Tulio’lar bu uygulamaya yeniden başlamak zorunda kalıyorlarmış tabi.

Tulio’lar, nagual Elias’ın zaferleriymiş, onlar  ayırdedilmezliğin özüymüşler. Onlar öylesine harika iz sürücülermiş ki, tüm işlevsel amaçlar için sadece biri var oluyormuş. İnsanlar hergün onları görüp konuşmalarına rağmen, ev sakinlerinin (büyücüler) dışında hiç kimse dört Tulio olduğunun farkında değilmiş J

 

Los Tulios

http://www.geocities.com/tmontgari/pag16.html

 

Peki bu ne işe yarıyor derseniz, Çömezin sessiz bilgiye girişi için kırması gereken devamlılığı ona anlatmak, gerekli şoku yaratmak için yeri geldiğinde kullanılıyor. Örneğin Don Juan’ın sessiz bilgiye girişi için hazırlanan o muhteşem nehre atma senaryosu, o an için fevkalade başarılı olmasına rağmen aradan bi kaç gün geçince DJ yeniden devamlılığına geri dönüvermişti. Öyle bi kaç kez kafa kırmak yetmiyo! J)) Bunun üzerine Nagual Julian, DJ için gayet hoş bir Tulio gösterisi hazırlıyarak onu darmadağın etmeyi başardı.

İşte Tuliolar böyle bişey, sürçü lisan ettiysek affola, gökten üç elma düşmüş…

 

İşte ikiziyle BİR adam olan sihirbazın durumu da yukarıdaki kavramı çağrıştırdı bana.

Filmdeki kadınlara gelecek olursak (gelmesem mi!), belki bu konuya benden daha çok dikkat etmiş olanlarınız vardır, ne de olsa bir kez izledim filmi. Kısaca söyleyebileceğim şu; kadınların sezgileri çok güçlü, bu konuya özellikle vurgu yapılmış. Örneğin sihirbazın karısı, onu gerçekten sevdiği zamanı anlayabiliyordu; çünkü ikizlerden yalnızca biri seviyordu onu! 🙂 Diğeri rol yapıyordu eşinin yanındayken. İkizlerin yaptığı gibi sevinci ve hüznü ve kişiliği paylaşan bileşik bir yaşama geçildiğinde, evlilik kurumunun iflas etmekte olduğunu anlıyorum, filmde bu;  sihirbazın karısının kendisini asmasıyla sembolize edilmiş. Hatta bırakın evliliği onun bir öykünmesi olan metres kurumu bile yürümüyor!

Filmde beni en çok üzen galiba Tesla’nın durumu oldu. Ne büyük bir yalnızlık?! Gezgilerin her daim başına gelen türden. Ve ışınlama teknolojisinin en basit açmazıyla takdim edilişi. Yönetmen bu konuya fazla el atmıyor.

Sonuçta sihirbazın yarısı idam edildi, diğer yarısı da Sağır’ı öldürüp (zaten o fazla yaşamazdı, bıraksan intihar ederdi gibi geliyor bana), kızını yanına aldı. Sanırım bir köşeye çekilip sanatını kızına öğretecektir.

Aynı dönemde yapılan ve bence adı daha çok duyulmuş olan İllizyonist filmini Edward Norton sebebiyle dikkatimi çektiğinden zamanında izlemiştim ve açıkçası Prestij’i çok daha derinlikli buldum.

 

Şimdilik aklımda kalanlar bu kadardı.

Prestij4-Bir taş 2 kuş!

Konu başı için bakınız: https://blog.sonsuz.us/?p=1923

“Bir adamın gittiği doğrudur da bir adam da gelmektedir aslında!!!” 

Demiştik. Konunun en başında sorduğumuz soruya şimdi geldik aslında: Tesla aygıtıyla yapılacak gösteriye çıkan Sağır, aleti tanıtırken ve bu büyük gösteriye hazırlanırken ne kadar donuk, durgun ve hüzünlü fark ettiniz mi? Neden acaba?

Sebebi sonradan anladık tabi, adam meğerse ölüme gidiyormuş! Bir adım ilerleyecek elektrik akımları içine girecek ve tam işlem oluşurken ayağının altındaki kapak açılacak ve kendisi aşağıdaki su tankına düşerek orada boğularak feci şekilde can verecek! İnsan bile bile bir adım sonraki bu feci ölümüne gider mi? Demek ki gidermiş, orasını anlıyoruz, tarihte de çok örneği var. Peki hangi nedenle gider? Bu filmdeki sebep; bir numara olma şehveti ve bu yolla intikam!

Bir numara olma şehveti, çünkü: Sağır, o su tankında boğularak can verirken, Teslanın aletinin kopyaladığı ikinci Sağır (maalesef) show salonun bir yerinde ortaya çıkar ve alkışları tezahuratı büyük bir zevk ve doyumla kabul eder. Acaba o anda sadece bir gün ömrü olduğunu hatırlıyor mudur? Çünkü ertesi gün aynı saatte boğularak ölecek olandır o aynı zamanda. Artık hayranlığı ve o müthiş tezahuratı bodrumdan dinlemekten kurtulmuştur!!!

Bu arada bodrumdaki körler, kendilerine tarif edildiği gibi su tankını gece yarısından sonra gelen at arabasına yüklerler, ceset uzaklaştırılıp bi yerlerde yok edilir. (Baba onları affet, ne yaptıklarını bilmiyorlar.). Boş su tankı o günün galibi Sağır’ı ertesi gün boğmak üzere sahnenin altına yeniden yerleştirilir.

İntikam, çünkü: Merakına yenik düşüp bodrum katında neler olduğunu bulmaya giden sihirbaz, tankta boğulmakta olan o günün malup ex Sağır’ını görür ve onu kurtarmaya çalışırken (en büyük düşmanı da olsa, onu kurtarma refleksini görüyoruz burda), yetişip gelenler tarafından katil olarak yakalanır ve sonunda ölüme mahkum edilir! (Yaptığın iyilik cezasız kalmaz deyimine uygun olarak)

Böylece Ex Sağır’ın ölümü, rakibin ölümünü de sağlamış olur. Ve gösteri burda kesilir çünkü rakip yoksa her gün kendini öldürmenin anlamı da kaybolmuştur! Rekabetin gelişme için yadsınamaz gereğini de böylece acı bi şekilde anlıyoruz. (Ama hangi gelişme? Oyun içinde oyun. Bu bizim oyun kuramını fena halde çağrıştırıyor!) Sağır’ın bu intikam takıntısı kendi sağırlığını içsezi ile bilip eşinin ölümüne mani olamadığının onulmaz pişmanlığıdır, bunu kendine yöneltseydi intihar etmeliydi; ama o hep yaptığımız gibi sorumluluğu karşıdakine yükleyerek bir intikam masalı oluşturmayı seçti, ya da gücü anca buna yetti! (Herşey bir erke meselesi, değil mi? Mümkünlerin Oyunu!)

Gelelim  “giden adam” şovunu ilk bulan Sihirbaza 🙂

Aslında onun numarası gerçekten çok sadedir, biz izleyenlerin ilk aklına gelendir numaranın püf noktası; yani ortada bir ikiz olmalıdır! Gel gör ki bu ne Sağır’ın ne de Organizatörün aklının kıyısına gelmez, neden? Çünkü cevapların çok zor ve karmaşık olduğuna dair bir ön yargımız var, yeterince yakından ve sade bakamadığımız için kandırılmaya ihtiyacımız oluyor. Duygular; intikam, hırs, şehvet gözümüzü körleştiriveriyor!

Sihirbaz bu numarasından müthiş emindir, kendisine ve ailesine ölünceye kadar yetecektir bu numara, bunun bedeli ise sonsuza kadar sessiz kalmakla ödenmektedir; bir ikizi olduğunu kimseye söyleyemiyecektir ve iki kişi bir adamın hayatını yaşayabileceklerdir! Bodrumdaki adam olmakla tezahuratı kabul eden adam olmayı paylaşmışlardır, her iki rolü de münavebeli olarak oynarlar. Burada paylaşmaya razı olan bir adam görüyoruz ki bu bence filmin ve şimdiye kadar oynan tüm dünya piyeslerinin ana fikridir: Paylaşmayı gönüllü olarak kabul etmek! Buradaki metafor Don Juan’ın çift kavramını hatırlatıyorsa da (Bakınız:  https://blog.sonsuz.us/?p=1932   ) esas olarak Tuliolar kavramını açık biçimde tasvir ediyor.

-devam edecek-