Anneciğim

Sözün bittiği yerdeyim anne
bitmez zannederdim hem de
serçeler keskin sesleriyle ıslık çalıyor
demek onların hala söyleyecekleri var
Eğer susarsam temelli bu seni üzer mi?
Yoksa bir başka acayipliği deyip geçebilir misin
hep yapabildiğin gibi.
seni seviyorum hem de çok
o küçük mavi gözlerinin parlaklığını
dürüstçe, doğrudan bakışını seviyorum
onaylamadığını açıkça belirten
fakat anne desteğini asla çekmeyen
hiç sakınmayan hep vermek isteyen seni
çok seviyorum.
Umarım hayatta itiraf etmediğin gizli isteklerini
ben gerçekleştirmişimdir.
Ve sen bana şakacıktan kızar görünmüşsündür.
Doğanın kalbine uzattığın kolların boş kalmamıştır.
Çünkü senin kolların ben’im anneciğim

Sa
14.07.04

Merdivende

Merdivende

 

Nereye vardığı belli olmayan merdivenler

Bazen alttan bakarsın birleşmiştir ufukla

Tanrıya varmaktadır bir anlamda

Bazen üstten bakarsın birleşir Ereşkigal’e

O bir tanrıçadır  bilinmeyende

Yer altının tanrıları cezalıdır bize göre

Özeniriz hep gökyüzüne, boyumuz büyüsün isteriz

Çocukken de ölürken de!

Ne garibiz kim koydu bu programı bize

 

Merdivenlere kutsal diyesim gelir

Düzeyleri bağlar, mucizevidir

Cins yaş ırk inanç farkı yoktur

Ne inenlerde ne çıkanlarda

Kimse kimseyi garipsemez merdivende

Kimse göz göze gelmez yollarda olduğu gibi

Kimse diklenmez, gücünü sınamaz

İner ya da çıkar, herkes eşittir merdivende

 

Araba yok, egzoz yok, firen sesi bulunmaz

Ya yukarda ya aşağıda kalmıştır o

Bu sebeple belki caka satılmaz

Kömürcünün kostarikalı kankası olunmaz

Akıldan bile geçmez aslında

Kimse göz göze gelmez yollarda olduğu gibi

Kimse diklenmez, gücünü sınamaz

İner ya da çıkar, herkes eşittir merdivende.

 

 

Sa

06.05.09 – Beylerbeyi

 

Kırk Küp

Kırk Küp

Kırk küp kırkı da kulpu kırık küp

Kolunu kırsan sesi çıkmaz zübük

Kasabın artığı fukaranın çeşnisi

Gelir ilerlerden meddahın gür sesi

Sapanı da kırsan kefeni da büksen

Kozumuzu alsan kozalağa salsan

Keyfim geldi bir bakayım mealine

Sonunda ereceksin bi hakkın kemale:

Kuyulardan gelir mesnedi, cümbüştedir eteri

Kubilaydan kara handan al astarı ver dastarı

Aşkım üste söz söyleme, çıkar bir münafık

sana söyler biri, bana binbir mislini

Kanunun uzağı ahmağın tuzağı, kısa da gelir köse de olur

Kumarbazın elinden geçen, yedi köye madrabaz olur.

Sana kırk kulak verdim, bir gırtlağa değiştin

Kazanamazsın demiştim bezirganlıktan pekiştin

Makamını maksadına, mayasını miyadına

Gözüm görmesin, gönülden azade gelir.

Sürüngen soyundansa, insana döner gelir.

Sa

03.05.09 – Beylerbeyi

Bilinmeyen

Bilinmeyen

 

Yavaş yavaş hazırlanıyorum ama neye

Komik değil mi neyi beklediğini bilmemek

Bana fazlasıyla acaip geliyor, bilemiyorum

Sevinsem mi üzülsem mi, komikten de öte neye?

An be an değişiyor hava farkında mısın?

Sebepsiz şeylerin hükmüne giriyoruz

Sana da heyecanlı gelmiyor mu bu

Bir o kadar da tuhaf, hiç alışılmadık

Beklentisizlik, zamansızlık…

Zaman yoksa ben de yokum

Öyleyse neye hazırlanıyorum nereye?

Hazırlanan kim bilinmeyene

Bütün bu gürültüler arasında haşin

Kesif bir sessizlik var duyuyor musun?

Top tüfek sesinden daha bi etkin

Şiddetli bir koku gibi sızıyor dört bir yandan

Abluka altına alınıyoruz, ağır bir katman gibi

Seriliyor üzerimize, eğer kalsa idi biraz ben

Korkmalıydım kaçmalıydım saklanmalıydım

Oysa ben  sakinim, ölüm kadar tasasız

Işıktan hızlı, zamandan müstafi

Öyle dalıp gidiyorum, bilmiyorum

Bilemiyorum gerçekten.

 

Sa

29.04.09 – Beylerbeyi

 

Mitolojik

Zamansız ötenin keserlermiş boynunu

Etme rahatsız kediyi, bırak toplasın öteberiyi

İstediği olsun, al senin olsun

Kıyıdan kıyıdan mitolojik çağlardan

Perde seç hele, yak bi sigara,

Demode olmuş  bağırmalar çağırmalar

Köşe kapma taras bulba, kuzuya köpeklik yapma

Matematikçiden olma ulema, fis kos fis kos

Sofistike süpürge tohumları, zaman nezlesi

Ülgenden kesilir de, yapılır endazesi

Silindir olmuş kalenin dörtköşe devingeni

İstediği olsun, al senin olsun

Kıyıdan kıyıdan mitolojik çağlardan.

 

 

Sa

03.05.09 – Beylerbeyi