Sakin ol…

Sakin ol…

 

Tutamıyorum kelimeleri kaçışıyorlar

bir cümbüş bir pervasızlık, deli gibi hızlı bunlar

patagonya valisi, mendirek köstebeği

paleontolojik hanımelleri, pazı dolmalı turşu

kemirgen fosiller, mateme girmiş fetuslar

tutamıyorum kaçıyorlar cümbüş moronları

sakin sakin ol! Pırasa saplı kemirgenler

Nörolog amipler, filozof hamamböcekleri

Pasaklı kuzgun avcıları, semantik geçirgenler

Manidar monologların arka yüzleri

Kestirmeden gidenler, hipotenüsün içine ettiler.

Nameste fidan boylum, uğur ola hoş ola

Domestik divanelerin markajı, densizlik oratoryosu

Suluboya resim, bezik oynar baz istasyonunda

Yavaşla, sakin ol! Sakin biraz daha sakin

Nazik şeker kamışlarının acunsal işlevi

Bandanalı banderas, mezar kaçkınları

Rüzgarlı tepenin uçurtmaları, kumlu patates fetişisti.

Usumdan uslananların usaresi, altın kaseden dökülür sesi

Gel kaçma sana bir şey söyleyeceğim, dolunaydan önce

Gül dik feracenin altına, kuş konsun adağına

Müslinden elbise giy, üçüncü ayın üçünde

Gözüne de rastık çek, beşinci ayın beşinde

Sakin sakin ol, her şey yolunda, telaşa gerek yok

Anti oksidan tesirli hipo politik pastil kullan

Kondriller sarmış alemi, geçmişti gelecekti derken

Macun oldu sümbül boylunun gülistan kokusu

Hele bir yarın olsun her şey sütliman,

Kuzuymuş kurtmuş neylesin fettan

 

 

Sa

30.04.09 – Beylerbeyi

Zaman

 

Zaman

 

Bahar kafamda bir deli deli

geceleri gördüm, gündüzler isli sisli

Haydi balam coşalım, coşalım haydi

Zaman tütsülenmiş çıldırma vakti

Gülüyorsun bana biliyorum

Çok bilirsin sen, lakin bu zaman başka zaman

Coşalım çoşturalım kanımız damarlarda

Bir başka çağlasın bu son demlerde

Dünyanın kıyısındayız tutunsan da

Bıraksan da bu son, yok başka zaman

Bu bahar bizim olsun bırak şarkıları

Bu zaman bizim olsun haydi

 

Sa

29.04.09 – Beylerbeyi

 

Zamanın kıyısı

 

Küçük küçümencik bir his bir koku gibi

Dolacaksın içime, sen benden çok ileri

Ben senden bin kez istekli

Bırakıyorum seni, bu son olsun bekle deyişim

İnan ki bir daha durdurmayacağım

Geldiğin gibi gel nasılsan öyle gel

Dünyamın efendisi gönlümün tacı tahtı

Bu son olsun sana gelme deyişim

Aptal değilim ben görüyorum neler olup

Bittiğini

Sensiz onbin yıl daha olsa bişey değişmeyecek

Gönder öyle ise rüzgarını ki pek sevmezdim onu

Gönder öyle ise dalgalarını ki içimi hoplatır bu

Zamanımız doldu ey sevgili, kenarındayız çizginin

Yörüngeni düzelt de davran bizden yana

Dokun semalarıma, üfle canıma bir daha

Son kez göreceğim ölmeden önce belki

Bilirsin sona saklarım en bi sevdiğimi!

 

Sa

 

29.04.09 – Beylerbeyi

 

Anılar Denizinde…

Yaşanmış anılar defterimdeki sayfalarda
Her şeyi ve herkesi affediyorum.
Affet ki… Özgür kalsın sendeki kırılgan çocuk.
Ama  ya sonra…
Bu kadar kolay affedebilir’miydim?
Yaşananları bu kadar kolay yok sayabilir’miydim?
Spanish romancenin notalarını çalan gitarın ezgisinde,
İçimde acılarla mutluluklar beraber dans ediyor.
Yaşanmış anılar denizinde yüzüyorum.
Bırak geçmişi sevgiyle akıp gitsin özgürce…
Bırak özgürce gözlerinden yağmurlar boşansın…
Bırak kendini boğulmaktan korkmadan duygular seline…
Salıver yüreğindeki tutsak ettiğin acıları,
Akar sularlarla birlikte çağlasın diyorum.
Denizlere kavuşup erisin yüreğindeki yaralar,
Ama ya sonra…
Yaşanmış anılar denizinde yüzüyorum.
Bir filmin karelerinde başrol oyuncusu ben.
Senarist yine ben, kendi filmimin oyuncusu ben.
Yazmak ne kadar da kolaydı senaryoyu,
Ama oynamak ne kadar da zormuş meğer…
Yok sayabilir’miydim anılar defterimdeki sayfaları,
Onları yok saymak kendimi yok saymak gibi…
Hem çok güçlü, hem de çok kırılgan…
Herkesten kaçabilirdim oysaki…
Ama ya kendimden , kaçabilir’miydim?
Duygularımdaki med cezirler…
Tüm mevsimler aynı anda hislerimle sevişiyor
Ben fırtınalı denizlerde dalgalarla boğuşan gemi.
Şiddetli rüzğarlara karşı kanat çırpan martı…
Kıyıya vurmuş bir deniz yıldızı…
Sevda çığlıklarıyla düşlerle açılan penceremden
Gökyüzünden süzülen beyaz inci taneleri
Anlayabilir miydi acaba beni?
27/11/2007
Mesa / Ankara

Neyim Ben?

Neyim Ben

 

Deli miyim divane miyim neyim

Neyim ben neyim?

Su perileri nerede yaşar

Anlamsız sorular bendinden taşar

Merdaneyim, nurdaneyim divaneyim

Kuzu kulağı, amanita muscaria

Festivaller, açılışlar, resitaller

Fiesta fiesta! finito fiesta

kendini dölleyen karıncalar

amacından aşan dallamalar

musluk tamircileri, aslan avcıları

kuldan medet umanlar, neyim ben?

köstekli saat fanatikleri

devenin dikeni, makinalara karşı savaş

prostat arazları, küfürlü pideler

voltasını alanlar, ördekli pekin köftesi

bezmişler kıraathanesi, köyün delisi

yedi ırmağın kırkbir taşı, sırada damat traşı

gel bu düğüne gitme komşu amca

bi fal açayım sana, küçük kuyunun ağzı

komikazelerden kesik kestaneler çağı

uç uçabilirsen şimdi, neyim ben?

Ambrosia, minik kuşum

Yemeden içmeden kesildi oreaslar

Çim biçme makinaları, kafadan çatlamışlar

Uzun yol fareleri, kasımpatı kumpası

Diyorsun ki dünyalı kaçın kurası

Güleyim de boşa gitmesin, sempatik sinir ağacı

Elleriyle görenler, neyim ben neyim?

Yukarı köyün borozancıbaşısı

Ufak at  dinazorlar yesin kıtır kıtır

küçük kesin boğazımdan geçsin çıtır

mesane zırıltıları, alemin avanakları

niyetim nedir meraktasın, sağır oldum ben

uçan kuştan ağır oldum, göz mavisi nazarcık

pazarın en iri böğrülcesi, kokusuz periler ağacı

peşin hüküm verme, neyim ben?

 

Sa

29.04.09 – Beylerbeyi

Hoşçakal Fethiye

Şu latif endamını, bulutlara değen başını

Güneş batarken körfezden yükselen buğuları

Fotoğraflayıp da kıyamam, sabitlensin istemem

Sonraları her ipucu bir başka getirsin seni gözüme

İsterim koku gibi kalsın gönlümün selesinde

 

Hoşçakal guguk kuşu, limon çiçeklerinin kokusu

Yaşlı kaplumbağa duydum ki simge olmuşsun

Ruhumu yansıtan bu kaotik bahçeye

Mutlu yaşayın asırlık çam ağacının gölgesinde

Hoşçakal sessizlik, hoş kal büyülü Fethiye.

 

 

Sa

27.04.09- Fethiye