Gece

Yağmur durdu saat oldu sabaha karşı üç

Çıkarmış başını geceden puslu ay tepemizde

Saçaklardan, ağaçlardan son damlalar düşmekte

Amansız bir sessizlik var ki gecede vay!

Çıt yok, hayvanlar bile susmuş, ne bir araba sesi,

Ne korna ne ambulans sireni

Vay güzelim gece ben sana hasret sen bana hasret

 

Sa

 

08.04.09 – Fethiye

Yeni Güne

  

Gündüz köpekler uyurken muhabette kuşlar

Çeşit çeşit dillerde pek bi konuşkanlar

Horozlar köpeklerin gündüz temsilcisi

Bir sağ komşudan bir sol çarprazdan

bazıları yetişkin, iyi hatip bunların

Bir kısmı daha ergenlik yaşında gibi,

bazıları da akortsuz erişkinler olmuşlar.

 

Gecelerin hilafsız hakimleri köpekler

Başlayınca hav havlara, yıldızlı gökyüzünden

Atılır şöyle geniş bir ağ aşağılara

Kimisi ağaçlara takılır kimisi bacalara

Belli belirsiz bir ışıma, alacakaranlıktan daha bi kara

Gecenin seslerini örter hafif titrek, biraz kederli

Toprak da boş durmaz o da hareketlenir,

Buğulu bir kabarma ile kokusunu salar

Yukarı yukarı uzanır, sanırsın parmaklarının ucunda

Yaşlanmış bir balerin, formu yerindedir hala

Aşağı ve yukarı böylece aşkla buluşup öpüşürler

Yıldızların gölgesinde, köpekler şahittir

Bir de sarhoşlar belki

Gün doğmadan kuşlar da uyanır

Dahil olur koroya, çiçekler fışkırtarak kendilerini

Ve böcekler de temizliğin son aşamasında

Heyecanla hevesle koştururlar, ağaçlar hep sakin ve olgun

Katışırlar birbirlerine, yeni güne yeni güne hadi yeni güne

Kokuludur rüzgarın fısıltısı, duyulmayan davullar eşliğinde

Hep bir ağızdan bağrışırlar, Heeeeyyyy… Yeni güneee.

 

Sa

03.04.09 – Fethiye

 

Asıl gerekmiş bana

 

Bir türkü de benim için çal, çal be ne gelirse diline

Söyle ki katılaşan damarlarım açılsın

Gürültüde kaldık biz dostum, sen bilmezsin buralarda

Büyük şehrin uğultusu nedir bilmezsin, orda yaşayanlar da bilmez

Girip çıkanlar bilir, ama sıfatıyla değil gönlüyle girip çıkanlar

Horozun düttürüsünü, koyunun melemesini, kuşların ve dahi

Bilimum hayvanatın sesi ulaşmaz kulağına orada,

kokusu gelmez burnuna, orda uzakta bir köy vardı olur ancak hatıranda

Sanal olanı canlı tutmaya uğraşırsın nafile maya tutmaz

Olmaz be dostum olmaz, gerçekten de gölgeyle doyulmaz.

 

Pazara gittim bu Pazar, girişte bir köylü teyze oturuvermiş  de yere

Yancağızındaki çuvaldan maydonoz derlemede

Elimde liste, az atıştırdım, az sığıştırdım fileme lakin teyzem aklım sende

Saat olmuş öğlen, durunca önünde vurdu gölgem üstüne

Kaldırdı baktı, yüzünde dişsiz gülüşü, vereyim mi a kızım dedi ümitle

Ver ver dedim, ne güzel taze şeyler bunlar, demetlenmiş yığılmış önüne

Kaç para dedim, elli kuruş dedi. Verirken parayı sağol sağol sağol dedi üç kere

Bu siftahımdır dedi, saat öğleni geçmiş. Ah teyzem o gülüşün ne saf ne içten

Utandım de elli kuruş vermekten aldım adı belirsiz ottan bi kaç demet

Bugün oldu şikayetsiz gülüşün gitmedi gözümden,

ellerin dert görmesin, gözün gönlün açılsın, sağlıkta refahta ol teyzem.

 

Asıl gerekmiş bana şimdi anladım, muradım şu ki sessiz kalalım da duyalım

 

 

Sa

 

08.04.09 – Fethiye

Özür

 

Biliyor musun anlatamıyorum, elim kolum bağlı sana karşı

Gözlerinde öyle bir saflık var ki çakırın elası

Ne desen haklısın aslında; “savaşlarda ölen çocuklar,

Açlıktan fukaralıktan kırılanlar,

Onlar mıydı suçlusu insanlığın, tanrıya da inanmam ki

Sorumlusu kim, niye oldu bu olanlar?”

Sus pus oturuyorum karşında, dudağımda acı bir gülümseme

Bilip de söyleyemeyen biri gibi görünmeyeyim diye

Boğazıma diziyorum dahasını kapsamını…

Boşa çekilmedi boşa çekmediniz bütün acıları

Emin ol takdir edildi bütün bunlar, bu sebeptendir

Göründü ufukta Yeni Dünya diyebilseydim sana

Ve sizlere… Ey korkmadan deneyenler eski dünyada

sizlere diyebilseydim eğer, sayenizde varız bugünümüzde

yüz kere bin kere teşekkür etmeliydim şimdiye kadar

heyhat çok geç açıldım, yüreğimin darlığına verin dostlar.

 

Sa

08.04.09 – Fethiye

Bahardan mı bilmem

 

Gölgeler serin, güneş yakıcı bu mevsimde

Cepler yorgun esnafta, kalpler hevesli

Yollarda tek tük turist, kafelerde ucuz biracılar

En çalışkanları ağaçlar ve badanacılar

Bense gölgeleri dinliyorum yürürken dalgın,

Sessiz bir fısıltı var taşında toprağında buranın

Hep bilirim hep duyarım ne çare anlatamam

Gün olur dil ucuna gelir mi bilmem

 

Türkü dinledim doyasıya bu gece barda

Dışarda  yağmur bardaktan boşanırcasına

Çok katmanlı bir sis gibi kapladı notalar 

Bağlamadan mı döküldü gönülden mi bilmem

Karahisar kalası yıkılır gelir, perçemi boynuna dökülür gelir

Yayladan gel allı gelin yayladan, kesme ümidini kadir mevladan

Ver elini karlı dağlar aşalım,  bayramlaşalım.

Dedikçe aşık, damlalar aktı aktı sel oldu semadan

Gözlerimden mi kara bulutlardan mı bilmem.

 

Ahmet Kaya’dan konuştuk sonra

Belki ölmemiştir dedim, öldü öldü dediler

Uçurtmalardan hayallerden dostluklardan

Duman’dan dinledik, bir de Onur Akın’dan

Bir garip hüzün oldu bahardan mı bilmem

<

p class=”MsoNormal” style=”margin: 0cm 0cm 0pt;”>

 

Yetmişiki saat oldu dinmedi bu yağmur

Gönlüm asılsız bir eski yaradan mahmur

Söz de verdim açacak diye yarın güneş

Duyar da mı açar, tesadüften mi bilmem.

 

 

Sa

07.04.09 – Fethiye