Yani…

Minik orgazm paketçikleri

Satılsa dükkanda

Bütçen kısıtlı.

Arada bir alabilsen,

Tanrı katını görsen

Ucundan kıyısından.

 

Sonra bir gün

Sana miras kalsa dükkan

Buldumcuk olsan

 

Sibel Atasoy

25.08.03

Seke seke

Damlardan seke seke

Geldim pınar başına

Dinliyorum,

Minik  şırıltılar halinde su

Ve küçük paketlerde ışık

Mutluluk

İnceee ince…

Sızıltılar

Gerilere çok gerilere

Tıpkı hayvan olduğum zamanlardaki gibi

Bir doygunluk, bir umarsız neşe!

 

Hiç bitmeyecek olan

Tükenmeyen bir kaynakta

Bebeğin mama kasesinde

Ahh! Ne görkem!

Bolluk, bereket, sonsuzca

 

Dile ne dilersen

Allahaşkına çekinme

Çok şakacısın doğrusu!

Tam dileyecek bir şey bulunmayan bir anda

Dorukta

Ne dileyeyim ki?

 

Bu bir hortum olmalı

Geniş, tırtıklı

Tüm acılarını toplamış insanlığın

Emine teyzenin elma sepeti gibi

Takmış koluna götürüyor.

Çok komik

Acısız bir ameliyat

 

Geride ben kalmışım

Nane gibi yeşil, mis kokulu

Yumuşacık dokunuşlu

BEN!

Tatlı şeyler yani

 

Allah müstakını versin senin

Üstüne yok güldürmekte

Zaten gönüllüyüm inanmaya

Bir de dil döküyorsun üstüne

Ne diyeyim şimdi ben sana.

 

Başımdan içime köklenmiş

Oluşun sıcaklığı

Minik ışık demetleri

Bir gün

Kozmosa açılalım seninle

Damlardan seke seke

 

Sibel Atasoy

25.08.03

Uzun ince bir yol

Uzun ince bir yoldayım…

Geliyorum gidiyorum geliyorum

Güneş parlaklığı emmiş o ince karayı

Bir bakmışım sevinçteyim

Bir bakmışım hüzündeyim

Küçük bir çocuktum az önce

İki yaş var yok, nasıl açgözlüydüm

Nasıl kıpır kıpır afacan…

Bırak bu şeyleri dedi az sonra

İçimin içinden bas bariton bi ses

Uyu da meydan bize kalsın hesabı!

Kızma birader oynar gibiyim

Gidiyorum geliyorum gidiyorum

İzlerime bakıyorum, öyle çok iz var ki

Kimi çok belirgin, kiminin üstü kar

Hani içi beni yakar, dışı seni hesabı

Kulaksızın Nuri derler köy kısmında

Bana da Bir Gelip Bir Giden

deyin bundan sonra

 

Dalgalı şeyler hayal ediyorum

Dalgalı açık kumral saçlar örneğin

Omuzlara dökülmüş eski zaman işi lüleli

Mavisi kat kat olmuş deniz dalgasını

Takmış sarmalamışlar pembe gerdanına

Kargalar direklerin üzerinde sıra sıra

Selama durmuş olsunlar ne çıkar

Ve narin ayacıklarında papatya desenli

Dalgalı yeşil sarı bir tokyo!

Ah bu resmi ben yapacaktım ki

Bilseydim yapabilmeyi, parmaklarımdaki boyaları

Sürseydim kiraz dudaklarına

Ah bilseydim, bilebilseydim.

 

Şöyle geniş geniş takılacaktık seninle

Bu nisanın yirmiüçünde

Omuzlarım dik dik dayılanacaktım

Sen bütün cilvelerini takınmış

Hülyalı bir bakış atacaktın

Sarıya kaçan bir lülen uçuşup rüzgarda

Nemlenmiş alnına yapışacaktı

Gözlerinin yeşili parlayacaktı birden

Güneş vurunca

Ve ben oracıkta kalacaktım

Sonsuza kadar…

Ne gitme ne gelme

İşte hepsi bu kadar.

 

Sibel Atasoy

23.04.2008 – Beylerbeyi

Dün gece zaman eridi mi?

Nereye gidiyoruz, zaman erirken

çikolatalı dondurma tadıyla

Geniş, çok geniş delikler

dün gece düştüm içeri birinden!

Pek manalıydı, yavaşlatılmış

uzun bir öpüşme duygusu

karışırken geniş zamana

topladı birden kendini

Liflerinin arasında kalakaldım

hızlandırılmış güne merhaba!

yine çırpılacağım yine

muzlu süt kıvamında!

22.10.03

Baktım da günlüklere, daha öncede olmuş böyle şeyler.

Dileklerim hep olur çok şükür. Gelecek nasıl olsun diye bi dilek dilemiştim bir aralar:

Öyle bir yer olsun ki yaşadığım yer;

Göz alabildiğine yeşil ve mavi

Kelebekler de tabii, gökkuşağı renginde

Vücudum bana ağır gelmesin,

Sürüklemeyeyim onu ardımdan.

Her neyi beğenirsem ona

Konukluk edeyim bir süre

Bazen bir ağaca, bir tavşana

Ya da bir adamın içine

Taşınayım.

Oh ne güzel dünya

Kira yok, kontrat yok.

Aşk olsun yine yapıştırıcımız

Dirimin sevinci, annemin şefkati

Çocuklar hepimizin olsun

Binalarımız büyülü taştan

Kendiliğinden ışıyan.

Vivaldi çalsın, ya da Shopen

Yumuşak bulutlardan dökülsün mısralar

Yağmur gibi ıslatsın ruhumuzu

İçimizden çiçekler fışkırsın

Dokunarak, koklaşarak ve öpüşerek

İletişim kuralım, bizden önce

Renklerimiz erişsin gideceğimiz yere.

Dallarda rengarenk kokulu meyveler

Yalnızca istediğimiz işleri yapalım

Yakınlaşan yıldızları seyredelim

Jüpitere gidelim, yıllık iznimizde

Zaman öyle yavaşlamış olsun ki

Biz hiç fark etmeyelim eskiyeni

Geceleri bahçede ateş yakıp sevişelim

Midelerimiz küçülsün, yemek için

Meyveler yetsin, tükenmeyen

Dallarında.

Bir daha ASLA biriktirmek

Zorunda kalmayalım.

Can kulağı ile dinleyelim

Bilgelerimizi, söyleşelim nazikçe

dokunalım ruhlarımıza

En nadide mücevhermiş gibi.

Birleşik olmanın hazzına varalım

Amacımız vermek olsun

Daha çok verebilmek için seyyah olalım

Evrende, ihtiyacı olan yerler bulalım.

Kahkahalar ve cıvıltılar içinde

Yaşam sonsuzca uzatılmış

Kendini verme duygusu

Coşkulu ve dingin bir orgazm olsun.

02.03.04

Çile

Göze aldım

başı dumanlı dağlar gibi

tehlikeli, bir o kadar da cazibeli

yolundan

ileri daha daha ileri

yürümeyi!

Belki bir kasap gibi doğrarım

günleri

Ya da yün çileleri gibi

seçip seçip

sararım yumaklara

bulutları!

Gecenin ıssız derinliklerinden

altın tozları araklarım

dişleri azgın

sesi azap yeli

şeytanın

elinden!

Her adımda

biraz çarparak kalbim

çağırırım büyücü benliğimi

Yok faydası ecele

korkunun

Göze aldım zira

ileri daha daha ileri

yürümeyi

SA

07.10.03