Sirius Yıldızı ya da Tarık yıldızı -1

“Göğe ve gece ortaya çıkana and olsun.Gece ortaya çıkanın ne olduğunu sen bilir misin? O, ışığı ile karanlığı delen yıldızdır.Üzerinde gözetici olmayan kimse yoktur.” (TARIK,86/1-4)

“Üzerinde “gözetici varlıkların” yaşadığı açıkça ifade edilen bu yıldız “Sirius Yıldızı”dır.

Bu yıldızın Sirius Yıldızı olduğu Sure’nin isminden de kolaylıkla anlaşılmaktadır.Çünkü bugünkü Astronomi Bilimi’nin Sirius Yıldızı olarak isimlendirdiği yıldız,o devirde Tarık Yıldızı olarak isimlendirilmişti.

Bunca yıldan beri sizde oluşan bilgiler, birbirleriyle bağlantısı güçlü olmayan, kuşkulu tarif ve kavramlardan ibarettir. Dininiz, ilminiz ve şimdiki yolunuz da buna dahildir.
Elbetteki zaman yaklaşıyor. Biz, psişik boyuttan, üstün vazife sadakatine sahip bir planı, üç yerde görevlendirmiştik. Bunlardan ilki ve en dolgun olanı sizlere bilgi vermişti….
İkincisi Meksika da, üçüncüsü Arjantin dedir. Onlar sizi bulacaklardır.

Atlantisin uluları bizim memurumuzdu.Agra (agarta)da bizim hükmümüz sürer. Pramitler, sirius kültürünün eğitim yeridir. Anadolu, son devre için, sirius tesiri için hazırlanmış bir jenaratördür. buradaki halk seri devreler halinde bağlantıya geçmektedir.1982 E.Arıkdal

**

Sirius binlerce yıldır danışman ve öğretmen enerji olarak işlev yaptı ve insanlar hala Giza’daki “Sirius Yıldız Kapısı”na bağlanmak için Mısır’a yolculuk yapıyorlar. Pleiadesliler de Terra/Dünya programına çok fazla enerji yatırdılar ve Orion’daki varlıklar Dünya evrimi konularına sabit ilgileri var. Ama şimdi danışmanlık ilişkinden çok partnerliğin zamanıdır.

Yeni Dünya ayağa kalkmaya ve Gezegensel uygarlıktan sorumlu olmaya hazır. Bu, bizler “eski” 3 ncü boyut sisteminin parçalanmasının son aşamalarından geçerken böyle hissettirmiyor olabilir, ama Yıldız Ulusu dostlarımız, Dünyadaki Yıldız Tohumları ve Yıldız Çocukları tarafından desteklenecek olan ortaya çıkan yeni bir yaşam şekli var.

Ama bu, ayağa kalkıp Dünyamızdan ve Dünyada yarattığımız şeylerden sorumlu olmak zorunda olduğumuz anlamına geliyor. Veya en azından, Gezegenin Yükselişine ve Güneş sisteminde Çok Boyutlu bir Gövde olarak ortaya çıkışına yardımcı olmak için burada olduğumuzu hissedenler.

Tam şu anda, birçoğumuz Kuyruklu Yıldız Lovejoy’un bu geçişinin fiziksel etkilerini hissediyoruz.

Başlangıç olarak, Zaman Çizgilerindeki enerji dalgacıkları insanların enerji alanında yerçekimsel bozunum yaratırken, bir çok insanda endişe seviyelerinde artış oldu.

Bir çok insan sindirim sisteminde sorunlar ve Solar Pleksus ve Kalp Çakralarında ağrı ve huzursuzluk bildirdi.

Bunun nedeni dışsal rehberlere ve öğretmenlere zihinsel ve ruhsal bağlılığın çok eski sorunlarının sona eriyor olmasıdır. Ruhsal “çocukluk ve bağımlılığın rahatlık bölgelerinden” çıkıyoruz ve Galaksi ve Kozmos ile kendi ilişkisine sahip olan “yetişkinler” olarak ortaya çıkıyoruz.

Bu yeni enerjiyi bütünleştirirken, aynı zamanda Yıldız Uluslarının bazılarıyla ve Orta Doğudaki daha karanlık ve daha az stabil Yıldız Kapıları ile bazı temaslarımızın olumsuz yan etkisi olmuş olan “dini” ve “ruhsal” suistimal ve hükmetmenin yıllarını ve hayatlarını salıveriyoruz. Eski zihinsel acı ve endişenin bu salıverilmesi fiziksel bedende ağrı, endişe ve rahatsızlık olarak hissediliyor. Ama bu salıverilmek ve Ruhsal olgunluk için ve İnsan İlahi Kalıbına uygun olan evrim için DNA’daki Orijinal İlahi Kalıbın aktivasyonuna izin vermek üzere ortaya çıkıyor.

Baskı ve kontrol korkusunu, suistimal korkusunu ve yoksunluk ve ıstırap korkusunu salıveriyoruz. Hepimiz Atlantis’in çöküşünden önce Yıldız Ulusları ile etkileşimlerimizle Dünyada “tohumlandık.” Sonunda o korkuyu ve endişeyi salıverme ve Sevgi Ve Neşenin Bahçesine girme zamanıdır. Çünkü bu Lovejoy Kuyruklu Yıldızının amacıdır, Bahçeyi hatırlamamıza ve bir kez daha Gezegensel Yuvamızı Sevgi Ve Neşenin Bahçesi yapmaya yardım etmek! 2015

*

Bu zamanda (2018 -20), bu döngüde, Dünyanın aynı anda birlikte var olan iki versiyonu var, Çok Boyutlu Yeni Dünya ve düşük Boyutlu Alternatif Dünya, çünkü 3ncü Boyutsal Dünya artık var olmuyor. Deneyimlediğiniz kaosun bir kısmı boyutlar arasındaki geçişlerdir, ki çoğu insan için bilinçsiz ve gelişigüzeldir. Ama Ruhunuzun rehberliği ile deneyim toplayan sizler için, boyutlar arasında ve aslında Dünyalar ve Zaman Çizelgeleri arasında travma ve drama olmadan İnayet ve Zarafet ile gidip gelmeyi öğreniyorsunuz.

çok yakında yaptığınız her şey ruhun ve ilahi yaratımın bir ifadesi olacak. Ruhunuz ışıkta dans ettiği zaman bedeninizde hissedebileceksiniz veya Ruhunuz yaşam planınız ile uyum içinde olmadıkları için seçimleriniz ile rahat olmadığında bedeninizde hissedebileceksiniz(hastalığı kastediyor)

Bu aynı zamanda Bedeninize özen göstermenizin gerekeceğini bir zaman olacak. Bedeniniz şu anda Ruhunuzun Kutsal Tapınağıdır ve bedenin ruh algıları ve hisleri ile aşılanmasıyla gelen yüksek frekanslara ve farkındalığa ayarlanması bir süre alacak. Beden, bu yoğun frekansları işlemek ve eski ego zihnin yaratabildiğinden çok daha güçlü olan yoğun deneyimler ile başa çıkmak zorunda olduğu için, tükenmiş hissettirebilir. Burada anahtar her zaman teslimiyettir. Gevşeyin ve bedeniniz

Devamını oku “Sirius Yıldızı ya da Tarık yıldızı -1” →

Yalan konusu abartılıyor mu?

Hep görürdüm de sanki şu aralar çok sıklaştı ya da beni bıktırdı😉 sosyal medyanın her bi köşesinde #yalan #yalancı vs #kahır dolu ayıplayan paylaşımlar var.
Ben de görüş bildiriyorum o halde ve bir alıntıyla başlıyorum😂

Dinleyici sorusu: Sürekli bana yalan söylenen bir ilişki içersindeydim. Bu insan artık hayatımda yok ancak yalan söylenmesi neden bu kadar acı veriyor? Hala toparlanma sürecindeyim.
Eckhart Tolle: Acı veriyor çünkü bunu kendi üzerine alındın ve şu anda acı veren şey senin egon. Egon sana: “Bana yalan söyledi” diyor. Egon karşındakinin farkındalık seviyesine göre davrandığını anlamıyor ve bu kişi şu anda da muhtemelen bir başkasına yalan söylüyor. Yani sen o kişi tarafından “bu kıza yalan söyleyeceğim” şeklinde belirlenmiş değilsin. Ancak tabii egonun tercümesi: bana yalan söyledi, bana! (Nasıl yani bana ha!?!!) Şeklinde olacaktır. Senin kendini konu dışına çekmen lazım. 4 anlaşmadan 1 tanesi “hiçbir şeyi kendi üzerine alınma” dır ki harika bir öneridir. Yani karşındakinin şu anki bilinç seviyesi yalan söyletmektedir, belki bunun farkında bile değildir belki de kendi yalanlarına inanmaktadır.
Durumun ağırlığı her bireyin kendi bilinç seviyesine göre davrandığını ve sizinle bir ilgisi olmadığını düşündüğünüz zaman değişir.

*


Aslında kendine yalan söylenen kişinin yapacağı iki şey var:

Devamını oku “Yalan konusu abartılıyor mu?” →

Castaneda kitapları okuma sırası

#carloscastaneda nın Toltec bilgeliği ismiyle anılan aslında Mu’nun #atlantis uzantısından göçmüş devamı yaqui kızılderilerine ait bir #şamanöğretisi olduğunu söyleyerek başlayayım. Castaneda’nın kendi çömezlik yıllarında yazdığı 12 kitap var.
Gelelim benim hikayeme CC ile 92 yılında tanıştım, ilk iki kitabı okudum (30 yıl olmuş!) 94 yılında #fethiye ye taşınırken kitapların gerisini almadım, aslında büyülenmiştim fakat mantık yürüterek; ben burada ne bir #nagual bulabilirim ne de #meskaline dolayısı ile bu bilgileri sindirmem mümkün olmaz dedim😏😔
200O yılında #7numara dizisi için İstanbul’a döndüm, altı ay kalacağımı düşünürken hala buradayım🤣
Seksenli yılların sonundan beri #kuantumfiziği ilgimi çekiyordu, Türkçe çok az veri olmasına rağmen tümünü okumuştum hatta 99 yılında yazdığım ilk kitabım #sırıtkankırmızıay da öğrendiğim #kuantumfelsefesi ne dair bir kurgu yaptım. mem mümkün olmaz dedim😏😔
200O yılında #7numara dizisi için İstanbul’a döndüm, altı ay kalacağımı düşünürken hala buradayım🤣
Seksenli yılların sonundan beri #kuantumfiziği ilgimi çekiyordu, Türkçe çok az veri olmasına rağmen tümünü okumuştum hatta 99 yılında yazdığım ilk kitabım #sırıtkankırmızıay da öğrendiğim #kuantumfelsefesi ne dair bir kurgu yaptım. İstanbul’a döndüğüm ilk yıllarda izleyici olarak katıldığım bir kuantum sempozyumunda konuşmacı olan ve sonra iyi bir dost olduğum Doç.Haluk Berkmen ile tanıştım. O bana Castanedanın kitaplarından birini hediye etti, gözüm parladı, hatırlamıştım ve artık eskisi kadar mantık odaklı değildim 😃 sözü uzatmayayım sonrasında onbeş yıl kadar bu kitapların sunduğu harika bilgiyi sindirmek için muntazam grup çalışmaları yaptık. Ben yirmi yılda kitapları altışar kez okuyup web siteme bin civarında yazı ekledim.
Sonuç olarak 12 kitabın uygun okuma sırasının fotoğraftaki gibi olmasını bi yana not etmişim.


Tamamen kişisel bir çıkarım, şu an bununla ilgili hangi kriterleri kullandım hatırlamıyorum. İsteyen kullansın ya da rastgele okusun.
Son söz: eğer CC çalışmam olmasaydı işin çıkış yerine #muuygarlığı na ve onun uzantısı

Devamını oku “Castaneda kitapları okuma sırası” →

Rüya zamanı

Rüya Zamanı veya Yaratılış Dönemi

Geleneksel Aborjinlerin toprak ve kültürleri için sahip oldukları eşsiz bağı kavramak için, mitolojilerinde “Rüya Zamanı”(Rüya, Tjukurrpa veya Jukurrpa) veya Yaratılış dönemi kavramı hakkında temel bir anlayış edinmeniz gerekir.

 

Geleneksel olarak, Aborjinler dünya’nın her zaman var olduğuna ve şeylerin başında sadece doğaüstü varlıkların yaşadığına inanırlar. Dünya karanlık, özelliksiz, ıssız bir ovaydı ve gezegenin yüzeyinde hiçbir tür yaşam yoktu. Sadece dünya yüzeyinin altında, yarı embriyonik yarı gelişmiş bebekler şeklinde belirsiz bir insan yaşamı biçimiyle birlikte, uykuda yatan bu doğaüstü varlıkların binlerce formunda yaşam zaten mevcuttu.

Zaman, bu doğaüstü varlıkların uyandığı ve dünya’nın yüzeyini kırdığı zaman başladı. Güneş de yerden doğarken dünya kısa sürede ışıkla dolup taştı. Doğaüstü varlıklar görünüşte büyük ölçüde değişmiştir. Bazıları kanguru, emus ve diğer hayvanlara benzeyen şekillerde yükselirken, diğerleri erkek ve kadınlara benzeyen insan formunda ortaya çıktı. İnsanlar, hayvanlar ve bitkiler arasında bölünmez bir bağ vardı. Hayvanlara benzeyen varlıklar insan gibi düşündüler ve davrandılar ve insan formundakiler istedikleri zaman hayvanlara veya bitkilere dönüşebilirlerdi.

Ebedi uykularından çıktıktan sonra, totemik atalar (Kanguru Rüyası, Emu Rüyası vb.) Olarak adlandırılan varlıklar, peyzajın fiziksel özelliklerini yaratarak dünya etrafında hareket ettiler. Dağlar, tepeler, kum tepeleri, ovalar ve nehirler, dolaşan totemik ataların eylemleri nedeniyle ortaya çıktı. Bu doğaüstü varlıkların doğrudan veya dolaylı olarak neden olmadığı tek bir belirgin özellik yaratılmadı.

 

Yaptıklarının kutsal şarkıları doğaüstü varlıkların kendileri tarafından bestelendi. Bu şarkılar, Aborjin dini inançlarının ifade bulması gereken birçok efsaneye ve törene konu oldu. Bu nedenle, törensel vesilelerle (genellikle corroborees olarak adlandırılır) söylendi ve totemik ataları taklit eden aktörler tarafından vücut süslemeleri ve boyalar giyildi. Tüm kutsal ritüeller ebedi ve değiştirilemez olarak kabul edildi. Devamını oku “Rüya Zamanı veya Yaratılış Dönemi” →

Fiziksel ve astral bedenlerimizin entegrasyonu-2

Yazının ilk bölümü için tıklayınız

Fiziksel ve astral bedenlerimizin entegrasyonu üçüncü çakra için başka bir kontrol sorunu yaratabilir. Kişisel güçlerini bir başkası üzerinde savunmaya çalışan farklı egoların kontrol sorunlarının yanı sıra, düşüncelere karşı duygular, sezgiye karşı akıl ve yin’e karşı yang’ın iç kontrol sorunları da vardır.

DUYU: Üçüncü çakra görme duyumuzu yönetir. Üçüncü boyut bilincimizin fiziksel görüşünü ve dördüncü boyut bilincimizin “ikinci” görüşünü veya astral görüşünü yönetir.

ASTROLOJİ işareti: Aslan, genellikle bu çakra ile ilişkili olan astrolojik bir işarettir. Güneş tarafından yönetilen Leo, sıcaklığımızı ve gücümüzü, tanıma, güç ve sosyal statü için çabalarımızı sembolize eder. Astrolojik olarak, Güneşimiz bu yaşam boyunca somutlaştırdığımız ego sistemini temsil eder.

Üçüncü çakra, önce başkalarıyla sonra ruhumuzla ego sisteminin mücadelesini temsil eder. Gücümüzü kendi içimizde bulduğumuzda, artık başkalarına karşı mücadele etmemize gerek kalmıyor. O zaman egomuz ruhumuzun durgun, küçük sesini tanımayı öğrenmeli ve dünya gemimizin kontrolünü bu üstün Kaptana teslim etmeyi öğrenmelidir.

ELEMENT: Ateş, bu çakra ile ilişkili elementtir. Ateş, üç boyutlu fiziksel bedenimizin elektriksel / sinirsel kısmını temsil eder. Elektrik, davranışlarımızı düşüncelerimizle bilinçli olarak yönetme yeteneğimizle ilişkilidir, çünkü korteksimizin davranışımızı seçmesine izin veren sinir sistemimizin elektriksel ateşlemesidir.

Davranışlarımızı, eylemlerimizi, sözlerimizi ve tutumlarımızı seçmek için “irade gücünü” kazandığımızda, bilinçli olarak yaşamımızı kontrol ediyoruz. Öte yandan, davranışlarımız, eylemlerimiz, sözlerimiz ve tutumlarımız bilinçli olarak seçilmezse, yanıt vermek yerine tepki gösteririz.

Solar pleksus çakrası, insanlığın hiyerarşinin en üstünde olduğu söylenen hayvan krallığını yönetir. Bu belirleme, korteksimizin büyüklüğü ve kendi kaderimizi kontrol etme yeteneğimiz tarafından yapılır. Ancak, bu kontrol sadece korteksimizin büyüklüğüne bağlı değildir. Balinaların ve yunusların bizden daha büyük korteksleri var ve yunusların aslında insanlardan daha fazla konuşma mekanizmaları var. Ancak balinalar ve yunuslar yıllardır insanlığın şiddetinin insafına kalmışlardır.

İnsanlar ayrıca diğer insanlara da zarar verdi, öldürdü ve köleleştirdi. Üçüncü çakra, türler arası güç ve hakimiyet mücadelesiyle ilgilenen çakradır. Düşüncelerimizi ve duygularımızı konuşma yoluyla iletme yeteneği bu mücadelede her zaman önemli bir faktör olmuştur.

BİLİNÇ: Bu çakra ile ilişkili beynin alanı, daha yüksek zihinsel işleyişin başlangıcı olan neo kortekstir. Üçüncü çakra, üçüncü boyut bilincimizi ve dördüncü boyut astral bedenimizin fiziksel dünyamızı nasıl etkilediğini temsil eder. Astral benliğimizden herhangi bir bilinçli etkiye izin vermezsek, gerçekliğimizi sınırlarız.

KİŞİSEL ZAMAN ÇİZELGESİ: Bu çakra 6 yaşından ergenliğe kadar olan yaşları temsil eder. Bu, çocuğun okula başladığı ve ailenin sürekli etkisinden uzaklaştığı zaman dilimidir. 6 yaş ile 12 arasında, çocukların öğretmenleri, arkadaşları ve arkadaşlarının aileleri ile etkileşim vardır, ama birincil etkilerine hala ev sahipliği yapmaktadır.

Bu yaştaki çocuklar, ebeveynlerinden farklı olduklarının giderek daha fazla farkına varıyorlar. Özellikle erken ergenliğe geçtiklerinde bu farkındalık onları aile içinde kendi kimliklerini bulmaya itiyor. 12 Yaşından ergenliğe kadar odak aileden arkadaşlara geçer. Eğer bu genç ergenler aile sisteminde yaşarken bir benlik duygusu geliştirebilirlerse, bu süreci ev dışında tekrarladıklarında daha kolay bir geçişe sahip olacaklardır.

SOSYAL ZAMAN ÇİZELGESİ: Antropolojik olarak üçüncü çakra, yaklaşık 5000 yıl önce Mısır, Suriye, Yunanistan ve Roma’nın büyük imparatorluklarının var olduğu uygarlıkları temsil eder. Bu toplumlar ”muhalifleri” üzerinde egemen oldular. Bu medeniyetlerin yükselişi ve zirvesi, insanlığın bilişsel yeteneklerinin genişlemesine işaret ediyordu. Bu medeniyetler içinde, toplumun en azından bazı üyelerinin hayatta kalmanın ötesinde bir şey peşinde koşmak için “zamanları” vardı. Birçok Tanrı ve Tanrıçanın yanı sıra hayvanlar da bu toplumların çoğu tarafından ibadet edilenler arasında oldu.

ENDOKRİN: Üçüncü çakranın endokrin bezi pankreastır. Pankreas gıdaların sindiriminde önemli bir rol oynar. Pankreas, sistemdeki kan şekeri seviyesini ve karbonhidratları sindirmek için gereken metabolizmayı düzenleyen insülin hormonunu salgılar. Pankreas tarafından salgılanan enzimler, yağ ve protein dengesi için önemlidir.

Sisteme çok fazla şeker alındığında bu endokrin bezi tarafından atılır. Bunun nedeni genellikle kişinin hayatında daha fazla tatlılık istemesi ve nasıl elde edileceğini bilmemesidir. Alkollü içecekler anında şekere dönüşür ve diyabet alkolizmden kaynaklanabilir. Yine, bu kişi yaşamla yüzleşme gücüne sahipmiş gibi hissetmez ve kendini rahatlatmak için bir madde almalıdır.

SİNİR PLEKSUSU: Göğüs kafesinin hemen altında bulunan solar pleksus, bu çakra ile ilişkili pleksustur. Vücudun bu çakra ile ilişkili bölgeleri bel, karın, sindirim sistemi, mide, karaciğer, dalak, safra kesesi ve otonom sinir sistemidir.

AÇIK: Üçüncü çakra açık olduğunda, güçlü bir kişisel güç ve öz motivasyon duygusuna sahibiz. Başkalarıyla olan güç mücadelelerimiz minimaldir çünkü kendi gerçekliğimizin yaratılmasında sorumluluk kabul ederiz. Bu nedenle, başkaları tarafından mağdur veya kontrol altında hissetmiyoruz. Hayatımızda bir sorun varsa, “bana gelirse, benim başa çıkmam gerekir” olduğunun farkındayız. Keskin karar verme yeteneklerimiz, güçlü bir irade gücümüz ve iyi bir öz imajımız var.

Hayatımızın, iyi bir sağlık ve Yaşam Enerjisi var. Yin ve yang’ı, düşünceleri ve duyguları, sezgi ve zekayı, irade gücünü ve Ruha teslim olmayı dengeleyebildiğimiz zaman, Astral Düzlemden bize gelen birçok mesajın bilincinde olabiliriz. Duygularımızı başkalarının duygularından ayırt edebildiğimiz için kendimizi başkalarının “psişik çekiminden” koruyabiliyoruz. Bunu yapabiliriz çünkü kendi Astral Dünyamızı, hayallerimiz ve hayal gücümüzle bizimle iletişim kurarken dinledik.

BELİRSİZ: Üçüncü çakra belirsiz olduğunda, güçsüz hissederiz. İhtiyacımız olduğunda ihtiyacımız olanı toplayamadığımızı hissettiğimiz için açgözlülüğe, şüpheye, öfkeye ve sonra da elbette suçluluğa indirgenebiliriz. Vücudumuz ülser, sarılık, hepatit, diyabet, hipoglisemi ve safra taşı geliştirerek sürekli gerginliğe cevap verir. Dünyadaki güçsüzlük duygumuz aşırı endişe, hipokondriyak ağrı, sinirlilik ve ertelemeye neden olur. Aşırı duyarlıyız, kolayca ağlıyoruz, yorgunluk hissediyoruz ve genellikle endişeli ve / veya depresyondayız.

Astral hayatımızın içsel çağrısını dış dünyayla bütünleştiremememiz, başkalarının psişik dünyasına aşırı duyarlılık yaratır. Üçüncü çakramızda hissedilecek “en gürültülü” duygu olan başkalarının korkusu, kendi korkumuzun üzerine kopyalanır. bu durumda başkalarıyla veya gruplar halinde olmak giderek zorlaşır. Zihnimiz takıntılı düşünceler ve endişelerle bize karşı yarışır. Olumsuz düşüncelerimiz, olumsuz duygularımızı güçlendirir ve bizi sürekli bir kargaşa durumunda tutar.

Geçmişimizde kaybettiğimiz güç geri kazanılmalı ki bugünü yaşayabilelim. Kendimize karşı tuttuğumuz olumsuz temel inançları bulmak için geri dönmeliyiz. Bu inançlar bize sürekli olarak hayatın zorluklarıyla yüzleşmekte yetersiz olduğumuzu ve mutlu ve başarılı olmak için kişisel güce sahip olmadığımızı hatırlatır.

Dünya’nın çakrası: Dünya’nın üçüncü çakrası Mt. Kilimanjaro, Afrika. Mt. Kilimanjaro, dünyanın en büyük bağımsız dağlarından biridir. Diğer en büyük bağımsız dağ da ilk büyük medeniyetlerimizin kalbi olan Afrika’dadır. Mt. Kilimanjaro bize “kendi içimizdeki gücümüzü” bularak tek başımıza kazanabileceğimizi hatırlatıyor.”

BOYUTLAR: Bu çakra üçüncü ve dördüncü boyut bedenlerimizi temsil eder. Üçüncü çakra dördüncü boyuta açılan kapıdır. Ne yazık ki, bu “geçit” genellikle ilk kez  üçüncü çakra bölgesindeki rahatsız edici hislerle  yaşanır. Başkalarının psişik dünyasına kurban gitmemek için kendi dördüncü boyut gücümüzü toplamalıyız. İç dünyamızla ve o dünyadan kaynaklanan düşünce ve duygularla barıştığımızda, dış dünyada “tek başımıza” duracak gerçek gücümüzü bulacağız.

Özet bölümüyle devamediyor, tıklayınız