Küçük Yalanın Büyük Depremi: Ahlak Neden Fraktal Bir Yapıdır?

Bir yalanı çoğu zaman kibrit çöpü kadar küçük sanırız: Masanın üstünde unutulmuş, zararsız, hatta biraz sevimli. Oysa kibritin kaderi, yanıcı bir evrende yaşamasıdır. Fraktal Ahlak Teorisi tam burada başlar: En küçük davranış kalıbı, yeterince tekrarlandığında makro ölçekte bir medeniyet geometrisine dönüşür. Bir insanın söylediği küçük bir yalan, yalnızca iki kişi arasındaki gerçeği bozmaz; güvenin mikroskobik kristal yapısına saçılmış bir çatlak gibi ilerler.

Fraktal dediğimiz şey, parçanın bütüne benzemesidir. Bir brokoli dalında, bir kıyı çizgisinde, bir kar tanesinde aynı ilke çalışır: Küçük form, büyük formun minyatürüdür. Ahlakta da durum farklı değildir. Bir toplumun karakteri, anayasaların süslü cümlelerinden önce, insanların gündelik hayatta gerçeğe nasıl davrandığında saklıdır. Kasada eksik çıkan parayı görmezden gelen çalışan, rapora küçük bir süs ekleyen yönetici, çocuğuna telefonda yok dedirten ebeveyn; hepsi aynı deseni çizer. Desen küçüktür ama geometri büyüktür.

Yalan Bir Bilgi Hatası Değil, Varlık Hatasıdır

Yalanı sadece yanlış bilgi vermek sanmak, onu fazla masum göstermektir. Yalan, gerçekliğin ortak zeminine atılmış özel bir mayındır. Çünkü insan toplumsal bir canlı olarak yalnızca ekmek, su ve barınakla yaşamaz; öngörülebilirlik ister. Karşımdakinin sözü ile eylemi arasında asgari bir bağ olduğuna inanmak isterim. Bu bağ koparsa, pazar ekonomisinden evliliğe, mahkemeden arkadaşlığa kadar her kurum önce yavaşça, sonra gürültüyle çöker.

Burada mesele, herkesin aziz olması gerektiği gibi steril bir ahlakçılık değildir. İnsan gölgeli bir varlıktır; Jungiyen anlamda, içimizde sahne ışığına çıkmak istemeyen odalar vardır. Fakat bilgelik, gölgeyi inkâr etmek değil, onun direksiyona geçmesine izin vermemektir. Küçük yalan, çoğu zaman gölgenin fısıltısıdır: Şimdilik kurtul, kimse anlamaz, düzen bozulmaz. Oysa düzen tam da bu cümleyle bozulur. Çünkü kişi önce başkasını kandırdığını sanır, sonra kendi iç tanığını susturmak zorunda kalır. İç tanık sustuğunda vicdan değil, strateji konuşmaya başlar.

Güvenin Matematiği Acımasızdır

Toplumsal güven doğrusal değil, ağsal işler. Bir kişinin güvenilmezliği yalnızca onun çevresini etkilemez; çevresinin çevresini de tedbirli, kuşkucu ve savunmacı hale getirir. Küçük bir yalan, bir dedikodu gibi değil, kötü yazılmış bir yazılım güncellemesi gibi yayılır. Sistem çalışıyor görünür, fakat arka planda izinler bozulur. Artık herkes herkesten belge ister, imza ister, kamera ister, şifre ister. Ahlak çekildikçe bürokrasi çoğalır. Vicdanın ucuzca çözebileceği şeyi, kurumlar pahalı mekanizmalarla onarmaya çalışır.

Bu yüzden küçük yalan, yalnızca ahlaki bir kusur değil, ekonomik bir vergidir. Zaman kaybettirir, enerji tüketir, ilişkileri ağırlaştırır. İnsanlar birbirine güvenmediğinde toplantılar uzar, sözleşmeler kalınlaşır, dostluklar hesap defterine döner. Herkes bir diğerinin olası sahtekârlığına karşı zırh kuşanır. Sonunda toplum, dışarıdan bakıldığında medeni, içeriden hissedildiğinde ise dikenli bir ormana dönüşür.

Fraktal Ahlakın Savaşçı İlkesi

Bir savaşçı için en büyük zafer, düşmanı değil, kendi kaçış bahanesini yenmektir. Fraktal ahlakın savaşçı ilkesi şudur: Küçük ölçekte yenildiğin yerde, büyük ölçekte özgür olamazsın. Eğer insan kendi dilinin içindeki eğriliği düzeltemiyorsa, adalet, liyakat, demokrasi ve özgürlük gibi büyük kelimeleri taşıyamaz. Çünkü büyük kavramlar küçük davranışların omuzlarında yürür.

Elbette her hakikati her anda balta gibi savurmak erdem değildir. Hakikat, zalim bir keskinlik değil, sorumlu bir açıklıktır. Bazen susmak gerekir, bazen beklemek, bazen sözü yumuşatmak. Fakat bunların hiçbiri yalanla aynı şey değildir. İncelik, gerçeği incitmeden taşımaktır; yalan ise gerçeğin yerine sahte bir dekor koymaktır. Dekor güzel olabilir, ama fırtınada ilk o uçar.

Sonuçta Fraktal Ahlak Teorisi bize rahatsız edici ama özgürleştirici bir haber verir: Toplum dediğimiz dev yaratık, bizim en küçük seçimlerimizden yapılmıştır. Bir fişi doğru kesmek, bir hatayı kabul etmek, bilmiyorum diyebilmek, çıkarımıza aykırı da olsa gerçeği eğip bükmemek; bunlar küçük jestler değil, medeniyetin atomlarıdır. Güven, büyük nutuklarla değil, mikroskobik sadakatlerle inşa edilir.

Bu yüzden en küçük yalan bile küçümsenmemelidir. Çünkü ahlakta küçük yoktur; yalnızca henüz büyümemiş olan vardır. Ve her toplum, sonunda üyelerinin fısıltıyla söylediği cümlelerin yankısında yaşar.

Yalan konusu abartılıyor mu?

Hep görürdüm de sanki şu aralar çok sıklaştı ya da beni bıktırdı😉 sosyal medyanın her bi köşesinde #yalan #yalancı vs #kahır dolu ayıplayan paylaşımlar var.
Ben de görüş bildiriyorum o halde ve bir alıntıyla başlıyorum😂

Dinleyici sorusu: Sürekli bana yalan söylenen bir ilişki içersindeydim. Bu insan artık hayatımda yok ancak yalan söylenmesi neden bu kadar acı veriyor? Hala toparlanma sürecindeyim.
Eckhart Tolle: Acı veriyor çünkü bunu kendi üzerine alındın ve şu anda acı veren şey senin egon. Egon sana: “Bana yalan söyledi” diyor. Egon karşındakinin farkındalık seviyesine göre davrandığını anlamıyor ve bu kişi şu anda da muhtemelen bir başkasına yalan söylüyor. Yani sen o kişi tarafından “bu kıza yalan söyleyeceğim” şeklinde belirlenmiş değilsin. Ancak tabii egonun tercümesi: bana yalan söyledi, bana! (Nasıl yani bana ha!?!!) Şeklinde olacaktır. Senin kendini konu dışına çekmen lazım. 4 anlaşmadan 1 tanesi “hiçbir şeyi kendi üzerine alınma” dır ki harika bir öneridir. Yani karşındakinin şu anki bilinç seviyesi yalan söyletmektedir, belki bunun farkında bile değildir belki de kendi yalanlarına inanmaktadır.
Durumun ağırlığı her bireyin kendi bilinç seviyesine göre davrandığını ve sizinle bir ilgisi olmadığını düşündüğünüz zaman değişir.

*


Aslında kendine yalan söylenen kişinin yapacağı iki şey var:

Devamını oku “Yalan konusu abartılıyor mu?” →

Yalan ve EGO konusunda kısa bir hatırlatma

Dinleyici sorusu: Sürekli bana yalan söylenen bir ilişki içersindeydim. Bu insan artık hayatımda yok ancak yalan söylenmesi neden bu kadar acı veriyor? Hala toparlanma sürecindeyim.
Eckhart Tolle: Acı veriyor çünkü bunu kendi üzerine alındın ve şu anda acı veren şey senin egon. Egon sana: “Bana yalan söyledi” diyor. Egon karşındakinin farkındalık seviyesine göre davrandığını anlamıyor ve bu kişi şu anda da muhtemelen bir başkasına yalan söylüyor. Yani sen o kişi tarafından “bu kıza yalan söyleyeceğim” şeklinde belirlenmiş değilsin. Ancak tabii egonun tercümesi: bana yalan söyledi, bana! Şeklinde olacaktır. Senin kendini konu dışına çekmen lazım. 4 anlaşmadan 1 tanesi “hiçbir şeyi kendi üzerine alınma” dır ki harika bir öneridir. Yani karşındakinin şu anki bilinç seviyesi yalan söyletmektedir, belki bunun farkında bile değildir belki de kendi yalanlarına inanmaktadır.
Durumun ağırlığı her bireyin kendi bilinç seviyesine göre davrandığını ve sizinle bir ilgisi olmadığını düşündüğünüz zaman değişir.
*
Aslında kendine yalan söylenen kişinin yapacağı iki şey var:
1. İnsan şu soruyu kendisine samimiyetle sormalıdır: Acaba bu kişi üzerinde, bana bu yalanı söylemesini gerektirecek bilinçli ya da bilinçsiz bir baskı uyguluyor muyum? Ona hiç söylememiş olsam da hayallerimde düşüncelerimde onu yargılıyor, komplo teorileri kuruyor muyum?
2. Cevabım hayır, kişiyle böylesi bir iletişimim yok. O halde konu kendisiyle ilgilidir. Kişisel olarak yapabileceğim bir şey yok.

Son tahlilde her şey birbiriyle bağlantılıdır, o kişi benim pasif enkarnasyonumdur, ayrılık faydalı yanılsamadır. Fakat onun yalanları ile ilgili bağlantı ve sebepleri görebilecek denli bilinçsel yetiye sahip değilsem en azından bunu egosal çarpıtmaya dönüştürmeden geçip gidebilecek seyyallikte olmalıyım😉 İşte Eckhart tolle’ün söylemek istediği budur
asa

Kolay Kandırılıyoruz

Greater Idaho Falls Bilim Fuarı’nda, bir lise öğrencisi, çevre insanlarına hazırladığı projeyi imzalamaya davet etti. Delikanlı, “Dihydrogenmonokside” adlı maddenin kullanımının yasaklanmasını, mümkün olmadığı taktirde çok sıkı kontrolünü istiyordu.

Maddenin zararlarını, duvarlara astığı afişle açıklıyordu:

1-Yoğun terlemelere ve kusmalara sebep olabilir.

2-Tabiata büyük zararlar veren asit yağmurlarının ana unsurudur.

3-Gaz hâline geçmiş şekli, çok ciddi yanıklara sebep olabilir.

4-Kazara solunması, ciğerlere dolması ölüme yol açar.

5-Erozyona yol açar.

6-Otomobil frenlerinin etkinliğini azaltır.

7-Ölümcül kanser tümörlerinin hepsinin içinde bulunmuştur.

Bir saat içinde tam 50 bilim fuarı meraklısı insan, delikanlının kampanya açtığı standı ziyaret etti. 43 kişi yasaklama isteğini şiddetle desteklediler. 6 kişi kararsız kaldı. Sadece 1 kişi yasaklanması istenen “Dihydrogenmonokside”in H2O, yani hayatın can damarı “Su” olduğunu söyledi.

Delikanlının bu projesi; “Ne kadar kolay aldatılabiliyoruz?” yarışmasının birincisi ilân edildi!

Lise öğrencisi; “Amacım; kolayca saptırılmış, saçma bilimsel cümleciklerle insanların nasıl yanlış kanaatlara saptırılabileceğini göstermekti.” dedi.

Burçların yalanla arası Nasıldır?

Adresteki tüm yazilarin, bilgi, zeka ve mizah dolu oluşuna şaşırabilirsiniz, Mutlaka göz atın derim ve Juno’ya sevgilerle yaylar nasil yalan soylermis alintiliyorum:

http://junoastrology.com/2013/09/11/burclar-hakkinda-sivri-hinzir-curetkar-yorumlar-yalanla-arasi-nasildir/

Hiç yalan söylemeyen kişi yok gibi bir şeydir 🙂 Ama bazı insanlar bunu annesinin memesinde öğrenmiş gibi doğallıkla yaparken, bazıları yüzüne gözüne bulaştırmayı özenle becerir! Burçlara göre ”yalan atma” yeteneği hakkında sivri, hınzır ve cüretkar yorumlar… Buyurun efendim;

KOÇ:  Koç’un eğilimi yalan söylemekten ziyade olanı abartmak yönündedir. Hani bir mekana iki üç kere gittiyse, orada itibarının yüksek olduğunu ima etmek, tatile gittiğinde eskaza bir ünlüyle aynı otelde kaldıysa, bütün yazı al takke ver külah geçirdiklerinden dem vurmak gibi zararsız şeyler :))) Ne var canım yani… niyahetinde onun şahsiyeti hakkaten fırsatını bulsa bütün bunları yapmaya yetmez mi? ELBET YETER!  Öte yandan Koç insanı adlı sanlı bir şekilde yalan söylemese daha iyi eder! Zira insanlarla ilgili detaylara fazla dikkat etmeyi sevmediklerinden, daha sonra attıkları adımlarda kime ne anlattıklarını hesap etmeye üşenirler. Akıllarına eseni yapmaya meraklı oldukları için de, kendileri ile ters düşecekleri ihtimaline aldırmadan davranırlar. Yani ortalık biraz fazla karışabilir 🙂 Ama Koç’un böyle rezilliği çıkan durumlarda bir de rahatlığı vardır! Çok üstüne geldiler mi; ”Aaaa Allah Allah canım! O zaman öyle icap etti öyle yaptık. Şimdi böyle icap etti başka türlü yaptık. Sizin aklınız ermez!” deyip herkesi yıldırır 🙂

BOĞA:  Boğalar yalan söylemezler! Sadece gerçeğin belirli kısımlarını gözden saklamak konusunda uzmandırlar :))) MAHREMİYET anlayışları güçlüdür. Onların adap ve güvenlik anlayışına göre herkes her şeyi bilmek zorunda değildir… Yani yiğidin malı meydanda gerek düsturu Boğa’nın anlayışına ters düşer. İç güdüleri onlara kime neyi ne kadar anlatmaları gerektiğini dikte eder. Yani en azından Boğa böyle olduğundan emindir :))) Ayrıca oldukça kalabalık bir tavanaraları olduğu için, her önüne gelenin hayatlarına burun sokmasını, gerekli gereksiz sorular sormasını da istemezler! Bir Boğa ile muhabbet ederken, mümkünse bazı konulara girmek için onun istekli olmasını bekleyin. Zira fazla meraklı insanlar karşısında kendilerini geri çekerler! Yıllarca aynı iş yerinde çalıştığınız ve size ”eski evliliği” hakkında hiç bir şey söylememiş olduğu için müzmin bekar sandığınız Boğa arkadaşınızın, Nedamet Yengenin kuzeninin eski karısı olduğunu, cinnet geçirmemek için resim albümlerini karıştırdığınız bir bayram günü gördüğünüz bir fotoğraf yüzünden öğrenebilirsiniz. Ertesi gün durumu kendisine aktardığınızda ise, sadece ”Nasıl tanıdın valla bravo! O zamanki saçımla çok farklı görünüyordum.” deyip, sakince başını önündeki dosyaya eğebilir…  Ay deli olmak işten diil :))))

İKİZLER:  İkizler yalan söylemez! O anlattığı hali duygu ve fiziki belirtiler itibariyle bifiil yaşar :))) Yaptıkları şeyin adına yalan deyip geçmek, emeğe haksızlık olur. Onların yaptığı daha ziyade senaryoyu tanınmayacak hale getirecek kadar ”yeniden yapılandırmaktır” :))) Onları yalancı çıkartmaya çalışanları kendilerinden şüpheye düşürecek kadar etkili ve enerjik bir stilleri vardır! ”Olm Hakan o gün senin orada olmadığını söylüyor.” dediğinizde, ”Saçmalamasın o Eşşolubeşkulak! Astigmat bakışlarını yanındaki hatunun pempe dekoltesine zumladığı için beni göremediyse ben naapiyim.” tarzı olaya adı karışanları da zan altında bırakan açıklamaları pek ünlüdür! Hatta kendisiyle yüzleştirilen kişilere; ”Abi yapma… Ben içeri girdiğimde sen o sarışın hatunla yanyana değilmiydin? El salladım da üstünkörü cevap verdin. Terlediğin için koltukaltındaki lekeler gözükmesin diye kolu fazla kaldırmıyorsun sandım. Nıhıhahahahhaa” tarzı akıllara ziyan detaylarla dolu bir karşı saldırı düzenlemesi… Üstüne bir de ”Moralimi çok bozdunuz ya! Bana bi bira ısmarlayın yoksa affetmem.” diyerek sizi mahcup pozisyona sokması dahi mümkündür. Sonuç itibariyle onu bir süredir tanıyan hiç kimse bu halleri yemez!  Ama yüzüne karşı ”yalancı” muamelesi yapmayı da kimsenin gözü yemez :)))

YENGEÇ: Malum herkesin bir becerisi vardır… Yengeç’in becerisi de yalan söylemesini gerektirecek durumda kalmamaktır. Hiç hata ya da kaçamak yapmadığını zannetmeyin. Onun uzmanlık alanı yaptığı şeye DİKKAT ÇEKMEMEK’tir! Yengecin zekasını ve detaylar konusundaki hassasiyetini küçümseyenler, çoook yanılmaya mahkumdurlar! Bir iş karıştıracakları zaman uslu akıllı, acelesiz, temkinli ve tam donanımlı bir harekat planıyla davranır, hiç bir şeyi şansa bırakmazlar. Eskaza yakalanırlarsa da, hiç bir şeyden haberleri yokmuş, onlar bambaşka birşeyin şeyini şeyttirmek için oraya şoolmuşlar gibi hareket eder, bir yanlış anlamaya kurban gittiklerini iddia etmekle kalmayıp, bir de farkına varmadan içine düştükleri bu tehlikeli durumun etkisiyle heyecandan bayılmak, ”iyi ki burdasınız” diye kendilerini yakalayanların kollarına atıp, gözyaşlarını onların omuzlarına silmek ve buz kesen elleri ayakları ısınsın diye kendilerine sıcak çikolata ısmarlattırmak gibi, polis rolünü oynayan kişiyi bebek bakıcısına döndürecek numaralar çevirmeyi pek güzel becerirler.  Ben de garez miyim neyim bu Yengece yaaa :)))

ASLAN: Şimdi Aslan’a yalancı demek biraz zalimlik olur… Zira onların insanları kandırmak gibi bir niyetleri yoktur.  Doğalarındaki ”optimizm” onların yaşadıkları durumların hoş olmayan detaylarını es geçmelerine, özellikle de kendileri açısından gurur verici olmayabilecek enstantaneleri kayıt dışı bırakmalarına, öte yandan onlara mutluluk ve coşku yaşatan anları biraz ağır çekime alıp detayları özenle işlemelerine, işte ne biliyim az bişi rötuşlamalarına neden olur :))) Yani yalan malan haşa huzurdan söz konusu olamaz. Aslanlar  yaşadıkları olayları ”hatırlamak istedikleri gibi” aktarmaktan başka bir şey yapmazlar :))) Öte yandan – açık sözlü hatta teşhirci olarak bilinmelerine karşın – Aslanların bir de ketum ve içe dönük yanları vardır! Hoş olmayabilecek detayları tıraşlamanın ötesinde, aile geçmişlerindeki onları mahcup edebilecek hikayelerin üzerini de özenle kapatmayı, yeni girdikleri ortamlarda kendilerini sevgi dolu mükemmel bir çocukluk yaşamış insanlar olarak tanıtmayı arzu edebilirler. Zira incitilebilmiş olmak onlar için incinme hissinin kendisinden daha ağır bir yüktür…

BAŞAK:  Efendim şu anda Zodyak’ın en büyük karmaşalarından birini ifşa etmek üzereyiz! Duyurulur… Başak’ın yalanla malanla işi olmaz gibi durur. Hatta çam devirme boyutunda gereksiz bir dobralıkları olması ile bilinirler ve bu en sevilen yanları değildir :))) Ama kimse bilmez ki, Başak’ın anlatığı şeyleri her zaman analitik bir gözle incelemek ve kendi içinde sergilediği tutarsızlıkları bulup, mutlaka ekstra açıklama istemek gerekir! Başak’ın insanları yanıltmak ya da olayları çarpıtmak derdinde olduğunu da sanmayın. Bütün sorun bir durumla ilgili algılarının çok kendilerine odaklı olmasıdır… Olayı aktarırken kullandıkları süzgeçte, genellikle en fazla kafayı taktıkları ve endişe duydukları meseleler yukarıda kalır ve dışarıya da onlar yansır. Onlara göre sorun oluşturmayan konular ise, meselenin aslına dair çok önemli bilgiler içerseler dahi ilk etapta ifade edilmeyebilirler.  Bu nedenle bir Başak’ı dinlerken ilk turu onun safra attığı ama sizi bağlamayacak ayrıntılar olarak geçiştirin. Sonra da esas meseleyi öğrenmek için adım adım sorular sorarak ilerleyin… Durumun ilk başta göründüğünden çoook farklı olduğunu anlamak sizi hayrete düşürecektir :))))) Haa bu arada bilinçli olarak yalan söylemeye kalktıklarında gerçekten berbattırlar! Hemen anlaşılır :))))

TERAZİ: Şeyy öhhmm :))) Ya işte isimlerinin ”politikacı”ya çıkmış olması boşa değildir :)))) Çok geniş bir çevreleri ve farklı insanlarla kurdukları çok farklı boyutlarda iletişimleri vardır… Yani şimdi naapsınlar? Her şey herkese aynı kıvamda yedirilmez ki dimi ama yanim:)) Onlar iletişime yeni bir boyut katan insanlardır. Gerçeği muhatap oldukları kişinin ufkuna ve hazım kapasitesine uygun olacak bir formatta servis ederler! Bahane bulma, erteleme, ucunu açık bırakma, zararsız ümitler vererek ya da çok ikna edici açıklamalar yaparak olası tepkileri ve sosyal felaketleri önleme gibi konularda, tek kelime ile OLAĞANÜSTÜ’dürler… Sadece bir tek şeye dikkat ederler; onlar makyajladıkları konunun aslını astarını ve o anda nerede duruyor olduklarını çok iyi bilmelidirler. Zira gerçeğin ortaya çıkmasını engellemek ya da eninde sonunda ortaya çıkacak bir duruma makul bir kılıf bulmak için, bu şarttır! Hayır şimdi neden ”Vay canına demek beni de yemişti o zilliiii” diye sinirlendiğinizi anlamıyorum… O zaman gayet mutluydunuz halinizden. Ayrıca siz halkla ilişkiler uzmanı denilen şeye niye o kadar para verildiğini sanıyorsunuz ki :)))

AKREP: O söylemez düşündürür! Nasıl mı? Akrep’in gerçekle yalanla derdi yoktur. O işini yürüttüğüne bakar. İnsanın en zaaflı hali ”Ya benim düşündüğüm gibi değilse…?” diyerek kuşkulara kapıldığı haldir. Akrep bunu gayet iyi bilir ve hassasiyetle kullanır 🙂 Eğer gerçeği bilmek işini görecek kişileri tedirgin edecekse, o yaptığı imalarla aslında durumun daha farklı da olabileceğini ihsas ettirir. Burada amaç muhatabının özgüven hissini kırmak ve onu kendi ağzının içine bakar hale getirmektir. Kendisini tamamen zararsız ve tarafsız göstermek, olayla ilgilenme sebebini muhatabına yardımcı olmak şeklinde yansıtmak gibi ”sinsi” denilebilecek taktikleri vardır. Ama Akrep bunları pis pis sırıtarak değil, hakkaten eğlenerek yapar :))) Karşısındaki kişi kolu kanadı kırık bir şekilde ”Abi naapsak… Bunun böyle olup olmadığını nasıl anlasak” diye onun zekasına ve basiretine bağımlı hale geldiğinde ise, Akrep durumu istediği gibi çevirebilir konuma geçer. Ne var ki, çok zehirli olan türleri haricinde, Akreplerin bu durumu kötüye kullanmak gibi bir niyetleri yoktur. Dedim ya; onlar sadece yavruyu ürkütmeden kendi gemilerini yürütmenin ve oyunu kontrol etmenin derdindedirler. Ayrıca faydalandıkları kişilere karşı vicdani borçlarını ödemek ve duygu olarak da  onları kendilerine borçlu bırakmak için ekstra güzellikler yapmayı asla ihmal etmezler :)))

YAY: Yook yalan diil burada söz konusu olan! Yay olasılıklarla yaşayan bir insandır… Yani biz ona bir tür zihin kaşifi, bir deneyimleme tutkunu da diyebiliriz :)) Gerçek dediğimiz şey nihayetinde her haliyle kavranabilir ve tanımlanabilir bir nane değildir… Her birimiz gerçeğe dair bir kesiti algılamakta ve deneyimlemekteyiz… Netekim Yay da, o anda size yansıtmakta olduğu boyutu, bütün samimiyetiyle deneyimlemektedir! Ama işte Yay az bişey daha deneysel, gerçeğin boyutları arasında radikal geçişler yapmaya biraz daha eğilimli, biraz daha cesurdur! Hah evet… işte sorun bu yani… Zihin cesur, yürek zaten mangal :))) Gel gör ki her dediğimizi yapmaya, her niyetlendiğimizi tamamlamaya ömür kafi değil… Ya şimdi siz bu Yay’ı niye bu kadar sıkıştırıyorsunuz ki? Olduğu gibi alsanıza… Size ”aşığım” diyorsa, o anda öyledir! ”Yapılabilir!” diyorsa illa ki mümkündür ama yapan o olmayabilir… Feyz alın! Gidin siz yapın… Alla Allaaa… Siz niye anın tadını çıkartmak yerine geleceği ipotek altına almaya çalışıyorsunuz ki… Ne kadar primitif bişi yaa :)))

OĞLAK: Şu Zodyakta Oğlak kadar yanlış anlaşılmaya müsait bir burç daha yoktur :))) Oğlak’ın dışı serin ve sakin olsa da kafasında tilkilerle kuyruklar birbirine dolanmış haldedir. Kendisine bir şey sorulduğu zaman acayip gerilir. Zira size bir cevap verecekse, bunun arka planını da açıklamak, bütün düşünce sistemini anlamanızı sağlamak zorundadır. Daha doğrusu o öyle zanneder! O yüzden mesela omlet tarifine kümesten, hatta organik tavuk yemlerinden başlayabilir :))) Siz onun açıklamaya çalıştığı sebep sonuç ilişkileri arasında beyniniz döndüğü için, sizi en fazla ilgilendiren konuda söylediği en tehditkar cümleye odaklanabilir ve ”Galiba bu eteğin mavisini alma şansımız yok” gibisinden dümdüz bir sonuç çıkartmış olabilirsiniz. Sonra da Oğlak’ın mavi bir etekle gezdiğini görünce feci bozulursunuz. Oğlak’ın en iyi niyetlerle kötü insan durumuna düştüğü böyle nice hikaye vardır… Zaten zamanla anlaşılamayan biri olduğunu öğrenen Oğlak da, bir süre sonra ”açıklama” yapmaktan vazgeçecek. ”Bana ne istediğinizi söyleyin ve ben size geri dönene kadar başka bir şey sormayın!” diye ültimatom verecektir.

KOVA:Yalan malan söylemez o tamam mı! Sanki kimseye bir şey ispat etmek mecburiyeti mi var da yalan söyleyecek? Hayır yani siz kimsiniz de onu sorguluyorsunuz ki zaten? Yalanmış Pöhhh… Kova sırf kendisini kontrol etmek isteyen birini şoka sokmanın keyfi adına, söylenmesi uygun olmayacak bir durumu abartarak aktarabilir :))) Kovaların bütün çektiği zaten dillerinin belasıdır. Yapmayacakları işi yapacakmış gibi savunmak, sırf muhalefetle karşılaştıkları için tam olarak benimsemedikleri bir işin ‘’teorik olarak’’ arkasında durmak gibi ‘’normal vatandaşa uymayacak’’ halleri vardır :)) Burada kilit sözcük ‘’teorik olarak’’ ifadesidir. Onların iddia ettiklerinden çok daha sakin, kendi halinde, rutinlerine bağlı bir hayatları vardır… Ama sırf asi-kanlarını onurlandırmak adına ‘’doğan görünümlü şahin’’ gibi dolanmayı marifet sayar, sonra da işler sarpa sarınca aslında fabrika ayarlarından sapmadan hareket ettiklerini anlatmak için kendilerini paralarlar :))  Kıyamam yaaa…

BALIK: Size yalan söylemez… Sadece her şeyi olduğu gibi bunu da ucu açık bırakmanın bir yolunu bulur :))) Sıkıştırıldığı zaman da ağzının içinde bir şeyler geveler ve ne düşüneceğinizi çok dert etmeyebilir.  Söz konusu Balık olduğunda anlamanız gereken şudur; Onların kendilerini mükemmel göstermek ya da anlaşılır kılmak gibi bir dertleri yoktur. Size bir şeyleri ispat etmek için uğraşmak yerine, normalde niyetinizde olmayan şeyleri yapmak için aklınızı çelerler :))) Yani ONLAR KONFOR ALANLARINA DÜŞKÜN İNSANLARDIR ve bu alanın enerjisi bulaşıcıdır! Sorgulamaya gider ama kendinizi birden onun suç ortağı konumunda bulabilirsiniz :))) Seçimlerinden dolayı sizi sorumlu tutmaz ama hesap da vermezler. Zira onlar bir şeyi birinden dolayı ya da biri için yapmazlar… Balıkla hayat, sorgulara değil olduğu gibi kabul edişe dayalı bir hayattır. Ve bu dünyada hiç kimse cevabını duymaya hazır olmadığı soruları diğerine sormaz…