Zihnin Yankı Odası: Haklı Çıkarken Nasıl Küçülürüz?

İnsan zihni, hakikati arayan soylu bir şövalye gibi görünmeyi sever; fakat çoğu zaman o şövalye, kendi armasını taşıyan kalabalıkların arasında alkış toplamaya daha düşkündür. Bilişsel daralma tam da burada başlar: Dünya geniştir, karmaşıktır, çelişkilerle doludur; ama zihin, belirsizliğin soğuğunda titrememek için kendine sıcak bir oda kurar. O odanın duvarlarında yalnızca bizim inançlarımız asılıdır. Pencereler ise algoritmalar tarafından zarifçe perdelenmiştir.

Filtre balonları, modern çağın görünmez manastırlarıdır. İçeri girdiğinizde herkes sizin gibi düşünür, sizin gibi öfkelenir, sizin gibi güler, sizin gibi korkar. Bir süre sonra bu benzerlik huzur verici olmaktan çıkar, gerçekliğin kendisi sanılır. Sosyal medya akışı, sanki evrenin tarafsız bir özetiymiş gibi görünür. Oysa çoğu zaman gördüğümüz şey evren değil, geçmiş tıklamalarımızın bize tuttuğu aynadır.

Haklı Olmanın Tatlı Zehri

İnsan beyni enerji tasarrufu yapmayı sever. Yeni bir fikirle karşılaşmak zahmetlidir; hele o fikir kimliğimizi, kabilemizi, politik tercihimizi veya yaşam biçimimizi tehdit ediyorsa, beyin hemen savunma pozisyonuna geçer. Buna doğrulama yanlılığı denir: İnandıklarımızı destekleyen kanıtları büyütür, karşı çıkanları küçültürüz. Bir nevi zihinsel makyajdır bu; gerçekliğin yüzünü değil, kendi yüzümüzü daha güzel göstermeye çalışırız.

Bu noktada mesele yalnızca yanlış bilgiye maruz kalmak değildir. Daha tehlikeli olan, doğru sorular sorma kasımızın zayıflamasıdır. İnsan sadece kendi inançlarıyla beslendiğinde, düşünmek yerine tekrar etmeye başlar. Fikirler canlı organizmalar gibidir; başka fikirlerle çarpışmazlarsa oksijensiz kalırlar. Zihin, itiraz görmeyen her inancı zamanla kutsal emanet sanır.

Jungiyen bir gözle bakarsak, filtre balonu kolektif gölgenin dijital versiyonudur. Kendi karanlık yanlarımızı, korkularımızı ve bastırılmış öfkelerimizi karşı tarafa yansıtırız. Böylece rakip görüşteki insan artık bir insan değil, bir karikatür olur. Onun karmaşık hayatı, acıları, niyetleri, çelişkileri silinir; geriye yalnızca savaşılması gereken bir simge kalır. Zihin rahatlar, çünkü düşmanı anlamak zorunda kalmaz. Anlamak, düşmanlığı zayıflatabilir; bu da öfkenin konforunu bozar.

Algoritma Rahipleri ve Dijital Kehanet

Teknoloji burada masum bir araç değildir; fakat tek suçlu da değildir. Algoritmalar bizim dikkatimize göre çalışır. Neye bakarsak onu çoğaltır, neye öfkelenirsek onu önümüze serer, hangi korkuya tıklarsak o korkunun tapınağını büyütür. Dikkatimiz, çağın para birimidir; öfkemiz ise yüksek faizli yatırım aracıdır. Bu yüzden en kışkırtıcı, en keskin, en kabileci içerikler çoğu zaman daha hızlı yayılır.

Fakat sorumluluğu yalnızca algoritmaya atmak, aynayı kırıp yüzümüzü aklamaya benzer. Filtre balonları dışarıda olduğu kadar içeridedir. Zihnimizde de görünmez algoritmalar vardır: çocukluk deneyimleri, aile anlatıları, korkular, gururlar, aidiyet arzusu. Dijital platformlar bu iç algoritmaları yalnızca hızlandırır ve parlatır. Kendi zihinsel balonunu fark etmeyen insan, internetteki balonunu da özgürlük sanır.

Peki çıkış nerede? Önce küçük bir zihinsel cesaret gerekir: Rahatsız edici bir fikri hemen düşman ilan etmeden dinlemek. Bu, her fikri kabul etmek demek değildir; aksine daha güçlü bir eleştirel bilinç geliştirmek demektir. Gerçek düşünür, karşıt görüşü saman adam gibi kurup yakmaz; onu en sağlam haliyle anlamaya çalışır. Çünkü ancak güçlü bir rakiple güreşen zihin kas yapar.

İkinci adım, bilgi diyetini çeşitlendirmektir. Hep aynı gazeteyi, aynı kanalı, aynı yorumcuyu, aynı çevreyi tüketen zihin tek tip beslenen beden gibidir: dışarıdan tok görünür, içeriden eksik kalır. Farklı disiplinler, farklı kültürler, farklı sınıflar ve farklı kuşaklarla temas etmek, zihnin bağışıklık sistemini güçlendirir. Bir fizikçinin merakı, bir sanatçının sezgisi, bir filozofun şüphesi ve bir çocuğun saf sorusu aynı sofraya oturmalıdır.

Son olarak, insanın kendi haklılık sarhoşluğundan ayılması gerekir. Bazen en tehlikeli cümle şudur: Bunu zaten biliyorum. Çünkü bilmek, çoğu zaman görmeyi durdurur. Zihinsel ufuk, cevapların çoğalmasıyla değil, soruların derinleşmesiyle genişler. Filtre balonundan çıkmak, yalnızca başka görüşlere bakmak değildir; kendine de yabancılaşabilme cesaretidir. İnsan ancak kendi zihninin duvarlarına dokunduğunda, onların gökyüzü olmadığını anlar.

Geri Tepme Etkisi “Backfire Effect”

İkna etmeye çalıştığınız insanlar, önlerine ne kadar kanıt koyarsanız koyun, inandıkları şey her ne ise ona daha sıkı sarılmaya başlarlar..

Bunun en temel nedeni de oluşturdukları dünya görüşünün tehdit altında olduğunu düşünmeleridir..
Aslında bu davranış biçimi iki faktörün sonucudur:
“Bilişsel uyumsuzluk ve geri tepme etkisi”


Bilişsel Uyumsuzluk Teorisi Leon Festinger tarafından 1957 yılında ortaya atılmıştır. Bu teori, insanın bilişsel yapılanmasında sıkça meydana gelen çelişkili durumların anlaşılması ile ilgilidir..
İnsanın, zihninde çatışan fikirleri, hisleri olduğu zaman duyduğu bir tedirginlik ve rahatsızlık durumu vardır. Bu çatışma bir belirsizlik, bir dengesizlik yaratır. Rahatlamak ve zihinsel balansı sağlamak için, bu çatışmayı sonlandırmak amacıyla bizi içten içe dürten bir şeyler hissederiz. Çatışmayı yaratan zihinsel etkenlerden birini veya birkaçını, tutarlı ve dengeli bir zihin ortamına kavuşmak için manipüle ederiz. Yani, kendi kendimizi kandırırız ve bu bizi rahatlatır..


İlk defa Brendan Nyhan ve Jason Reifler tarafından terim olarak kullanılan Geri Tepme Etkisi (Backfire Effect) ise inançlarına aykırı bir kanıt ile karşılaşan bireylerin bu kanıtı reddederek inançlarına daha da sıkı bir şekilde bağlanmalarını ifade eden bilişsel bir yanlılıktır.
Geri tepme etkisine göre, bireylerin doğru olarak kabullendikleri herhangi bir olgu bilimsel olarak çürütüldüğünde bile bireyler üzerinde tam tersi bir etki yaratabiliyor. İnanç ne kadar ideolojik ve duygu-temelliyse, aykırı kanıtın etkisiz olma olasılığı da o derece artıyor. Kanıtın doğru olma olasılığına daha açık olmak yerine birçok kişi ilk etapta kabullendikleri olgunun doğru olduğunu ikna oluyorlar. İnançlarını sorgulamak yerine onlara sadık kalmayı tercih ediyorlar.
Anlatılan gerçekler durumu daha da kötüleştiribiliyor o zaman insanları inançlarının hatalı olduğuna ikna etmek için neler yapabiliriz..?
1- Duyguları konudan uzak tutun..
2- Tartışın ama saldırmayın..
3- Dikkatli dinleyin ve karşı görüşü de tam olarak anlamaya çalışın..
4- Saygı gösterin..
5- Neden bu fikre inandığını anladığınızı ifade edin..
6- Değişen gerçeklerin mutlaka değişen dünya görüşleri anlamına gelmediğini açıklayın..
7- Bu stratejiler, insanların zihnini değiştirmek için her zaman etkili olmayabilir ama denemekte ve anlamakta fayda var..

Düz Dünya Teorisi

Buna teori demek elbette yanlış olur. Bilimsel teoriler bu şekilde olmuyor. Hipotez veya inanç desek daha doğru. Bilirsiniz tarih kitaplarında bunu savunanlar orta çağ avrupasıdır. Çok daha öncesinde de bazı mitolojilerde rastlıyoruz. 

Fakat günümüzde ilginçtir ki bir çok insan bu hipoteze geri dönmüş ve dünyanın düz olduğuna inanıyor. Her birinin ayrı ayrı gerekçesi var fakat sayıları azımsanmayacak kadar fazla.

Açıklayamadıkları çok şey olsa da veya zorlama açıklamalar bulsalar da yine bu inancın kaynağının başta Amerika olmak üzere diğer batılı ülkelerden çıktığını görüyoruz. Bizim ülkemizde de bunu şiddetle savunan bir kesim var. Kendilerinin bilimsel düşündüğünü bile iddia edebiliyorlar. (Oysa ne deney ne gözlem var ellerinde, sadece yabancı kaynaklar)

Ben bu hipotezin yeniden gündemde olmasını trollere bağlıyorum. Birilerinin ortaya attığı oysa kendilerinin inanmadığı bir şeye bu kadar inanan çıkınca şaşırıp devam ettirmişler gibi hissediyorum.

İnsan inancı tuhaf işte neye inanacağını seçemiyor çoğu zaman. Dünyanın düz olduğuna inananlar hakkında da ufak tefek gözlemlerim var onları da eklerim yorumlara zamanla.

Delüzyonlar

Delüzyon ya da sanrı, gerçekte hiç bir temeli olmayan sabit, değiştirilemez, ısrarlı, yanlış inanıştır. Bir kişi ya da grubun kapıldığı, yanlışlığı gösterilebilir, tamamen hayal ürünü ya da daha çok, kişinin kendi kendini aldattığı inanışlardır. Genellikle delüzyonlu kişinin inancına güveni tam ve mutlaktır. Bu inanışlar pek düzeltilemez; yanlış olduğunu açıkça gösteren tartışılmaz görüş ve kanıtlara da dirençlidir.

Bazı dinsel delüzyonların doğrulanması ya da tam tersine yanlışlanması da olanaksızdır. Her türden koku, tat, sıcaklık ve dokunmayla ilgili delüzyonlar olabilir. Tüm delüzyonlar içinde hakkında en sık yazılan paranoyanın çeşitli evreleri olduğu gösterilmiştir: genel kuşkuculuk; diğerlerine karşı seçici algı; düşmanlık; her şeyin yerli yerine oturduğuna dair paranoid “aydınlanma” ve son olarak da paradoksal etkilenme ve kötülük görme sanrıları.

Delüzyonların yanılsamalardan farklı olduğu unutulmamalıdır. Görsel ve işitsel yanılsamalar yaşayabiliriz, örneğin, Güneş’in Dünya’nın etrafında döndüğünü ya da vantrilokların karnından konuştuğunu düşünebiliriz.

Delüzyon türleri

Erotomanik: Bu kişiler bir başkasının kendine aşık olduğuna ciddi ciddi inanır. Filmlerdekine benzer, hatta cinselden çok ruhani bir aşktır bu. Söz konusu şahsiyet ünlü biri olabileceği gibi iş yerindeki bir üst de olabilir.

Grandiyöz: Bunlara kimi zaman büyüklük delüzyonları denir ve bu durumdaki kişi (ortada hiç kanıt yokken) özel olduğuna inanır. Örneğin, müthiş yetenekleri, kavrayışları vardır ya da yaşamsal önemde bir şeyler keşfetmişlerdir.

Kıskanç: Bu, partnerin sadakatsiz olduğuna ve aldattığına dair güçlü, ancak oldukça da temelsiz bir inanç tablosuyla kendini belli eder. Bu suçlama için tuhaf “kanıt” kırıntıları öne sürülür.

Takipçi: Bu da birinin ya da bir grubun kendine komplo kurduğu inancıdır. Bu kişiler kandırıldıklarına, izlendiklerine, taciz edildiklerine, haklarında dedikodu yapıldığına, zehirlendiklerine ya da kendilerine gizlice ilaç verildiğine inanırlar. Genelde, kesinlikle haksızlığa uğradıklarını düşündüklerinden öfkeli ve kızgındırlar.

Somatik: Kişinin bedenini tuhaf bulması ya da bir yerlerinin düzgün çalışmadığını düşünmesi şeklindeki delüzyondur.

Büyük Anunnaki İmparatorluğu

Belki önce Büyük Anunnaki İmparatorluğu başlığı ile yayınlanan videoyu izlemek istersiniz, çünkü şimdi onunla ilgili fikirlerimi söyleyeceğim

Şimdilik fantastik-bilimkurgu olan Annunakiler (bana göre) konusunu uzun bir zamandır biliyorum, Sitchin’in ilk kitaplarıyla başlamıştı sanırım ve tabi Sümer tabletlerinin yorumlarıyla şekillenmişti. Bu videoda bilim ve kurgu kısmı ayrılmaya çalışılarak oldukça iyi bir özet yapıldığını söyleyebilirim.
Bu kurgunun Kryon tarafından destekleniyor olması belki de Lee Caroll’un Anunnaki varsayımına inandırılmış olduğunun bir göstergesidir, ya da gerçekten insanlık tarihi ciddi bir değişim geçirecek. Bu olağan bir şey bana göre çünkü zamanı lineer yapının ürünü olarak algılamaya başladığımızdan beri geçmişin de gelecek gibi şu anda şekillendiğinin farkındalığına oldukça yaklaştık. O halde bu konu ya da her konu ile ilgili temel soru şu: Bu kurguyu gerçekliğe taşımaya yani inanmaya hazır mıyım? Bunun gerçek olmasını ister miyim? Bu kurguya geçit vermek ne tür sonuçlar getirecek ve ben bundan hoşnut olacak mıyım?
Daha fazla uzatmanın manası yok, söylemek istediğimin anlaşıldığından eminim. 🙂

Devamını oku “Büyük Anunnaki İmparatorluğu” →