Bu konuyu daha önce başka bir sitede tartışmıştık.. Oradan beğendiğim/istediğim yorumları buraya aktararak konunun tartışmaya açılmasını istiyorum;
“Ölülerden yardım istemek uygar bir topluluk için utanç vericidir…”
M. Kemal Atatürk
H.R. SOYAK, Atatürk’ten Hatıralar, s.268
Giriş
Kişi Kültü nedir?
Kişi kültü birden fazla biçimde tanımlanabilir. Benim beğendiğim tanımlardan ikisi şu şekilde:
1-Bir şahsın geniş kitlelerce ‘bir insandan daha fazlası’ olarak görülmesi durumu.
2-Bir şahsın halkın gözünde medya, propaganda, eğitim gibi yöntemleri kullanarak idealize edilmiş, sorgulanmayan övgü ile beraber gelen bir imaj yaratması durumu. [1]
Siyaset, antropoloji gibi sosyal bilimlerin literatürlerinde bu ve benzer olgulara ‘seküler din’ gibi başka adlar da verilebiliyor. [2]
Dünyadaki Kişi Kültü Örnekleri
Konu kişi kültü olduğunda akla gelen ilk örnek şüphesiz Kuzey Kore ve Kim Jong-il. Buradaki kişi kültünün gücü hakkında 2004 Nisan’ından çok etkili bir örnek vermek mümkün. Patlayıcı taşıyan bir tren Nisan ayında havaya uçtuğunda yakınlardaki binalarda yangınlara sebep olmuş, ve birden fazla insan yangından “Sevgili Lider” Kim Jong-il’in portrelerini kurtarmaya çalışırken canından olmuş. [3] (bu linkteki makalede K. Kore, Türkmenistan ve Togo’daki kişi kültlerine ilişkin güzel bilgiler var, konunun meraklısına duyurulur)
K. Kore’de neredeyse tüm müzik, resim ve heykel sanatı örneklerinin “Büyük Lider” Kim Il-sung’u yücelttiğini gazeteci 1979’daki gezisinde gözlemlemiş. Bu durumun aynısının oğlu için geçerli olduğunu günümüzde K. Kore’yi ziyaret edenler gözlemliyorlar. [4] (Bu linkte dünyanın Suriye’den Romanya’ya dört bir yanından örnekler hakkında bilgi var) (Astur)
Astur; ”Bu noktada Türkiye’de M. Kemal etrafında şekillenen bir kişi kültü olup olmadığı yönünde bir soru sormak yerinde olacaktır diye düşünüyorum.”
Sangre; M.Kemal etrafında şekillenen böyle bir durum olup olmadığının en açık göstergesi (toplum üzerinde değil de, yasal olarak); kısaca ”Atatürk’ü koruma kanunu” olarak adlandırılan bir yasanın var olması olabilir diye düşünüyorum.
Bu yasa, senin de ‘kişi kültü’ kavramının tanımında ifade ettiğin gibi, ‘bir insandan daha fazlası’ ifadesine uygun düşüyor.
Yani, günümüzdeki veya tarihsel kişiliği olan bir insana yönelik her hangi bir sövgü durumunda, söven insana yönelik var olan bir yaptırım yasası yetmiyor mu ki, tek bir insana yönelik böyle bir düzenleme yapılıyor.. Bunu merak ediyorum.. 1. konu bu.
Bundan yaklaşık 5 yıl önce, Atilla Yayla ‘Kemalizm bu ülkede ilerlemeden çok gerileme yaşatmıştır’ demişti.. Bunu söylediği için hakkında soruşturma başlatıldı ve Gazi Üniversitesi’ndeki derslerine son verildi.
Hatırlarsınız, bir 3 sene önce de Atilla Yayla M.Kemal’e ‘bu adam’ demişti.. Hatta kendisi değil, başkalarının söyleyebileceği bir cümleyi aktarmıştı.. Tamamı ise şöyle; ”İleride artık bizlere ‘Neden her yerde bu adamın heykelleri, fotoğrafları var?’ diye soracaklar.”
Atilla Yayla, M.Kemal için bu ifadeyi kullandığından 1 yıl 3 ay hapis cezasına çarpıtırıldı.. Ertelenen cezası ise, ‘2 yıla kadar uzman denetiminde kalmak’ olarak ifade edildi.[1]
Yayla’nın bu yaşadıkları tam bir komedidir bence.. Zaten o yüzden bu örnekleri taşıdım.. Bunun yanında, Kemalist rejim veya M.Kemal hakkında yine makul sayılabilecek bir çok konuda bu tür kararlar veriliyor.
Astur;
Türkiye’de Kişi Kültü var mı?
Bence bu sorunun cevabı net bir evet.
Daha dün Danıştay Başkanı Mustafa Birben Anıtkabir’e çıkıp HSYK’yı Atatürk’e şikayet etti.[1]
İsmet Berkan da bugünkü köşesinde haklı olarak şunu yazmış:
Kişi kültü için daha güncel, daha iyi bir örnek olamazdı herhalde.
Bu “Ata’ya şikayet” işi aslında pek yeni bir olay değil. Bu konuya ilgi duymaya başladığımda ufak bir literatür taraması yapmıştım, ve konuya genel olarak temas eden çalışmaları bulunan Wedeen gibi akademisyenlerin çalışmalarının dışında, Türkiye örneğinin çok kapsamlı olmayan bir biçimde olsa da ele alındığı iki kitaba rastladım. Bu kitaplardan birincisi Sevan Nişanyan’ın “Yanlış Cumhuriyet” adlı kitabı. İkincisi ise Yael Navaro-Yashin’in “Faces of the State” adlı kitabı. İkinci kitap 1990’larda Türkiye’deki İslamcı-laik kesimlerin çekişmesini ele alan bir kitap, ve o kitabın son ve Atatürk’ün kişi kültü konulu kısmında yazar tam da benim bu yazının başında değindiğim şeye, yani “Ata’ya şikayet” fenomenine değiniyor. Bundan sonra aktaracağım bilgiler o kitaptan.[3]
Anıtkabir’i ziyaret etme ritüelinin başlangıcı 1953’e gidiyor, ancak Anıtkabir’e özellikle çeşitli meslek gruplarının şikayet amaçlı ziyaretlerde bulunmaları fenomeni 1990’larda başlıyor, ki kitabın yazarı bunu İslamcılarla yaşanan gerginliğin tepe noktasına vardığı dönem olması ile açıklıyor. Devlet kurumlarında haksızlığa uğradığına inanan insanlar o dönemde Anıtkabir’deki defter vasıtası ile ulusal baba figürüne şikayette bulunuyorlarmış. YÖK tarafından haksızlığa uğradığına inanan profesörler de 1994’te topluca Anıtkabir’e gidip aynı deftere şikayetlerini yazmışlar, sonra da topluca mozoleye yürümüşler… Defter bugün internette de var, benzer örnekler görmek isteyenler şu linki takip ederek yazılanları okuyabilirler.
Yazarın kitabında incelediği bir başka örnek de Ardahan’da görülen Atatürk silüeti:
Hürriyet Gazetesi 30 Ekim 1994’te bu olayı haber yaptığında bunun 29 Ekim’den sonra bu olayı ülkemizin bölünmez bütünlüğünün kanıtı olarak yorumlamış. Ardahan Türkiye’nin en doğusunda olması ve de Kürt nüfusun yoğun olduğu bir bölge olması nedenleriyle önemli bir yer, o açıdan bu olayın bazı kesimler için çok büyük sembolik önemi var.
Bu olay hâlâ her yaz ‘Atatürk’ün izinde ve gölgesinde Damal Şenlikleri’ adı ile, yüksek resmi ve sivil katılımla, coşkuyla kutlanıyor:
Başka örnekler:
Yaptığım araştırmalarda tarihteki başka herhangi bir lider adına yazılmış şiirlerin ‘Atatürk şiirleri’ gibi ayrı bir tür oluşturması gibi bir duruma rastlamadım. Bir örnek:
Başka bazı örneklere şu linkerden ulaşabilirsiniz. [5] [6] [7] vs.
Atatürk şiirleri (ve şiirlerle beraber heykelleri] konusuna yazının 3. bölümünde zaten döneceğiz, o açıdan uzatmıyorum.
Son yıllarda moda olan Atatürk dövmeleri de yerli ve yabancı basının ilgisini çeken güzel örnekler. [8] [9]
Bir başka örnek olarak ders kitaplarını verebiliriz. İngilizce Vikipedi’nin Enver Hoca ile ilgili maddesini okurken şu kısım dikkatimi çekmişti:
Çevirim:
Burada listelenenler sanıyorum Türkiye’de yaşamış olan herkes için oldukça tanıdıktır. Okul kitaplarında benzer şekilde Atatürk’ün spordan sanata, sanattan siyasete her alan hakkındaki özlü sözleri yer alırdı. Atatürk Enver Hoca’ya benzer şekilde ‘Başöğretmen’, ‘Ulu Önder’, ‘Başkomutan’ gibi adlarla da anılır.
Kişi kültü için yeterince örnek verdiğimi sanıyorum.
Yazının üçüncü bölümünde şu soruyu cevaplamaya çalışacağım:
Kişi kültü Atatürk’e rağmen mi, yoksa onun bilinci dahilinde mi yaratıldı?
Ulpian; Kişi kültlerinin, genelde söz konusu kişinin istek ve iradesi dışında değil, bizzat onun kasıtlı söylem ve eylemleriyle oluştuğunu, en azından temellerinin bu şekilde atıldığını düşünüyorum. Daha sonraki dönemlerde ilgili kişinin bile hayal edemeyeceği bir yoğunluk ve sistematiklik kazanabilir elbette. Ama kültün temeli genelde söz konusu kişinin kendisi tarafından atılıyor bence. En azından ”kişi kültü” deyince dünya tarihinde akla gelen ilk örneklerin hepsinin böyle olduğunu düşünüyorum.
İnsanın kendi şahsını kültleştirmesi için sıkça başvurulan yöntemlerden biri de, kendi zatını ikiye ayırıp, bir yönüyle sıradan insan, ”sizlerden biri” olarak göstermek, diğer yönüyle de (”manevi şahsiyetini”) ”insan-üstü”, tek bir kişinin zatına indirgenemeyecek, bütün bir toplumun veya bütün bir asrın ‘iyi’, ‘güzel’ şeylerinin bir tecellisi, simgesi olarak lanse etmektir.
Bunu Mustafa Kemal’de de görüyoruz, örneğin:
-İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal… İkinci Mustafa Kemal, onu “ben” kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!
Düşünce ve eylemleriyle topluma (iyi veya kötü yönde) önderlik eden, bizzat şahsiyetiyle ön plana çıkan hemen herkes, kendi düşünce ve rüyalarını topluma mal etmek ister veya toplum tarafından kabullenilmesini amaçlar. Bunu fazlaca patetik bir dille ve kendi şahsını ön plana çıkartarak da yapabilir. Bu kendi başına sorunlu değil bence. Örneğin Martin Luther King de ”Benim bir rüyam…” cümlelerini bu anlamda kuruyordu.
Ama Mustafa Kemal’in yukardaki cümlelerinde apayrı bir boyut var. Zaten kendi şahsı etrafında oluşan kültü bir veri olarak alıyor bu cümleler. Toplum tarafından çok sevilen, sayılan, ama kült olmamış siyasi bir liderin (kendi ismini kullanarak) ”İki X vardır, biri normal insan, diğeri ise çok daha büyük birşeyin simgesi” dediğini düşünün. Çok abes kaçacaktır mutlaka.
Astur;
Türkiye’de kişi kültü Atatürk’ün bilgisi dahilinde mi oluşturuldu?
Bu soruya da net bir evet cevabının verilmesi gerektiği kanaatindeyim.
Burada Sevan Nişanyan’ın Yanlış Cumhuriyet kitabından bazı bilgiler paylaşacağım, zira o zaten bu soruya neden evet yanıtının verilmesi gerektiğini kitabının “kul kültürü” başlıklı bölümünde kapsamlı bir biçimde açıklamış.
1923-38 döneminden çeşitli Atatürk’e övgü örnekleri:
Hamdullah Suphi Tanrıöver:
“Geçtiği yollarda, incecik ellerine, kahır çekmiş köylülerin nasırlı elleri sarıldı; ninelerin dua ile titreyen dudakları okundu. O’nun en güzel, en tanrısal eserleri yapan ellerine, öksüz çocukların gözyaşları döküldü. O şimdi ismi her milletin dilinde anılan, daha yaşarken tarih olmuş, hayalin ufuklarında ve kat kat şafaklar içinde yüzen efsanevi bir kahramandı.” (Yazının konusu 1923 TBMM seçimleri öncesi Atatürk’ün çıktığı yurt gezisi)
Ağaoğlu Ahmet:
“Büyük Gazi![…] Büyük Dahi! […] layezal ve ebedi merbuiyet hissinin mahsulü olan bu satırları [vb…]
Bütün nimetleri, Paşa Hazretleri, bendeleri, Sizin dehanıza medyunum. Bugünkü vaziyetin tahayyülü bütün vatanın felaketini mucip olacağı gibi, benim gibilerin de tamamen mahv ve perişasine sebep olacağından zerre karar şüphe ve tereddüdüm yoktu. […]
Büyük Muncimiz!” vs.
(Bu Atatürk’e 1926 tarihli bir mektup)
Abdülhak Hamit Tarhan:
“Sen ki hilkat denilen ummanın en büyük incisisin, Bir dehaet ki güneşten yüksek, Ve semavat ile ünsiyeti var” (1927)
Yusuf Ziya Ortaç:
“Atatürk’e Ekber! Atatürk’e Ekber! ancak O var: Atatürk! Evliya odur, peygamber odur, sanatkar Atatürk. Tarihe hakim, zekaya önder, doğma serdar Atatürk. Bunları geçti insan büyüğü: Kendi kadar Atatürk!” (1933)
Buna benzer 15 alıntı var Nişanyan’ın kitabında, ben 4 tanesini rastgele paylaştım.
1923-1938 dönemi Atatürk’ün onayı olmadan kimsenin mecliste mebus olamayacağı bir dönem. Hatta mebusların Atatürk tarafından seçilip atandığı bir dönem. Eğer Atatürk kendi hayattayken yazılan bu tarz şeyleri onaylamayan bir insan olsaydı bu satırların yazarlarının mebus olamayacağı düşünülebilir. Oysa Nişanyan’ın alıntılarını paylaştığı isimlerden Tanrıöver, Ağaoğlu, Tarhan, Özer, Aka Gündüz, Karaosmanoğlu, Bayur ve Atay 1923-38 döneminde bir veya daha fazla defa milletvekili atanmışlar.
Ayrıca Tarhan’a 1927’de maaş da bağlanmış. Ahmet Haşim, bu alanda hiçbir deneyi olmamasına rağmen 1928’de Şeker Şirketi yönetim kuruluna atanmış.
Bunun dışında Atatürk heykelleri de bu konuda bize bilgi verebilecek nitelikte.
Osmanlı’da padişahların heykel diktirme geleneği yoktu. Osmanlı padişahlarına ait tek heykel örneği Abdülaziz’in 1871’de yaptırılıp Beylerbeyi Sarayı’nın büyük salonuna yerleştirilen atlı heykelidir.
Türkiye’de bir devlet başkanının kamusal alana dikilen ilk heykeli, 1926’da Sarayburnu’na Atatürk’ün emir ve takdirleri ile dikilen Atatürk heykeli. Aynı yıl Konya’da, 1927’de Ankara Ulus’ta birer Atatürk heykeli dikilmiş, 1928’de Taksim anıtı yapılmış, bunu da 1930’da Kırklareli’nde, 1932’de İzmir Konak’ta ve Samsun’da dikilen Atatürk anıtları izlemiş. Bunlar dışında da Atatürk hayattayken dikilen heykel örnekleri olduğunun altını çizmekte fayda var.
Yaşamında Atatürk kadar heykeli dikilen bir lider ne 20. yüzyıl tarihinde (belki Stalin hariç, yaşamı süresince dikilen heykellerin sayısını bilmiyorum), ne de Avrupa’nın son iki yüzyılında var.
Bu iki örnekte gördüğümüz gibi Atatürk kültünün o öldükten sonra veya ona rağmen canlandırıldığı iddiaları gerçeklerle uyuşmuyor.
Metin Akpınar: Atatürkçüyüm ama Kemalist değilim. Ben bağnaz Kemalistçilere de Komünistlere de karşıyım
Ladin A.
Şimdilik bu kadar.. İletilerde Astur, Ulpian ve Sangre’nin (benim) yazıları mevcut.
Umarım yüce etik kurulun ‘sakıncalı’ başlıklar kategorisine takılıp da, bu güzelim başlık heba edilmez.