
Nasıl ki HZ.Muhammet islamı buldu-kurdu ve arkasına inananları aldı,
Atatürk’de cumhuriyeti kurdu ve kendisine inanan halkı arkasına aldı.
Bi şeylere inananlar, inanmayanlar yine de, inanacakları bazı inançları bulabilirler.
Ve bu inançlar her şey olabilir. İnsan doğası inançsızlığı reddeder.
Cenk, bugüne kadar Kuran’dan ne öğrendin?
Bir de Atatürk’le nasıl bir ilişki kurdun? O söz Atatürk’e mi ait?
Mümkünse Kurandan öğrendiklerini madde madde sıralarsan çok sevaba girersin.
insan birşeylere inanır
doğrudur.. inanmadan bilim bile yapılamaz.
ama farkındaysan mesele buradan çıkmıyor
benim neye inanacağıma bir başkası karar vermemeli…inancağım şeyleri hür bir şekilde belirlemeliyim
biri zamanında birşeyler uydurmuş
herkes onları doğru kabul edip inanmalıymış…orada tren raydan çıkıyor.:)
“ben bi şeyler” demişim
gelen soru şu;
“Cenk, bugüne kadar Kuran’dan ne öğrendin?
Bir de Atatürk’le nasıl bir ilişki kurdun? O söz Atatürk’e mi ait? ”
söyleneni; seni anlamadan, anlamaya da çalışmadan, istediği tarafa çekerek,sündürerek sorduğundan cevabı da
istediğin düzeyde olmayacaktır.
bir diğer arkadaş da “Mümkünse Kurandan öğrendiklerini madde madde sıralarsan çok sevaba
girersin.” ; demiş.
Ben değil de, birileri zaten bunu 1400 sene evvelinden, madde madde yazmış. Çok meraklı olsan bana sormaz
şimdiye kadar öğrenirdin.
Fikir bile beyan etmeyenlere, ben ne cevabı yazayım.
Soru sorduk 🙂 Onların cevabını yazman gerekir. Eğer konu hakkında bilgin veya fikrin varsa tabi.
Ben yine de cevapları verdiğini kabul ediyorum. (Aslında yazdıkların yeterli cevapları içeriyor)
Bugüne kadar Kuran’dan ne öğrendin? Cevap: Hiç bir şey.
Bu söz Atatürk’e mi ait? Cevap: Hayır
Atatürk’le nasıl ilişki kurdun? Cevap: Biriyle kurmam gerekiyordu, Atatürk’ü seçtim. (yoksa Hitlere de inanan çoktu ama o örnek şimdi olmazdı falan)
Ben kur’anı okudum ve orada öğrenilecek hiç birşey göremedim . İlkokul öncesi bazı hijyen bilgiler falan var ama onları herhalde kur’an dan 20bin yıl öncesi insanları bile biliyordur.
he he (-) vermek dışında bir cevabın yok mu?
Kurandan öğren dedik mi? demedik mi?
nasıl bi sentez bu be. 98den beri falan görmemiştim yeniden türemiş.
Kuran ne alakaa? Atatürk’ün söylemediği şeyleri söylemek ne alaka?
Bak Atatürk’ün Kuran hakkındaki yorumu:
“Biz ilhamlarımızı gökten değil, yeryüzünden alıyoruz, bizim ilkelerimiz gökten indiği sanılan kitapların dogmalarıyla bir tutulmamalıdır”
Böyle bir sentezin olması olmamasından iyidir sanırım, pratikte.
senin kur anı okuyup bir şeyler öğrenmeye çalışman, bir insanın et için canlı bir boğayı ısırmasına benzer.
canlı boğayı ısırmak insana et tadı vermez.
ayrıca canlı bir boğa hiç bir şeyin kendisini ısırmasına müsaade etmez. döner bir boynuz yapıştırır.
sığır eti yemek istiyorsan, işin ehli tarafından usulüne uygun boğazlanmış, derisi yüzülmüş; eti, ekmiği ayrılmış, doğranmış, uygun bir şekilde pişirilip önüne konmuş eti ısırmalısın. ” ben zaten bu işlerin ustasıyım” diyorsan mesele yok. ama kur anı okuyup da üç beş kelime öğrenebildiğine göre öyle olmadığı görülüyor. kur an okuyup 9-10 ciltlik kitaplar yazanlar nereden yazıyor?..
BUNLAR DA ATATÜRK ÜN DİN HAKKINDAKİ YORUMU:
“Türk Milleti daha dindar olmalıdır,
yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır
demek istiyorum. Dinime, bizzat hakikate nasıl inanıyorsam, buna da öyle inanıyorum.”
-Mustafa Kemal Atatürk-
Atatürk, İslam ahlakını ve dinimizin vecibelerini daha aile ocağındayken öğrenmiş, tahsil yaşamı boyunca da bu bilgilerini pekiştirerek geliştirmiştir. “Ilımlı-modern-dindar” yapının, en güzel örneği ve en başarılı uygulayıcısı, laik Cumhuriyetimiz’in kurucusu Büyük Önder Atatürk’tür. Ulu Önder, her zaman gericilikle mücadele ederken İslam’ı yüceltmiş; dolayısıyla bu ikisi arasındaki ayrımı en doğru biçimde yapmıştır. Tekke, türbe ve zaviyeler onun döneminde kapanmış, ama ilk Türkçe Kuran meali de yine onun döneminde yayınlanmıştır. Türk insanının ihtiyaçlarını ve özelliklerini çok iyi bilen, gericiliğe, yobazlığa her zaman karşı olan Atatürk, Türk Milleti’ni dinin özüne yöneltmeyi amaçlamış ve bugün milletçe ulaşmayı hedeflediğimiz yapıyı her yönüyle tecelli ettirmiştir.
Şüphesiz ki din, Büyük Önderin de dikkat çektiği gibi demokrasinin ve milli bütünlüğümüzün vazgeçilmez bir ihtiyacıdır. Bir milletin fertlerini birarada tutan en güçlü bağ olan din, aile, ahlak ve devlet müesseselerinin de devamını sağlayan en önemli unsurdur.
Dinin var olmadığı veya dini değerlerin ortadan kalktığı bir toplumda, bunun kaçınılmaz bir sonucu olarak aile, ahlak ve devlet kavramları da geçerliliğini yitirecek ve kısa süre içinde ortadan kalkacaktır. Böyle bir gelişme ayrıca, tarihi ve kültürü ne kadar eskiye dayanırsa dayansın bir milleti birbirine bağlayan milli ve manevi tüm bağların parçalanmasını, anarşinin hortlamasını ve toplumun bölünmesini kaçınılmaz hale getirecektir.
İşte bütün bu nedenlerden ötürü, toplum dokusunun vazgeçilmez parçası niteliği taşıyan din müessesesinin devamını sağlayamayan bir ulusun sosyolojik ve bilimsel açıdan ayakta durması mümkün değildir. Gerek kişi, gerekse toplum açısından dinin lüzumlu bir müessese olduğunu belirten, siyasi alanda yaptığı sayısız reformla bu sağlıklı bakış açısını geniş kitlelere yaymayı hedefleyen Büyük Önder Atatürk, Türk Milletinin dindar olmasını ve dini değerlerini muhafaza etmesini “Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletlerin devamına imkan yoktur”; “Din vardır ve lazımdır.” (Yakınlarından Hatıralar, Asaf İlbay, s. 102) sözleriyle teşvik etmiştir. Milletini, batıl inanışlardan arındırıp, gerçek dine yöneltmeyi amaçlamıştır. Bunun için de Kuran’ın kolay bir şekilde okunup anlaşılmasını sağlamak amacıyla Türkçeye çevrilmesi emrini vermiştir:
“Sonra Kuran’ın tercüme ettirilmesini emrettim. Bu da ilk defa olarak Türkçeye tercüme ediliyor. Hz. Muhammed’in hayatına ait bir kitabın tercüme edilmesi için de emir verdim.” (Atatürk’ün Temel Görüşleri, Fethi Naci, s.55)
Kuran’ın Türkçeye çevirilmesi emrini verirken, Atatürk’ün isteği Müslüman milletinin imanının güçlenmesidir. Bunu ifade ettiği sözleri şöyledir:
“Camilerin mukaddes mimberleri halkın ruhi, ahlaki gıdalarına en yüksek, en verimli kaynaklardır. Minberlerden halkın anlayabileceği dille ruh ve beyne hitap edilmekle Müslümanların vücudu canlanır, beyni temizlenir, imanı kuvvetlenir, kalbi cesaret bulur.” (Atatürkün Söylev ve Demeçleri, c. 1, s. 225)
Büyük Önder, gerçek dinin temelini ve Müslümanların konuyu hangi kıstaslara göre değerlendirmeleri gerektiğini 7 Şubat 1923 tarihinde, Balıkesirdeki Paşa Camiinde verdiği hutbede kendisini dinleyenlere şöyle ifade etmiştir:
“Allah birdir, şanı büyüktür. Allah’ın selameti, sevgisi üzerinize olsun. Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri Allah tarafından insanlara dini gerçekleri duyurmaya memur ve elçi seçilmiştir. Bunun temel esası, hepimizce bilinmektedir ki, Yüce Kuran’daki anlamı açık olan ayetlerdir. İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz son dindir. En mükemmel dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa, gerçeğe tamamen uyuyor ve uygun düşüyor.” (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, c. 2, s. 93)
Atatürk, İslam dininin tamamen ilme ve mantığa uygun bir din olduğunu bir başka sözünde de şöyle ifade etmiştir:
“Bizim dinimiz en makul ve en doğal bir dindir. Ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur. Bir dinin doğal olması için akla, tekniğe, ilme ve mantığa uygun olması gerekir. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur. … İslam’ın sosyal hayatı içinde hiç kimsenin, bir özel sınıf halinde varlığını sürdürme hakkı yoktur. Kendilerinde böyle bir hak görenler dini kurallara uygun harekette bulunmuş olmazlar. Bizde ruhbanlık yoktur, hepimiz eşitiz ve dinimizin kurallarını eşit olarak öğrenmeye mecburuz” (Atatürk”ün Söylev ve Demeçleri, 1959, c.2, s. 90)
Büyük Önder Atatürk, Türk Milletinin dindar olmasını ve dini değerlerini muhafaza etmesini de, sıklıkla vurgulamıştır. Ayrıca, Atatürk’ün Osmanlı Devleti’nin çöküşünü dine bağlayan, Türk düşmanlarına yanıtı ise kesin bir şekilde olmuştur:
“Düşmanlarımız, bizi dinin etkisi altında kalmış olmakla itham ediyor, duraklamamızı ve çöküşümüzü buna bağlıyorlar; bu bir hatadır. Bizim dinimiz hiç bir vakit kadınların, erkeklerden geri kalmasını talep etmemiştir. Allah’ın emrettiği şey, Müslüman erkekle, Müslüman kadının beraberce din öğrenerek eğitilmesidir. Kadın ve erkek bu ilim ve eğitimi aramak ve nerede bulursa oraya gitmek ve onunla mücehhez olmak zorundadır. İslam ve Türk tarihi incelenirse görülür ki, bugün kendimizi bin türlü kuralla bağlanmış zannettiğimiz şey yoktur. Türk sosyal yaşantısında kadınlar bilimsel yönden eğitim ve öğretim görmekte ve diğer konularda erkeklerden katiyen geri kalmamışlardır. Belki daha ileri gitmişlerdir.” (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, 1959, c.2, s.86)
Dini meseleler hakkındaki görüşlerini öğrenmek isteyen Fransız gazeteci Maurice Perno’ya Atatürk yine kesin bir şekilde şu cevapları vermiştir:
M. Perno:Şu halde yeni Türkiye’nin siyasetinde dine aykırı hiçbir temayül ve mahiyet olmayacak demek?
Atatürk: “Siyasetimiz dine aykırı olmak şöyle dursun, din bakımından eksik bile hissediyoruz.”
M. Perno: Zat-ı asilaneleri, düşündüklerini bendenize daha iyi izah buyururlar mı?
Atatürk: “Türk Milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır, demek istiyorum. Dinime, bizzat hakikate nasıl inanıyorsam, buna da öyle inanıyorum. Şuura muhalif, terakkiye engel hiçbir şey ihtiva etmiyor. Halbuki Türkiye istiklalini veren bu Asya milleti içinde daha karışık, sun’i, batıl inanışlardan ibaret bir din daha vardır. Fakat bu cahiller, bu acizler sırası gelince aydınlanacaklardır. Eğer ışığa yaklaşamazlarsa kendilerini mahv ve mahkum etmişler demektir. Onları kurtaracağız.” (Atatürk ve Din Eğitimi, Ahmet Gürbaş, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, s.32)
Atatürk her yönüyle olduğu gibi dindarlığıyla da milletine en güzel örnek olmuştur. Ulu Önder, dindar kişiliğinin bir göstergesi olarak din adamlarına karşı her zaman samimi bir şekilde hürmetkar olmuş ve saygı duymuştur.
Cumhuriyet’in ilk Diyanet İşleri Başkanı Rıfat Börekçi, Atatürk’ün kendisine duyduğu saygı ve hürmeti şöyle anlatmıştır:
“Ata’nın huzuruna girdiğimde beni ayakta karşılardı. Utanır, ezilir, büzülür, “Paşam beni mahcup ediyorsunuz” dediğim zaman “Din adamlarına saygı göstermek Müslümanlığın icaplarındandır.” buyururlardı. Atatürk, şahsi çıkarları için kutsal dinimizi siyasete alet eden cahil din adamlarını sevmezdi.” (Atatürk ve Din Eğitimi – Ahmet Gürtaş – Diyanet İşleri Bakanları Yayınları s.12)
Atatürk Kuran okutulmasına da son derece önem vermiştir. Hafız Zeki Çağlarman Atatürk’ün bu yönünü şöyle anlatmıştır:
“Atatürk’ün kız kardeşi Makbule Hanım’la uzun yıllar komşuluk yaptık. Her yıl Ramazan ayı yaklaşınca Atatürk kız kardeşine; “Makbule, Ramazan geliyor, annemize hatim okutmayı ihmal etme”der ve hatim okuyacak hafıza hediye edilmek üzere bir zarf içerisinde para verirdi.” (Din Toplum ve Kemal Atatürk, Ercüment Demirer, s.10)
ACIDA OLSA DOGRUYU SÖYLEYİNİZ HZ.MUHAMMED (SAV)
Kuranı okudum ve öğrenilecek faydalı pek birşey olmadığını gördüm.
Fakat kuran dışındaki düşünsel yazınsal üretimleri eğip bükerek arabın totaliter kitabına yamalayanlara göre böyle değildir pek tabi.
“Dini” öğrenmek için “kur’ana” bakacaksın
“Devleti” öğrenmek için “Devleti KURANA” bakacaksın..
Bu dingiller sadece fetoş’a baktılar.. olanlar oldu.