Fraktaller

FRAKTALLER

Bu sabah uyandım ve dilimde bi laf: “Düzenli yapılar ve fraktaller”, hani bi şarkı çalar ya sebepsiz yere içinizde aynen öyle 🙂 Halbuki ne yatarken ne de son günlerde ilgilendiğim bir şey değil. Neyse hayırdır inşallah dedim ve -iste versin google-ı açıp şöyle bi baktım.

Zaten fraktalin ne olduğunu bilirdim de, şu anda bana ne gereği var onu anlamaya çalışıyordum!

“Şekilleri tanımlama sanatı geometri, düzensiz şekilleri tanımlamaktan vaz mı geçmeli? Eğer doğrular, çemberler ve eğriler, düzensiz yapıları hesaplamak için hiçbir fayda sağlamıyorsa ne yapmalı?” diye başlıyordu bi sayfada, bu dikkatimi çekti. Ve şöyle sade bir tanım yapıyordu fraktal için: Düzensizligi ele almanın biçimi

Bana bi gülme geldi. Ki bu iyiye işaret. Doğru bi iz üzerinde olduğumun kanıtı olarak yorumladım bunu.

Julia’nın öğrencisi olan Mandelbrot 70’li yıllarda elektronik “gürültü” analizi üzerinde çalışmalar yaparken, bu gürültülerde, bilinen istatistik yöntemlerle açıklanamayacak salınımlarda bir yapı olduğunu algıladı. Daha sonra yaptığı çalışmalar sırasında, bu matematiksel modellemenin, hem doğal biçimler hem de endüstriyel ürünlerin tanımlanmasında kullanılabileceğini görerek, fraktal objeler kavramını ortaya attı. Klasik geometrinin tanımlayamadığı düzensiz objelerle ilintili olan bu kavram, matematikte çok önemli bir gelişmenin başlangıcını oluşturdu. Uzmanlara göre, fraktal modellerle elde edilen gelgit yükseklikleri, ya da pamuk fiyatları analizleri gerçeğe yakın değerler veriyordu.

Fraktal cisimlerin düzenli formlara indirgenememesi matematikçiyi öncelikle bunların boyutlarıyla ilgilenmeye iter. Fraktal objelerde ne çizgi, ne doğru, ne düzenli eğri ne de düz yüzey olmadığına göre acaba bunları karakterize eden 1 (çizgi) 2 (yüzey) veya 3 (hacim)’den başka bir boyut var mıdır? Varsa bu boyut neyle özdeşleştirilebilir?

Mandelbrot (M) kümesi içindeki zoomlar

Fraktal geometri bizi, çevremizdeki formlara bakışımızı yeniden gözden geçirmeye davet ediyor. Kullanılması, matematikçiyi kendi bakışına götüren aletler üreterek, başka bir takım teorilerden sonra matematik anlayışını kökünden sarsıyor. Yoksa klasik geometrinin daha dün ortaya koyduğu kurallar bugün birer istisnaya mı dönüşüyor?

Diyor araştırmayı yapmış olan Sema Onurlu. Yazının tamamı için adres:

http://www.odtumd.org.tr/calismagr/yayin/bulten/119/fraktal.htm

Fraktal yapılara sıklıkla verilen örnek; kar tanesi, ağaçlar ve dalgalardır bilirsiniz.

Eskiden beri düzenli yapıların, yıkmaya ve sonunda yıkılmaya mahkum olduğunu fark etmiştim. Aklınızdan bi sürü fiziksel, sosyolojik vs örnek geçirin bu tespitimin hepsi için geçerli olduğunu göreceksiniz.

Hani ölümün geçerliliğini ispatlamak için büyük uygarlıkları örnek gösterirler; bakın doğdu büyüdü ve (sebepsiz yere!) öldü!. Naapalım bu iş böyle gibisinden :))) Ben bu tekerlemede hep bi eksiklik hissederim. Galiba şu anda bunun ne olduğunu buldum; insanların bahsettiği bu herşey; aslında düzenli yapılardır! Evet düzenli yapılar yıkılmaya mahkumdur. Neden mi?

HEDEF oluyorlar da ondan :)))

Neye hedef oluyorlar?

Tabi ki kartalın yayılımlarına (Don Juan Matusun deyimiyle), yani tanrı Seth’e (mısır mitolojisi), hepimizin anlayacağı dilden KAOSa hedef oluyorlar.

Fraktaller bu mantıkla belki hedef küçültmenin/saptırmanın bir yoludur.

Bilirsiniz büyücüler, isimlerinin bilinmesini istemezler! Çünkü ismi bilinemiyene büyü işlemez! İsim; düzenli bir yapıdır, hedef. :)))

Belki fraktaller; düzenli yapıdan, herşey ya da hiçbişey olana (Tanrı) giden yolda bir ara duraktır.

Sevgili Don Juan, öğrencilerine “kendilerini tanımlamamalarını” önerir; çünkü sen kendini bilemezsen, hangi olay karşısında ne tepki vereceğini önceden kesinleştirmediysen bunu karşındaki kişi de bilemiyecektir! Bilemediği için sana karşı komplo kuramaz. Yani spontan olmayı, benim her zaman dediğim gibi ANda olmayı öneriyordu.

Kısaca, Don Juan ya da Castaneda, büyücünün sırrını; fraktale bağlamıştı.

Gerçekten de insanların matah bişey gibi yapmaya alışmış oldukları; olacaklara önceden hazırlık yapma telaşları, sanırım kartalı çok güldürüyor!!!

Pire Deneyi

PİRE DENEYİ

İlk kez bir pire resmi görüyorum. Yeterince büyütünce şeyler sevimliliğini kaybediyor galiba :)))

 

Herneyse, pirelerle yapılan cam tavan deneyini herkes bilir, burada tekrar etme niyetinde değilim (bilmeyenler varsa-iste versin google da aratıverin), bu deneyden sonra insanlar doğal olarak “yahu pirelerin başına gelenler biz insanların da başına  gelmiş olmasın” diye telaşa düşmüşler! 🙂

Oysa bu konu hemen tüm teolojik, felsefi önermelerin nerdeyse ilk ele aldığı durumdur. Gurdjieff’i de burada anmadan geçmek olmaz (bilenler bilir), yakın zamanlarda Hollywood filmleri, dizileri de bu konuyu dile getirmek üzere her türlü çabayı gösterdiler (matrix, dövüş kulubu, 13.kat, Truman show vs vs…).

Bu konuyu benim gibilerin çoktan geride bıraktıklarından EMİNim. Benim aklıma başka bişey geldi!!!

Bir haftadır yollardayım, bi taziye ve ardından bazı görüşmeler için İstanbul dışındaydım. Yollarda boş boş çevreyi seyrederken aklıma gelen bişeyden bahsedeceğim.

Şimdi şu mahut “kanal bilgilerinde” insanlara gönderilen ortak bir mesaj var farkındaysanız, ağız birliği etmişçesine diyorlar ki; EYYY İNSANLAR TAVAN KALKTI, BİLESİNİZ!

Haydaaaa… Biçok insan kanal tedavisi yaptırdığı halde bu mesajı dikkate alan pek yok gibi görünüyor bana. Bu bana ilginç gelmişti. İşte yolda (her zamanki gibi) sersem sersem bakınırken bu aklıma geldi. Ve beni aldı bi gülme! Arka sırada oturan bi teyze koltuk aralığından bana bi göz attı, akıl sağlığımla ilgilendi muhakkak :)))

Beni güldüren gayet basit bi şeydi; içimden bi ses şöyle dedi; be hey sersem Sibel, tavan olgusunu bilmeyen biri için tavanın ortadan kalkması diye bi müjdenin ne anlamı olur?!

Dünyanın OLMAsı

DÜNYANIN OLMASI

Sevgili arkadaşlar, konuya katılımınız ve tam da benim söylemek istediğim şeyleri dile getirdiğiniz için size minnetarım.  Tabi ki sizler de bunu defalarca yaşadınız; insanın içinden geçenlere hiç kimsenin onay vermemesi durumundan bahsediyorum. En azından bir kişi tarafından bile anlaşılmak şunu gösterir; demek ki anlatan kendini anlamaya başlamıştır.

İlk iletimin son kısmını tekrar etmeme izin verin (bu arada “nedir dünyanın OLMAsı” yazısına da bi göz atmakta yarar var, çünkü bunlar ayrı konular degil) :

 

Sonunda Truman ufkun sonunu bulur ve dışarı çıkmak için tüm cesaretini takınır!
Aslında doğum noktası orasıdır Truman’ın. Dışarda ne bulacağını film bize yani biz seyircilere daha önceden Truman’dan gizli olarak gösterdi. Bu sebeple biz aman canım dışarda ne olduğu biliniyor diyoruz!!!
Oysa dışarda ne olduğunu bilmiyoruz. Dünyanın OLMAsı bize içeriyi tarif ettiği gibi dışarıyı da belletmeye çalışıyor; ahiret, başka boyutlar, cennet/cehennem veya başka bir çok yoldan dışarıyı tanımlamaya çalışıyor.
Yani öyle ki; tüm engelleri geçseniz, ölümü göze alacak denli cesaretinizi takınsanız dahi, kendinden uzaklaşmanıza izin vermemek için, DIŞARI/ÖTE belirlemesini oluşturuyor, böylece doğsanız(Truman gibi,ufuktaki kapıdan çıkış) dahi sizi kendi çekimi içinde tutmayı beceriyor. Dahiyane bi plan. Dehşet bi kurnazlık!
Bunun kötü niyetle alakası yok, sadece çok seviyo bizi, öylesine çok seviyor ki, kaybolmayalım diye gırtlağımızın üzerine çökmüş durumda. Tipik anne modu!
İşte dünyanın OLMAsı böyle bişey 🙂
Aslında içeri/dışarı diye bişey yok, tanımlı/tanımsız var.
Tanımlanmayanı anlamaya çalışırsanız, onu tanımlı haline dönüştürürsünüz. Kimse de buna engel olmaz, isterseniz bir trilyon yıl yapın bunu, nasıl olsa zaman da yok, sonsuz bir gemi içinde giderken (gittiğimiz de pek şüpheli!), bi kaç katrilyon yılın ne önemi olabilir?! :))))
 

Evet belki bir kadın olduğum için açıkça söyleyemeyip (çocuklarının şevkini kırmak istemeyen anne modu) biraz sakınımla söylemeye çalıştığım şey; aslında herşeyin doğru ama her şeyin de yanlış olduğudur.

Evet bazı özel çalışmalar yaparak,(meditasyon, DJ ninki gibi büyücülük eğitimi vs), dünyanın çekim alanına olan bağlarınızı genişletebilirsiniz. Bunu DJ bileşim noktasının yerinden oynaması olarak tarif etmiştir. Bunu yapabilenler var görüyorum, hem tarihte hemde şimdi. Ve fakat uzaklaşabildiğiniz, yukarı ya da aşağı yaptığınız piklerde ne göreceğiniz de zaten zihninizde hazırlanmıştır. Şu andaki en etkili mimar güneş kültüdür. Ve onun izini sürdüren tek tanrılı dinler.

Fakat görülen odur ki, dinler ve eski felsefi açılımların tarifleri insanlar için artık en azından kullanılan dil açısından demode kalmaktadır. Böylece yeni “dışarı” versiyonları oluşturulmuştur. Son elli yıldır ince ince dokunmakta olan yeni dünya görüntüleri yine kendi zihin/gönül bileşkelerimizden bize sunulmaktadır. Burada en büyük görev, ben buna “kanal tedavisi” diyorum, medyumlara düşmüştür. Zaten kanal bilgileri de eski dünya mimarlığından fazla kopuk değildir, ancak söylemi gençleştirmiş ve bilimsel söylemi yanına almıştır.

“Dışarı” hazırlandı. Şu anda aktiftir.

Boyutlar tariflendi, kuantum söylemiyle sanal geçişler her yanımızda. Gerçek geçiş ise yine kendi bulduğum bir terim benzetmesiyle, kritik kütlenin aşılmasını bekliyor.

Nedir kritik kütle?

critical mass-kritik kütle: Reaksiyonun bitmemesi için gerekli olan minimum kütle miktarı.

Kısaca tanım bu, fizik sözlüğünden aldım.

 “Kıdemli teorisyen”e göre, işin “özü” bu kavramda yatmaktadır. “Siyasal özne”nin (ki bunun ne olduğuna ilişkin tek söylediği “kimsenin kulu olmayan özneler”dir), çok ama çok büyük bir kitleselliğe ulaşması da gerekmemektedir, “kritik kütleye” ulaşması yeterlidir. Bir kez “kritik kütle”ye ulaşıldı mı, “orta sınıfları sarsmak, şok etmek” işten bile değildir. Çünkü bu işi “siyasal özne”nin ulaştığı “kritik kütle” yapacaktır. 
  

Demek ki, değişim olacak ve fakat orası dışarısı değildir ve zaten olamaz. Peki içinden çıkamadığımız Dünyanın OLMAsı gerçekte nedir? Cevabı hepiniz biliyorsunuz; BEN.

Ben diye bahsettiğiniz (ister kötüleyin, ister yüceltin, isterse ciddiye almayın) bişey olduğu müddetçe, sayısız boyutlar atlayacak ancak dışarıya çıkamayacaksınız. Çünkü dışarı diye bişey yok. O kendinizin önüne koyduğunuz taze salatalıktır. Hareket ettirici!

Burada olduğunuz sürece hep duvarın arkasını hayal edersiniz ve Dünyanın OLMAsı da hayal ettiklerinizi gerçeğe çevirir kapsama alanını genişletir. Bu kurtulunması gereken birşey de değil, bırakın dağınık kalsın 🙂

Siz bi yer aramıyorsunuz, beninizi götürecek yer arıyorsunuz.

Büyücünün Yolu

DEEPAK CHOPRA – Büyücünün Yolu

-Birinci ders-

 

Büyücüler, Gören’lerdir. Neyi görürler? Onlar gerçeği birçok parçalar halinde değil, bir bütün olarak görürler.

Tüm evreni içinde bulacağın gün gelecek ve böylece büyücü olacaksın. Büyücü dünyada yaşamaz, dünya büyücünün içinde yaşar. (BY26)

Zıtlıkların oyunu -zevk ve acı, zengin ve fakir, iyi ve kötü- sadece büyücünün bakış açısıyla görmeye başlayıncaya dek gerçek gibi görünür. Ama yine de günlük yaşam sahnesinin sıradan insanlar için çok gerçek olduğunu inkar etmez büyücü. Yalnızca duyularınıza, gördüklerinize ve hissettiklerinize inanırsanız, dışardaki yaşam oyunu da gerçek yaşamdır. (DJ da savaşçı/büyücü olmak için ilk şartın; kendini önemsemeyi bırakmak olduğunu söyler, şimdi Merlin’in ifadesiyle bunu karşılaştırın)

“Neyi gördüğün üzerine düşünerek zaman harcama, niye gördüğünü düşün.” (Kant’ın insan yapısına dair şaşkınlığının göstergesi neydi? Derslerinde başarılı olamayan çocuğu alıp psikoloğa götüren ama bu arada çocuğa kızmaktan kendini alamayan ebeveynlerin durumu!)

Böylece ilk ders şuna gelir: Sınırsız benliğini görmek için sınırlı benliğinin ötesine bak. Ölümlülük maskesini atıp büyücüyü bul! O, içinizden başka bir yerde değildir; ancak göreceklerinizi tam zamanında görürsünüz, adım adım. Görmezden önce, hayatta, yaşadığınızdan daha fazla bir şeyler olduğuna dair bir his gelir. (BY28)

(Bir kitap okudum hayatım değişti fenomeni!)

İlk ders büyücüyü bulmak ve onun, zihin ya da duygular tarafından adapte edilmiş bakış açısından çok farklı olana saygı göstermektir. Duygular hisseder ve tepki verir. Öte yandan zihin , daha ağır bir şekilde işler. Geniş bir anılar dosyasına sahiptir ve sürekli bunlar arasında gidip gelir, eskiyle yeniyi karşılaştırır; şu iyidir, bu kötüdür, bu tekrarlanmaz şeklinde hükümler getirici gecikmiş bir tepki verir (hislere oranla)

Büyücüde her iki tepki de yoktur; ne ani ne gecikmiş; o, dünyayı görür ve her ne oluyorsa bırakır olsun. Bu pasiflik anlamına gelmez. (Peki ne anlama gelir? Üzerinde tartışın) BY30

Standart insan “bunu seviyorum” dediğinde, daha evvel onu yapmaktan hoşnut kaldığı şeyi tekrarlamayı sevdiğini söylemektedir. Hayat, yukardaki her iki tepkiyle bize sürekli seçim yaptırır, tekrarlamaktan hoşlandıklarımız ve tercih etmeyerek öldürdüğümüz diğer olasılıklar!

Seçmek yanlış değildir ama çaba gerektirir ve varlık çabayla elde edilmez. Seçme alışkanlığı çok enerji harcatır! Çünkü zihin sürekli incinme, hayal kırıklığı, yalnızlık ve diğer tüm acı verici deneyimlerin tekrarlanmaması için tetikte bekler. Peki zihin ne zaman sessiz kalacak?

Sessizliğin olmadığı yerde büyücüye yer yoktur. (DJ de öğrencilerine sürekli iç konuşmayı kesmeleri gerektiğini söylerdi, iki tespiti karşılaştırın. Bununla ilgili önerileri -meditasyon, dini vecibeler,doğa vs.- tartışın. Sükut neden altındır?)

Merlin Zihinle tartışmaz. Tüm tartışmalar düşünmekten doğar ve büyücü düşünmez. O görür. Bu mucizevi olana açılan kapıdır (neden?), içinizde ne görürseniz dışarıya da onu yansıtırsınız. (DJ, savaşçı gerekeni yapar demiştir, bu iki tespiti karşılaştırın)

Büyücü içinizdedir ve bir tek şeyi ister: Doğmayı. (BY31)

 

Hazırlayan: Sibel Atasoy – 28.10.07

 

 

DEEPAK CHOPRA – Büyücünün Yolu

İkinci Ders

 

Sihir ancak masumiyetin dönüşüyle geri gelebilir.

Büyücünün özü dönüşümdür.

 

Masumiyet üstü örtülmeden önceki doğal durumumuzdur. Üstünü örten şey ise ben imajımızdır. Kendimize ne kadar dürüstçe bakmaya çalışsak da, yıllar içerisinde kompleks bir şekilde birbirine geçerek oluşmuş bir imaj görürüz, başka bi şey görmek pek olası değildir (BY33). (ben imajı nedir, nasıl oluşur, havuzdaki daireler ve kesişmeleri)

Büyücü kendini her yerde görür çünkü onun bakışı masumanedir. Bir büyücü, hala bir egosu ve ben-imajının olduğunu bilir ama bunlar onu engellemez. (Don Juan’ın kendini önemsememek ilkesi ile karşılaştırın, eski büyücüler insanların kaç çeşit olduğunu saptamışlardı?)

Birbirimizi tanımlamak için kullandığımız isimler ve en basit tanımlamalar (arkadaş, aile, yabancı gibi) yargılarla yüklüdür. Örneğin arkadaş ve yabancı arasındaki uçurum yargılarla doludur. Bu yargılamalar, onları su üstüne çıkarmasak da, tozun merceği kirletmesi gibi görüşümüzü bozarlar. (Objektiflik var mıdır? Kavram olarak tartışın)

<

p align=”center”>Bazen cümleleri takip etmek zor
iç içe geçmiş sepetlerimin en içine
düşüyorlar
uzaklardan bir ses gibi geliyor
çok diplerden
bana ulaşmadan öyle belirsizleşiyorlar ki
kelimeler kayboluyor
uzun bir yılan gibi belli belirsiz
bir kuyruk kalıyor o cümleden geriye.

Onun çevresinde pastel rengi ışıktan
saçaklar dönüyor gelişi güzel.
yani o cümleyle aramda
duyguların denizi var dalga dalga
yani birleşmemiz çok zor
onlar dönüp dururken biteviye
hep aradan BİR AN göreceğim yüzünü
Bütün cümleler hepsi
bundan mı ibaret yani Sibel?!

<

p align=”center”>Öyleyse bu cümle bir kırbaç da olabilir
bir atkı da
Bir yay ve belki oku da olabilir
aramızdaki dalgaların şiddetine bağlı
o dalga bazen şimşek gibi
bazen bir meltem.
hepsinin ardından başka görüyorum yüzünü
oysa sen hep birsin
sonsuz sayıda ifade biçiminden BİR-i-sin.

10.01.05-SA-şiirimsiler

 

İnsanlar dışarıya bakıp nesnelerin büyüsüne kapıldılar ve gördükleri herşeyi isimlendirip kullanmak için can attılar. Tüm kuşlar ve vahşi hayvanlar isimlendirilmeliydi, yemek veya zevk için bitkiler yetiştirilmeliydi, topraklar keşfedilmek için vardı. Merlin bunların hiç birine ilgi göstermedi. Büyücüler genelde meşe, ceylan veya takımyıldız gibi en sıradan şeylerin bile isimlerini bilmezler. Ama bir büyücü bunlardan birine dalıp saatlerce bakabilir ve bunu tüm benliğini vererek yapar. (BY34)(Kafamızda taşıdığımız etiketleri konuşalım, olmayabilir miydi, olduysa bile şimdi ne yapılabilir?)

Zihnin hızı hayranlık vericidir ama bu hız bizi sıkıntıdan kurtarmaz. Hakkında fikir yürütebildiğiniz şeyleri deneyimlemişsinizdir ve deneyimlediğiniz şeylerden sıkılacaksınızdır!!!

Sürekli dönüşmesi gereken sensin dedi Merlin, paslanmaya yüz tutmuş benliğinle dünyayı yeni gözlerle görmeyi bekleyemezsin!

Büyücü hiçbir şeyi iki defa aynı şekilde görmez. (Neden?)

Masumiyet zihnin ötesindedir. Şu anki durumunuzu yargılamayın. Bilinmesi gereken ilk şey; ne yapılmaması gerektiğidir! Masumane bir şekilde görebilmenin sırrı, görmeyi umduğumuz şeyle koşullanmamış olan yeni bir bakış açısındadır (Don Juan’ın bileşim noktasını hatırlayın)

Eğer şurdaki ağacı gerçekten görebilseydin dedi Merlin hayretten yere yığılırdın.

(Gerçekliğin, bilinçli gözlemcinin katılımını beklediği kuantum ana fikrini tartışın.)

Bu ders şuna gelir: “masumane bir şekilde görürsen hayat verirsin”. Yaradılışın her zerresinde soluk alıp veren sevginin farkına vardığımızda, masumiyetimizin de farkına varacağız. (BY37)

 

Hazırlayan: Sibel Atasoy-16.11.2007

Giriş Kapısı

Giriş Kapısı – Sohbet dizisi

 

 

Bilmediğim yeteneklerimi keşfetmek üzere Giriş kapısının önündeyim, sevinçli bir tedirginlik ile ilk adımı atıyorum içime…

 

Bu haftalık sohbet dizisinde, niyetlerimizi yeteneklerimizle buluşturmak üzere bir yolculuğa çıkmayı öneriyorum. Her sohbette hayatın gizlerinden biriyle buluşup, o konudaki ilgimiz ve yeteneğimizin açığa çıkıp çıkmadığını gözleyeceğiz.

 

Ormana gittim, çünkü hayatımı kasıtlı olarak yaşamak istedim. Derinlemesine yaşamak ve hayatın iliğini emmek istedim, yaşam olmayan her şeyi kökünden söküp çıkarmak, ve ölmeye geldiğimde, aslında yaşamamış olduğumu keşfetmemek istedim

Henry David Thoreau

 

Konu başlıklarından bir kaçı:

 

– Bilinç, Niyetlilik ve Arka plan – Anlamlar, anlayışlar, yorumlar, inançlar, istekler ve deneyimler gibi niyetli fenomenler sadece kendiliklerinde niyetli olmayan bir arka plan yetileri kümesi içinde işlerler. Bu nedenle, ortada farklı arka plan yetileri bulunduğunda, aynı niyetli durum, farklı karşılama şartlarını belirleyebilir. Ve eğer uygun bir arka plan ile bağıntılı olarak uygulanmaz ise, niyetli bir durum hiçbir karşılama şartını belirlemeyecektir.

 

  • Rüyalarımızı ANlamak –  Rüyalar, gerçekten düşündüğümüz ve hissettiğimiz şeyi bize anlatırlar, düşündüğümüzü ve hissettiğimizi ileri sürdüğümüz şeyi değil. Uyanıkken kendimizi körleştirebilir ve bir budala yapabiliriz; ama uyurken bunu asla yapamayız! Rüyalar tıpkı ruhumuzdan gelen bir mektup gibidir; güç, bilgi, yaratıcılık ve sağlık kaynağıdır. Eğer rüyalarımızı göz ardı edersek kendimizi “herkes için erişilir olan ama çoğu insanın farkında olamadığı” zekadan yoksun bırakmış oluruz.
    Bu zeka ile ilişkiye geçmek için psişik kahin ya da telepatik olmamız gerekmez. Gereken tek şey sezilerimize, hayalimize ve özellikle rüyalarımıza kulak vermektir. Rüyalar tanrıların dilidir;  anlam ve mecaz açısından zengin  bu dil, bizi uykudan yaşama uyandırmaya yöneliktir.

 

– Dünyanın OLMAsı ve Ortalamaya çekilme kanunu/Kritik kütle – Dünyanın OLMAsından kaçınmak imkansıza yakın zordur. Nedir peki Dünyanın OLMAsı? Bu, altı milyar insanın ortak iradesiyle oluşturulmuş, dünya ve evren görünüşüdür… Dünyanın OLMAsı bize içeriyi tarif ettiği gibi dışarıyı da belletmeye çalışıyor; ahiret, farklı boyutlar, cennet/cehennem veya başka birçok yoldan, dışarıyı tanımlamaya çalışıyor.
Yani öyle ki; tüm engelleri geçseniz, ölümü göze alacak denli cesaretinizi takınsanız dahi, kendinden uzaklaşmanıza izin vermemek için, DIŞARI/ÖTE belirlemesini oluşturuyor, böylece doğsanız (Truman Show‘daki gibi,ufuktaki kapıdan çıkış) bile sizi kendi çekimi içinde tutmayı beceriyor. Dahiyane bir plan.

 

 

– Kuantumu anlamak üzerine – Temelde kuantum denen şey aynı anda hem dalga hem parçacıktır. Fakat ölçmeye veya gözlemlemeye kalkarsanız ya dalgayı ya da parçacığı bulursunuz. İkisi aynı anda saptanamazlar! Dalga ve parçacığı aynı anda net bir şekilde saptayamama durumu, Heisenberg’in ünlü belirsizlik İlkesinin özüdür.

Bu olgu, tıpkı koca bir kazan çorba içindeki şeyler gibi, hiçbir şeyin sabit ve tam ölçülemediği, belirsiz sanki hayaletvari, kolay kolay anlaşılamayacak olma olgusunu Newtoncu determinizmdeki “her şeyin sabit, belirli ve ölçülebilir olma” olgusunun yerine koymuştur.

 

– Kuzey Ay Düğümleri – ya da ruhsal astroloji – Astrolojinin hayatımız ve kendimizi bütünüyle anlamak için işimizi kolaylaştıran en önemli bölümü.

Astrolojik haritanızda Ay’ın Kuzey Düğümü’nün pozisyonu;  gizli yeteneklerinizi, en derin arzularınızı ve gerçek yaşam amacınıza ulaşmanızı engelleyebilecek olumsuz etkilerden kaçınmanızın yollarını sunuyor. Herkesçe bilinen güneş-burcu okumalarından elde edilmesi mümkün olmayan bir içgörü ve derinlikle, Ay’ın Düğümleri tarafından sunulan kişisel-portreniz, buraya öğrenmeye geldiğiniz yaşam derslerini ve arzuladığınız mutluluğa, doyuma ve huzura nasıl erişebileceğinizi açıklıyor.

 

– İsimler/sayılar, Numeroloji – İsimler ve sayılar, notalar gibi aslında bir frekanslar dizisidir ve aslına bakacak olursanız bunlar birer büyüdür. Şiir/büyü, söz, kitlesel coşkuyu canlandırıcı ses ve hareketler; evet, burada oldukça uzun bir yol aldık. Şiir, yüceltilmiş dil ya da ritmik dil, ilkel insanı güçlü ve tanrılardan kopmamış hissettiriyordu. Onu yürekli yapıyor, toplu törenleri kolaylaştırıyordu.

Ritmik olmayan dilin amacı inandırmaktır diyebiliriz; yani bireysel inandırmanın dili. Ritmik dil ise, kollektif konuşmanın, toplumsal coşkunun dili oluyor. “Büyü nedir? Kendi kişisel coşkularının farkında olan insan, bunları uyaran nesnedeki düzensizliği bulur; çünkü dehşet ve arzu gibi bilinçli duygular, bir kabilenin ortak yaşantısından ortaya çıkar, kabilenin bütün bireylerinin bazı şeyler üzerindeki ortak izlenimleridir.” diyor Caudwell. Daha da ilginci, “Büyünün sanatı ve bilimi doğurduğunu” da söyler!

 

– Cinsel Enerji Aktarımı ve genel olarak enerji bahsi – Cinsel enerjiyi ve aktarımını anlayabilmek için öncelikle ayırdına varmamız gereken önemli bir husus var:
Kadın olsun erkek olsun  insan dediğimizde, tek bir özneden bahsetmiyoruz.
İnsan bir bileşimdir. Bu sebeple anlaşılması zordur.
İnsanın varlığı üç ayrı bölümden oluşur; akıl – beden – ruh.
Bu üç bölümün her birinin ortasına, onları ikiye bölecek şekilde  bir perde yerleştirilmiştir.  İşte bu sebeple, insana dair her şey bu ikiye bölünmüşlüğün bileşimi olarak anlaşılmaya çalışılmalıdır.

 

– Sokrates’ten bu yana AŞK, ya da ilgi enerjisi – Kelimeleri yaratmış olan eskiler Mania’yı (Karşılığı sapıtma ya da aşk olan kelime) çirkin ve ayıp bir şey anlamında kullanmadılar. Böyle olsaydı sanatların en güzeline geleceği öğreten sanata, o kelime ile ilgili olarak Manike derler miydi? Ona bu adı verdiler, çünkü Mania’nın bir Tanrı vergisi olarak, gerçekten güzel bir şey olduğunu kabul ediyorlardı. Şimdikiler bu kelimelerin içine bir t sokuşturarak, Mantike ( bilicilik bilimi, tanrılar bilimi anlamında da  kullanılırdı) sözünü vücuda getirdiler.

 

– Kaos ve Düzen – Hangi konuyu tartışırsak tartışalım bir süre hem de- kısa bir süre- sonunda geldiğimiz bir ana eksen var; muhafazakarlık/anarşizm!

 Evrenimizin kaos ve düzen arasında sorunsuz varoluşu gibi, bunun iz düşümleri olarak biz de muhafazakarlık ve anarşizm arasında doğup yaşayıp ölüyoruz.

Üstelik bu ana eksenin, zaten varoluşun temelini oluşturan düalizmin  gereği olduğunu sıklıkla atlıyoruz, farkında olmaksızın bu oltalardan birini yutuyoruz ve yaşamımızın içinde belki ağırlıklı olarak bunlardan birini destekler biçimde yer alışımıza karşın farklı zamanlarda ve farklı durumlar karşısında diğer metodu da savunmaktan geri durmuyoruz. Hatta birini savunurken diğerini yaşıyor olabiliyoruz. Birbirinin karşıtı gibi görünen bu iki olgu; İyi/kötü, Tanrı-şeytan ikiciliği, bizi deli konumuna getirmeksizin, birbirlerinden habersiz, içimizde yaşayıp gidiyorlar.

 

  • – Kanal Bilgileri nedir ? – ve her gün yaşamımıza yeni bir isimle giren enerji tedavileri, medyumik bilgiler, özetle bütün bu YENİ DÜNYA konuları nedir, nereden geliyorlar?
  • – Bilgeler’den esintiler –Sokrat, Spinoza, Jung, Einstein, Feynman gibi batılı bilgelerden Gurdjieff, Halil Cibran, Lao Tzu, Maharaj gibi doğuya ait değerleri topluca anmak ve bağlantıları kurmak bizi zenginleştirecektir.

 

  • – Şamanizm – Dünyanın bildiğimiz en eski bilgelik ve şifa teknikleri, Tek tanrılı dinlerin geliştiği kaynak, kökümüz. Bu konu genel anlamda dünyada bilindiği kadarıyla irdelenecek ve sonrasında Kızılderili şamanik felsefesini aktaran Carlos Castaneda ile açılımlanacaktır.

 

Tüm bu konularla yakınlaşıp, sağlayacağımız altyapı ile OYUN Kuramı‘nı irdelemeyi hedefleyeceğiz.