Freud Ego ve Tanımlar

Ego ideali kavramını, kavramın kendi üzerinden değerlendirmeye karar verdiğimizde, kavramı bir tespit ile önümüze koyan Freud’un etimolojiye bir yenilik getirirken aslında kendi duyumsamalarını değerlendirdiği ve HÜCREyi neredeyse hiç hesaba katmadığını öngörebiliriz. Beyaz insanın fetihlerinden biridir EGO, onu haklı kılan ve hiç te naif olmayan kavramlar dizinlerinin hayatımıza müdahalesidir. Ego,id ve benzer sınıflandırmalar RUHbilim’i taçlandırırken ve yapılandırırken aynı anda RUH düşüncesini de güçlü bir şekilde desteklemektedir. Freud’un tanımları Tanrıyı hiçlemez, içseli indirgemeci bir tavırla başka bir bilinmeze yollar ve ayrıca estetik algısından oldukça yoksundur. Freud “sevgi” yi net bir şekilde tanımlamamıştır. Çoğu kez cinsellikle raporlanan münferit çelişkiler barındırır bu konudaki söylemleri…

Freud’ün bilimsel! çalışmalarına baktığımızda, Çiftleşme arzusu id ye ait bir güdüyse, o halde egoyu narsist sexual gelişmelerin itici faktörü olarak değerlendirmek nasıl mümkün olabilmektedir?

Freud, hiçbir özel belge, anı defteri, mektup bırakmamak için hepsini yakmış. Bu ilginç davranışın “sevgi” bağıntısı hiç yoktur.

Ama ben hala egoyu sevgiye atfetmeye kararlıyım.

Bir şey rica edeceğim Freud’un ve diğer ruhbilim uzmanlarının görüşlerinden ziyade bu konuda kendi fikirlerinizi belirtirseniz sevinirim.

İngiliz kilisesi Darwin’den özür dileyecek

İngiliz Kilisesi, 126 yıl önce ölen ünlü bilim adamı Charles Darwin’den, evrim teorisini yanlış anladığı için özür dileyecek.

İngiliz Daily Mail gazetesinin haberine göre, kilise yetkilileri Darwin’den diledikleri özrün Papa 2. John Paul’ün, dünya güneşin etrafında döner dediği için kilise tarafından yargılanan Galileo’dan özür dilemesi ile benzer nitelikte olduğunu söylüyor.

Kilisenin, 1860’larda Darwin’e atılanı lekenin telafi edilmesi amacını güttüğü ve böylece kendini köktendinci Hıristiyanlar’dan ayırmak istediği belirtiliyor.

İNTERNET SİTESİNDEN YAYINLANACAK
İngiliz Kilisesi’nin internet sitesinde yayımlanması beklenen özür yazısında, “Charles Darwin, doğumundan 200 yıl sonra, İngiliz Kilisesi sana bir özür borçlu, seni yanlış anladığı, sana yanlış tepki verdiği ve başkalarının da seni hala yanlış anlamasına sebep olduğu için. Ancak senin itibarın için verilen mücadele henüz bitmedi.” ifadeleri yer alacak.

HIRİSTİYAN ÖĞRETİ İLE EVRİM TEORİSİ UYUYOR
Darwin’den özür dileyen yazıyı, Başpsikoposlar Konseyi’nin halkla ilişkilerden sorumlu üyesi Malcolm Brown kaleme aldı.

Brown, insanlar ve kurumların hata yapabileceğini ve Hıristiyanlar ile kilisenin bunun dışında olmadığını savundu. Brown, “Yeni bir fikir ortaya çıktığında, insanların dünyaya bakışı değişir. Bütün eski değerlere saldırıldığını hissederler ve yeniye karşı savaş açarlar. Kilise bu hataya Galileo ile düştü. Ve bazı kilise yetkilileri aynı hatayı 1860’larda Charles Darwin ile de yaptılar. Bu yüzden Darwin’in teorilerinin dini düşünce üzerindeki etkisinin yeniden düşünülmesi gerekli.” diye konuştu ve Hıristiyan öğretisi ile Darwin’in bilimsel teorileri arasında uyuşmayan bir şey olmadığını söyledi.

TORUN DARWİN: 200 YIL SONRA GELEN ÖZÜR HATAYI DÜZELTMEZ
Darwin, insan dahil tüm canlı türlerinin doğal seçilim yoluyla bir ya da birkaç ortak atadan evrildiğini öne sürmüştü.

Charles Darwin’in torununun torunu Andrew Darwin ise kilisenin özür dileme kararını duyduğunda şaşırdığını ancak bunun anlamsız göründüğünü söyledi. Torun Darwin, “Eğer bir özür 200 yıl sonra geliyorsa, bu bir yanlışı düzeltmez. Sadece o özrü dileyen kurumun daha iyi hissetmesini sağlar.” diye konuştu.

Ancak Darwin’in başka bir torunu Horace Barlow (87) ise atalarının kilisenin özrünü duymaktan memnuniyet duyacağını söyledi.

SÖZCÜK EVİ IV

Bir “T” cetveli nedir? Bir simge olarak nedir? Koridorda bir “T” cetveli sözcük evi’nde “dön” demektir. Ve geldiği yere dönmek birçok insanın aklına gelmez ve bunu çoğu kez Heraklitos’un aynı suda iki kez deyişi ile karıştırmak gibi bir yanılgıya düşer insanlar.. insanlar… evet insanlar sözcük evinde sayıları kullanmamaları konusunda uyarılırlar da ama uyarı varlığı gereği ihlale mahkumdur.
Elbette şiddet yanlısı değiliz. Söylemek istediğimiz şu: geçip gittiğiniz yer varmak istediğiniz yer de olabilir. Ve sizin oraya yeniden ulaşmak için alacağınız mesafe sürekli bir geride bırakma eylemine dönüşerek olasılıklarınızın sayısını artıracak. İşte biz buna sonsuz hareket diyoruz. Döngüden farkı başlangıcın ve bitişin bir nokta olarak daima göreceli oluşu. Dışarı ya da dışına çıkmazsanız durmanız imkansızdır dışarıda ya da dışındaysanız orada hareket yoktur. sonuç olarak aynı suda iki kez yıkanılmayacağı doğrudur …Karşımızda, “aynı şey”in bulunduğunu sandığımız her yerde durum böyledir. Kalıcı şeyler varmış sanısına kapılmamız,değişmenin kuralsız değil de, belli bir düzene, belli bir ölçü ve yasaya göre olması yüzündendir. (bknz. Macit Gökberk,felsefe tarihi) Şimdi; Althusser’e ulaşmak için dönmek ve bunu yaparken zihninizi başka hiçbir yere gitmemeye başka hiçbir yere dönmemeye ikna etmek zorundasınız. Ki siz de fark etmiş olmalısınız, kabalık etmeyi istemeyiz ama bu imkansız. Daima göreceli çıkış ve varış noktaları ideallerdir herhangi bir şeye dönme çabası sonsuz hareket, daima yeni edim demektir. Bu bir anlamda fluxus’a götürebilir sizi (bknz. Beuys için koridor 265/73. oda.) Burada gezinmek bir kütüphanedeymişsiniz hissi uyandırmakla birlikte buranın bir kütüphaneyle neredeyse hiç ilgisi yoktur. Kelimeler, cümleler, kavramlar, konular elbette belirli bir düzene, belli bir ölçü ve yasaya göre bir plan dahilinde tasnif edilmiştir. Sözcük evi kat planlarını temin etmiş olsaydınız büyük olasılıkla bu karmaşa yaşanmayacaktı ama “üzgünüz planlar anlık değişiklikler nedeniyle hiçbir zaman son halini alamıyor ve bu nedenle kullanımınıza sunamıyoruz. Size başka nasıl yardımcı olabilirim” ses kaydını kat girişlerindeki ankesörlerden dinlemiş olmalısınız tabi eğer yardıma ihtiyacınız olduğunu düşündüyseniz, yardıma ihtiyacınız olduğunu kabul ettiyseniz –ki bu çok önemli aksi takdirde tedavi imkansız değil mi. Pekala gülmüyoruz. Ayrıca burada sınıflar görecedir. Aynı isimler farklı odalarda farklı konular altında-içinde, farklı felsefe ve ideolojilerle okunur ve hak verirsiniz ki farklı sonuçlara ulaşılır. Şu halde ne aradığınızı bilmek dışarıda olduğu gibi sözcük evinde de oldukça önemli örneğin Althusser’i sanat yazılarıyla arıyorsanız ya da ideolojik aygıtlarla sadece bu başlıklarla bile nerdeyse onlarca odada okuma yapıyor insanlar. Sesli okumalar. Sesli okuma ve sesli düşünme. Doğrusunu söylemek gerekirse burada odalar çoğu kez yanlış yere gelmiş insanlarla doludur. Bizi yanlış anlamayın lütfen. Bazı insanlar mutfak etkinliklerinde yer almayı daha çok istiyorken Othello’nun içinde bulabiliyor lar kendilerini. Sezgileri güçlü olanlar, doğru(!) kararlar alanlar, dikkatli olanlar, falanlar filanlar (gülüşmeler) ve “bu değil” diyebilenler (ne kadar da vahşi, keskin bir avcı olmayı öğrenmek mi delirmemek için) ancak istediği yere gidebiliyor burada. Aksi takdirde ulaşmak imkansız. Üstelik dışarı çıkmak da sanıldığı kadar kolay değil. Yani kurabiye yapım uygulama odalarından kabartma tozunun kimyasalları arasında gerçekten gitmek istediğiniz yere kadar delirmeniz çok mümkün. Şimdi size yardımcı olmayı çok ama çok istiyoruz, size bilgi vermeyi, delirmenizi engellemeyi, çok her şeyi çok istiyoruz (gülüşmeler, mırıl mırıl okuma sesleri…) peki madem Althusser’e gitmek istiyorsunuz ve bizim de size yardımsever insanların yaptığı gibi bir şey vermemiz gerekiyor o halde bunun gerçek bir yardım olmasını istiyoruz …Sanat “öncülsüz sonuçlar” görmemizi, bilgi ise “öncül”lerden yola çıkmış “sonuç”ları üreten işleyişlerin içine girmemizi sağlar.(bknz. Althusser, sanat yazıları, syf:106) ve bir şey daha …Herhangi bir imgenin anlam ve etkileri, her zaman aşırı yüklü ve çoğul olan duyusal çevre ve bu çevre içinde yer alan gözlemciyle yan yanadır. Örneğin Benjamin için 19. yüzyıl ortalarında sanat müzesi, bir gözlemcinin deneyimlediği ve içinde dolaştığı birçok düş alanından yalnızca birisiydi; pasajlar, botanik bahçeleri, balmumu heykel müzeleri, kumarhaneler, tren istasyonları ve mağazalardan bir farkı yoktu. (Walter Benjamin, Das Passagen Werk, Frankfurt 1982 cilt I syf 510-23/Jonathan Crary) bu; bizi saçmalıkla suçlamadan önce düşünmeniz içindi ve artık gitmeliyiz, biraz önce botanik odalarının birinde Japon gülü yetiştirme teknikleri uygulamalarında küçük bir sorun yaşanmış gidip bakmalıyız, size iyi günler dileriz.

Bir çocuk var içimde..

Kendi kendine saklanıp ,
kendi kendini sobelemek isteyen bir çocuk,
zıplayıp duruyor içimde.
Bir solukta, yüreğimden elime dokunup kaçan ,
sonra aynı hızla gözbebeğime kayan da yine aynı çocuk .
Dalda ki eriğe haince bakıp, hatta koparıp yedirten de o işte..
Kirazlardan küpe yaptıran da..
Bu günlerde ki kaçma isteğimi kamçılayan,
yönü yada yeri belli olmayan firarları içime salan da bu haylaz çocuk ..
Elimden tutup çekiştiren
Saçlarımı tokasından sıyırıp uçurtan da..
Yazmamı engelleyip
“yormak istemiyorum kendimi kendi sözlerimle …”
Dedirten de..
Bir çocuk var içimde, dunyaya gelmeyi red eden…
ruhumla barışık aklımla karışık..
Bir çocuk,
Güneşe aşık,
Aya tutsak
Yıldızlara hayran
Bir çocuk
Renkli dunyasında
Beyaz hayaller kuran
Her şey çok güzel olacak dedirten
Umudu, hayat oyununa dahil eden
Elma şekeriyle mutlu
Kağıt helvasıyla gülümseyen..

Bir çocuk var içimde
Hayata istediği yerde “üç nokta” koydurabilen