Duvar resmi

Bu duvar resmi 216 ressam tarafindan
yapilmis.Resimin her karesi ayri bir ressam tarafindan yapildi.
Her karenin ustunu tiklayip o karenin alindigi resmin
butununu gorebilirsiniz.

Hic bir karedeki resim aslinda buyuk resimle
alakasi yok,kareler yerlerine ( renk,sekil,ton..) olarak
yerlestirilmis.Mesela at’in gozune bir bakin..

http://www.muralmosaic.com/Cochrane.html

Sevmek Hissetmektir…


Mavi, yeşil ,siyah, kahverengi,ela… Pırıl pırıl parlayan hüzünlü gözler.Her hareketimi kaçırmak istemezcesine, bana ilgiyle ve merakla bakan gözler…. Daima onlar tarafından takip ediliyordum. Nereye gitsem arkamdan benimle birlikte gelirler ve evde kapımın önünde sabahtan akşama kadar oturur bekleşirlerdi. Tüm boş zamanlarında ve okul saatlerinde dahi, teneffüs aralarında koşarak gelirler , benim bahçemde veya evimin etrafında zamanlarını geçirirlerdi sevgili minik dostlarım…. Bahçem onların oyun alanı olmuştu. Muhtar ve bazen köyün ileri gelenleri beni rahat bırakmalarını söylemelerine rağmen, onlara benim bahçemde oynamalarına müsaade ettiğimi belirtmeme sevinmişler ve bu tavrım onlara cesaret vermişti. Yaşlı muhtar başını sağa sola sallayarak bilgiç bir edayla ”bunlara fazla yüz verme hemşire hanım kızım yoksam baş alaman ‘ demişti. Ona gülümseyerek ‘ sen üzülme muhtar amca sorun yok, ben çocukları çok seviyorum ve bana faydaları da çok. Bana zazaca öğretiyorlar, tercüme ediyorlar ” diyerek bu vefakâr adamı rahatlatmaya çalışmıştım. Bu insanlar beni onlar için bulunmaz bir nimet olarak görüyorlar ve rahatımı sağlamak için ellerinden geleni yapmaya çalışıyorlardı. Hatta aralarında ”yönünü şaşırmış kanatları kırılıp, gökyüzünden yeryüzüne düşmüş bir melek olduğumu” söylediklerini de minik dostlarımdan duymuştum.

Bahçemde kuş cıvıltılarıyla çocuk sesleri birbirine karışarak yalnız dünyamı benimle paylaşıyorlardı. Tek eksiğim bahçemde o çok sevdiğim çicekler. Toprak taşlı ve yeşillik yoktu. Bir gün elime kazmayı alarak kazmaya başladım ama her darbede bir taşa rastlıyordum. Minik dostlarımda her zaman olduğu gibi beni seyrediyorlar aralarında konuşarak gülüşüyorlardı. İçlerinden biri ”şıle sen napayon” diye sordu. Bu çabalarıma anlam verememişlerdi. Eski dergilerden çiçek resimlerini göstererek ”işte bunlardan bahçemde olsun istiyorum” dedim. Heyecanla bana bu çiçeklerin benzerlerinin dağlarda çok olduğunu ama yenilecek bir şey olmadığını söylediler. Onların küçük dünyasında bir şey ekmek için yenilmesi gerektiği düşüncesi hakimdi:))) Onlara her sabah uyandığımda, penceremi açtığımda bu rengârenk çiçekleri görmek ve kokularını koklamak istediğimi söyleyerek tabiatı korumanın, çevreyi güzelleştirmenin önemini anlattım. Hepside başlarını sallayarak beni anladıklarını ifade ediyorlardı. Fakat taşlı toprağın ekim için uygun olmadığı da bir gerçekti ve ben bu sevdadan vazgeçmeliydim.

Ertesi sabah uyandığımda kepenklerimi açınca görmüş olduğum manzara karşısında hissettiğim duygular, gözlerimin yaşlarla dolmasına sebep oldu. Benim minik dostlarım, sabah erkenden kalkmışlar köyün hemen arkasındaki dağdan ve çevrelerinden topladıkları pembe, sarı, beyaz, kırmızı rengarenk kır çiçeklerini bahçemdeki taşların arasına sıkıştırmışlardı. Bütün bir yaz boyunca her sabah solan çiçekleri yenileriyle değiştirmeye devam ettiler. Yırtık pırtık ve yamalı elbiseler, çıplak ya da yıpranmış çarıklar içinde ayaklar, hayat dolu gözler… Minnacık ellerindeki çiçekleri taşların arasına ekerlerken anlamışlardı benim tabiata olan tutkumu ve sevgimi… Onlarda bana olan sevgilerini bu şekilde ifade ediyorlardı.
Anladım ki benim o minik dostlarım da taşların, kayalıkların arasında yaşama tutunmaya çalışan sevgi çiçekleriydi…

”Sevmek hissetmektir”

4 Eylül 1985 Yaydere köyü / Bingöl

Buzdan kalpler…


Sevdalar bir iz bırakıp geçerken yüreklerden,
Zaman rüzgarlarıyla savrulan kumlarla örtülür izler.
Hırçın dalgalar delicesine çarparken kayalıklara,
Yaşanmış acıların ağır yüküyle yavaşlar ritimler.

Gecenin karanlık gözlerinde kaybolur sevdalar.
Kollarıyla sarmalar yalnızlığı sisli geceler…
Dağların arasından kızıl bir hüzün süzülürken,
Yıldızlar dökülür yeryüzüne buzdan kalplerden…


11.04.2008
Mesa/ANKARA

Güçlü Bir Kadın -Dayanıklı Bir Kadın

GÜÇLÜ BİR KADIN;
-Vücudunu formda tutmak için her gün antreman yapar·
-Hiç bir şeyden korkmaz·
-Kimsenin kendisinden bir şey almasına izin vermez·
-Hatalar yapar ve ilerde aynı hatalardan kaçınır·
-Kendinden emin adımlarla yürür·
-Yüzünde kendinden emin bir ifade vardır·
-Yolculuk için yeterli gücü olduğuna inanır·
DAYANIKLI BİR KADIN;
-Her gün ruhunu formda tutmak için yardımlar yapar·
-Korkusuna rağmen cesaret gösterir·
-Hataların birer deneyim olduğunu bilir ve bunu kendine sermaye yapar·
-Düşerse eğer iradesinin onu kaldıracağından emindir·
-Yüzünde hep şükran okunur·
-Yolculukta hedefin değil,yolun kendisinin önemli olduğunu bilir·

Bir kadınsanız kendinizi hangisiyle tanımlarsınız?
Bir erkekseniz partnerinizin hangisi olmasını isterdiniz?

Savaşçı, Aşksız Bir Hiçtir!

Sabır ve hız

Savaşçı bu mesajı tanıdığı pek çok erkek ve kadında okumuştur. Asla ilk izlenime kanmaz ve başkaları onu etkilemeye çalışırken sessiz kalmakta ısrar eder. Ve bunu, kendi kusurlarını düzeltmek için bir fırsat olarak kullanır -çünkü insanlar aynı zamanda iyi birer aynadır. Bir savaşçı öğrenmek için karşısına çıkan her şeyi iyi bir fırsat olarak kullanır ve çelişkilerini kabul etmeyi bilir.

Işığın savaşçısının hem sabra hem de hıza aynı anda ihtiyacı vardır. Bir stratejide en büyük hata, zamansız davranmak ve fırsatın elinizden kaçıp gitmesine izin vermektir. Bu hatadan kaçınmak için savaşçı her bir durumu eşsiz bir durummuş gibi ele alır, hiçbir formüle, reçeteye ya da başkalarının düşüncelerine bel bağlamaz.

Halife Muaviye, Hz. Ömer Bin El-Hattab”a büyük politika yeteneğinin sırrını sordu. Aldığı cevap şuydu: ”Hayatımda hiçbir meseleye bu işin içinden nasıl çıkabileceğim üzerine hazırlık yapmadan girişmedim; öte yandan, giriştiğim hiçbir işin içinden hemen çıkmayı istemedim.”

Işığın savaşçısı kalbini her zaman nefret duygusundan temiz tutar. Bunu yapabilmek için affetmeye ihtiyacı vardır.

Bir savaşa girdiğinde İsa”nın şu sözünü asla unutmaz: ”Düşmanlarınızı sevin.” Ve savaşçı bu söze uyar ama İsa”nın sözlerinin ”Düşmanlarınızdan hoşlanın” anlamı taşımadığını da hep hatırlar.

Affetmek savaşçı için her şeyi kabullenmek zorunda kalmak demek değildir. Bir savaşçı asla başını öne eğmemelidir; çünkü bunu yaparsa hayallerinin yattığı ufku gözünden kaçırabilir.

Dinlenme ve hareket

Savaşa ara verildiğinde savaşçı dinlenir.

Bu günlerini çoğunlukla hiçbir şey yapmadan geçirir; çünkü kalbinin buna ihtiyacı vardır.

Ama duyuları hep tetiktedir. En büyük günahlardan biri olan uyuşukluğa kapılmaz; çünkü

bunun kendisini nerelere götürebileceğinin farkındadır: zamanın öylece akıp gittiği ve başka hiçbir şeyin olmadığı pazar öğleden sonralarının o ılık ruh haline.

Savaşçı bu zamanı ”mezarlık huzuru” olarak adlandırır. Ve Mahşer”den bir alıntıyı hatırlar: Sizi lanetliyorum çünkü siz ne soğuk ne de sıcaksınız. Keşke soğuk ya da sıcak olsaydınız! Ama ılık olduğunuz için sizi ağzımdan dışarı kusacağım.

Savaşçı dinlenir ve güler, ama her zaman dikkatli ve harekete hazırdır.

Melek ve Şeytan

Bir savaşçı, melek ile şeytanın, kılıcı tutan el için kavga ettiğini bilir.

Şeytan, ”Başaramayacaksın” der. ”Doğru anı kaçıracaksın. Korkuyorsun.” Sonra Melek belirir ve ”Başaramayacaksın” der. ”Doğru anı kaçıracaksın. Korkuyorsun.”

Savaşçı şaşırır. Her ikisi de aynı şeyi söylemektedir.

Şeytan şöyle devam eder: ”Bırak sana yardım edeyim.” Melek ise şöyle der: ”Sana yardım edeceğim.”

İşte o anda savaşçı aradaki farkı anlar. Sözler aynı ama anlaşma başkadır. Böylece zaferini Tanrı”ya adayarak cesaretin verdiği güvenle meleğin elini tutmayı seçer.

Günahlara İnanmak

Işığın savaşçısı sezgilerinin ne kadar önemli olduğunu bilir. Savaşın ortasındayken düşmanının darbeleri üzerine düşenecek vakti yoktur; bu yüzden sezgilerini kullanır ve kendini meleğinin ellerine bırakır. Barış zamanında ise Tanrı”nın kendisine gönderdiği işaretlerin şifresini çözer.

İnsanlar onun için ”Bu adam deli” ya da ”Bir hayal dünyasında yaşıyor” ve hatta ”Mantığı olmayan şeylere nasıl böyle inanabiliyor?” derler. Ama savaşçı sezgilerin Tanrı”nın alfabesi olduğunu bilir ve rüzgarı dinleyip yıldızlarla konuşmayı sürdürür.

Aşka İnanmak

Bir savaşçı için imkansız aşk diye bir şey yoktur. Sessizliğin, farklılığın ya da reddedilişin gözünü korkutmasına izin vermez. Çünkü insanların yüzlerine geçirdiği buzdan maskelerin ardında ateşten bir kalp olduğunu bilir.

İşte bu yüzden savaşçı, başkalarından çok daha fazla şeyi riske eder. Birinin sevgisi için hiç yorulmaksızın çabalar -bu sürekli ”hayır” sözcüğünü duymak, eve yenilgi içinde dönmek, hem fiziksel hem de ruhsal anlamda reddedilmiş hissetmek anlamına gelse bile. Bir savaşçı ihtiyaç duyduğu şeyin peşindeyken kalbinin korkmasına izin vermez. Çünkü aşksız o bir hiçtir.

Anlaşmaya inanmak

Savaşçı savaş alanını her zaman kendisi seçemez. Bazen kendini hiç arzulamadığı savaşların içinde bulup şaşırır, ama bunlardan kaçmanın hiç faydası yoktur çünkü bu savaşlar nereye gidersi gitsin onu takip edecektir. Bu yüzden çatışmanın kaçınılmaz olduğu zamanlarda savaşçı düşmanıyla konuşur. Korku ya da ürkeklik göstermeksizin karşısındakinin neden savaşmak istediğini öğrenmeye çalışır. Savaşçı, kılıcını kılıfından çıkarmadan, karşısındakini bu savaşın onun savaşı olmadığı konusunda ikna eder.

Savaşçı, düşmanının söyleyeceklerini dinler ve sadece gerekliyse dövüşür. Eğer başka bir alternatifi yoksa, zaferi ya da yenilgiyi düşünmeden dövüşür: Savaşı sonuna kadar sürdürür.

Azme inanmak

Işığın savaşçısı yargılamaları ve eleştirileri tevazuyla kabul etmek gerektiğini söyleyen eski öğütleri asla unutmaz. Haksızlık yaşanır. Savaşçı birden kendini hiç hak etmediği durumlarda bulabilir ve kendini savunmaya bile niyeti olmaz. Böyle zamanlarda savaşçı sessiz kalır. Enerjisini sözlerle harcamaz çünkü sözler bir işe yaramayacaktır. En iyisi gücünü direnmek için kullanmak, sabırlı olmak ve birilerinin onu izlediğinin farkında olmaktır. Haksız yere acı çeken birini gördüğünde bu durumu kabullenemeyecek insanlar vardır. Bu insanlar savaşçıya en çok ihtiyaç duyduğu şeyi verir: Zamanı. Er ya da geç, her şey yine savaşçının lehine çalışmaya başlayacaktır. Işığın savaşçısı akıllıdır; yenilgileri üzerine yorum yapmaz.

Kişisel efsanelere İnanmak

Savaşçı, kendi kişisel efsanesi olduğunu varsayar; bu onun yaşama sebebidir. Çevresindekiler onun için şunu söyler: ”İnancı takdire şayan!” Savaşçı bir süreliğine duyduğu bu sözlerle gururlanır, ama sonra bundan utanç duyar; çünkü ortaya koyduğu inanca aslında sahip değildir.

O an meleği gelip kulağına şunu fısıldar: ”Sen sadece ışığı taşıyan bir araçsın. Kendinle gurur duyman için de, kendini suçlu hissetmen için de bir sebep yok; sadece kaderini gerçekleştirmek için bir sebep var.” Ve savaşçı sadece bir aracı olduğunun farkına vardığında kendini daha sakin ve güvende hisseder.

Paulo Coelho