Bilgisayar ekranından meçhul dostlara selam yollamak ya da sanal bir oyuncakla sahte aşklar yaşamak… “Yalnız Kalpler Kulübü” yüzyılı, uzaktan sevmeyi kutsayarak kapatıyor. Oysa eski yüzyıl, Adem ile Havva’dan beri tanıdığımız bir ilişki türünü fısıldıyor kulağımıza: “Sevmek dokunmaktır…!”
Bazı haberler vardır, okurken gözünüze ilişen birkaç damla, beyninizde bir denize dönüşür. O damlanın saydamlığında bütün bir okyanusu görmüş gibi olursunuz.
Geçen hafta Aktüel’de çıkan birkaç satırlık bir haber, öylesine bir açık denize sürükledi beni…
Birkaç yıl önce yayınlansa bilimkurgu romanı zannedebileceğimiz bir öykü, gerçek bir olay olarak karşımızdaydı işte…
- yüzyılın eşiğinde oyuncak bebeklerin, evcil hayvanların ve yakın dostların yerine ikame edilen Japon icadı Tamagotchi ile ilgiliydi haber… Daha birkaç ay önce çocukların dijital komutlarıyla beslenip “yaşayan” bir sanal oyuncak olarak karşımıza çıkan Tamagotchi bu kez “hayat arkadaşı” olarak piyasaya sürülmüştü.
“Yalnızlıklar çağı”nın sanal sevgilisi, kimsesiz kalplere sevda insert’lemek üzere görev başındaydı. 6.5 milyon lirayı gözden çıkaran genç kızlar, bu oyuncaktan alıp ceplerine koyuyorlar, sonra da bir erkek arkadaşla paylaşabilecekleri herşeyi O’nunla paylaşmaya başlıyorlardı. O’na hediyeler alıyor, partilere götürüyor, kendilerini sevdirmeye çalışıyorlardı. Ancak çağımızın ilişki biçimlerine göre kodlanan Tamagotchi, zamanla gerçek bir partnerin tepkilerini veriyor, çok hediye alırsa bir jigoloya dönüşüyor, şımartılınca sevgilisini terkediyordu.
Her şeye rağmen, bu oyuncak muhafazakar kız babaları için “ehven-i şer”di. Ergenlik çağındaki kızlarını “kötü niyetli” delikanlılardan uzak tutmaya çalışan ebeveyenler, onları sanal sevdalarla oyalamayı tercih ediyorlar ve Tamagotchi’nin en iyi müşterileri oluyorlardı.
AIDS çağına özgü ideal bir ilişki türü gibi görünüyor değil mi?
Ancak akıl edilemeyen şu ki, Tamagotchi’leri kendi zevklerine ve gereksinimlerine göre kodlayanlar yine o genç kızlar… ve “şeytan” sadece dışardaki kötü niyetli oğlanların içinde değil, yeni yetme kızların beyninde de gizli… O yüzden de küçük kızlar, beyinlerindeki “şeytan”ı, minik oyuncaklarının “ruh”una kaydediyorlar. Sanal sevgili de bir süre sonra onlara bekledikleri soruyu soruyor:
“Benimle yatar mısın..?”
Yanıt “Evet” olursa Tamagotchi, zaferini ekranda binbir renk uçuşturarak kutluyor ve ardından kendini bir saatliğine kilitleyerek orgazmın tadını çıkarıyor. Yeniden açıldığında ilk sorusu, “Nasıldım bebeğim?” oluyor. Yanıtı beğenmezse sevgilisini terkediyor.
Nedense bu oyuncaklar bende geleceğe dair tuhaf bir karamsarlık ve kuşkuya yol açıyor. Çok yakın bir gelecekte, birbirleriyle iletişimi kopmuş milyonlarca yalnız çocuğun, sevgiyi, ceplerinde gezdirdikleri sanal oyuncakların ekranlarından yansıyan sahte aşklarda arayacaklarını hayal etmek, bana korkunç trajik geliyor.
Tıpkı uzun gecelerde kendine internet ekranında laflayacak bir dost arayan “Yalnız kalpler kulübü” üyeleri gibi…
Ya da ilk cinsel bilgilerini televizyon ekranında Tutti Frutti yarışmalarından alan yeni yetmelerin hali gibi…
Farkında mısınız bilmem, ana babaların “çocukları yatırsak da erotik birşeyler seyretsek” dedikleri dönem çoktan kapandı. Şimdi çocuklar, ana babalarını yatağa yollayıp, şifresini ezbere bildikleri “kilitli televizyonlarının ekranından ergin hayatının gizli dünyasını keşfe çıkıyorlar.
Bütün bu keşifler, ilişkiler, dostluklar bir ekran başında yaşanıyor.
Dokunmadan… Sevmenin dokunmak olduğunu bilmeden… Arkadaşlarını, evcil hayvanlarını, oyunlarını olduğu gibi şimdi sevgililerini de sanal dünyadan seçmeye başlıyorlar. Japonya etiketli bir oyuncakla yaşanan sahte aşklar ve beyinlerindeki şeytanın dilini konuşan bir partnerle paylaşılan cinsel fanteziler…
İşte AIDS’in çaresini bulduk. Sıra yalnızlığınkinde…
CAN DÜNDAR