Şeytan Keman Çaldı

1712’nin bir gecesinde, Şeytan genç kemancı Giuseppe Tartini’yi ziyaret etti ve rüyasında ona keman çaldı.

Giuseppe o müziğin asla bitmemesini istiyordu, ama uyandığında müzik ortada yoktu. O yitirilmiş müziğin peşinde, Tartini iki yüz on dokuz sonat besteledi ve bütün hayatı boyunca nafile bir ustalıkla bunları icra etti.

Dinleyici topluluğu onun başarısızlıklarını alkışlıyordu.

Endeavur ve Gizli Sayılar

Haftaya Endeavur dizisiyle başladım

Daha ilk sahnelerden kaliteyim diye bağıran bir polisiye dizi. Her sahnesine özenilmiş, İngiltere kırsalının güzelliği ve atmışlı yılların kasveti, bir başka kültürün tüm kokusu birleşip üstüne Agatha Christi’nin zeka dolu ama anlaşılabilir tarzı eklenmiş. Ben çok sevdim diziyi. Bölümlerin birbuçuk saat olması da kısa film tadı veriyor.

Haftanın ikinci dizisi Trapped…

İzlanda sahilleri, kar, buz, fırtına ile başladı -muhtemelen böyle de sürecek- polisiye gerilim ve daha ötesinde neler var henüz bilemiyorum fakat bize uzak yabancı bir kültürün yaşama bakışını izleme fırsatı kolay kolay bulunmuyor. Sorun sadece iki alt yazı üst üste bindiğinden ve izlandacadan da hiç anlamamaktan kaynaklanan görsel bi bulanıklık 🙂

*

This is us dizisi özellikle 13.bölümde tavan yapan önemli bir özelliğe sahip; ebeveyn olmak nedir? Nasıl olmalıdır?
Çok duygulu sahneler var, kaliteli bir yapım, yine de gözden kaçırmamak gereken husus bir şeyi “idealize” etmek uzun vadede dünya insanına yarar sağlamadı çünkü hiç bir insanı, durum ve zamanı,etkileşim ve yaratımdan getirdiklerini bir diğeriyle kıyaslayamazsın. Eğer bu diziyi, “ahhhhh benim annem babam böyle olacaktı kiiii…” hissiyle seyredenler varsa sadece boş bir avuntu olur bu 🙂 Bize “ortak rüyayı” paylaşılan dünya gerçekliğini öğreten onlardır ama yaşayan ben olduğum sürece aynı rüyadan binlerce milyonlarca çeşit hayat dallanıp budaklanır.
Başlarına gelen hoşlanmadıkları her bir şey için; “Bu neden bana oldu” “Neden ben?” diye hayıflanan üstelik bunu kapalı döngü haline getirmiş insanlar gördüm. İçimden hep şöyle demek geldi: “Peki kime olsun isterdin?”
Yaşarken verdiğim kararlardır hayatımı gerçekten belirleyen. İçime küçükten konulmuş gerçeklik tanımlayıcısı paket program sadece başlangıç yaptırır, fazla abartmamak lazım, hani ne derler. get over it!
http://www.dizibox1.com/this-is-us-1-sezon-13-bolum-izle/
*

Devamını oku “Endeavur ve Gizli Sayılar” →

Bir Kuşun En İyi Öttüğü Yer

Alejandro’nun ikinci kitabına geçtim (destekleyen arkadaşlar sağolsun), ilk sayfadaki söylemler iştah açıcı ama paylaşmak için vakit ayıramıyorum, lütfen bağışlayın.
ha zaten ho’oponopono tüm sözlerim için. Saçmaladığımı ve dönek olduğumu peşinen kabul ediyorum.
İşte bi parmak bal çalayım ağzınıza yine de:
“Işık duvarını aşınca, uzun sakallı sarı tenli, hahamlar gibi giyinmiş bir adam bu öksüz çocukla birlikte havada süzülmeye başladı. Çok şanslısın genç adam, benim başıma gelenler sana olmayacak. Ara dünyayı keşfettiğimde bana yol gösteren olmadı. Ormanda terk edilmiş bedenimi ayılar yedi. İnsanların dünyasına dönmem mümkün olamadı. Yaratılışın on düzeyinde hiçbirinde duramadan, başıboş süzülmeye mahkum oldum. Ruhuna süzülmemeizin verirsen seninle birlikte dönebilirim. Ve teşekkür olarak -tevrat ve talmutu ezbere bilirim- sana eşlik ederim. Ne dersin?”
Eğer tanrı burada değilse hiçbir yerde olamaz; bu an mükemmelliğin ta kendisi.
Kitap, Jodorowsky’nın anne ve babasının üç kuşak öncesinden alıp fantastik bir anlatımla çağlayarak akıyor.
küçük bir pasaj daha:
Bu iki yaşlı kadın, bir elmanın ortasındaki aydınlık kurtlar, şahit eksikliğinden tekrarlanamayacak bir sanat yapıyorlardı. Bu müzik bir ulusaal mirastı ve tüm Şilililer duymalıydı. Fark ettirmeden çantasından karalanmış bir kağıt çıkardı, müziği ve gündelik gürültüler üstüne altın bir iplik gibi yayılan sözleri yazmaya çalıştı… Carmelite hemen çalmayı bıraktı. Kör kadın da durdu.
-Kağıt üzerindeki o kurşun kalem gürültüleri ne kadar çirkin! Meleklere hakaret ediyorsun kızım. Onların söylediği her şeyi yazmaya kalkarsan o kadar kağıda yetecek orman olmaz. KENDİN ALMAYI BECEREMEDİĞİN ŞARKILARI BAŞKALARINA VERMEK İSTİYORSUN. Bu tembelliktir. Kutsal ritmi böldün. Kaleminin yarattığı yarayı affetmesi için ruha dua edelim.

Devamını oku “Bir Kuşun En İyi Öttüğü Yer” →

Tarihin Akışını Etkileyen Rüyalar

Uyanıkken bir türlü içinden çıkamadığımız soruların cevaplarını rüyada bulmak mümkün mü? Ya da rüyadan zihnimizde yaratıcı bir fikirle uyanmak? Her ne kadar kanıtlanması zor olsa da, tarihin akışını etkileyen kimi keşiflerin ardında rüyaların payı varmış gibi görünüyor:

Niels Bohr – Atomun Yapısı: Kuantum mekaniğinin babası olan Bohr, 1911’de doktorasını tamamladıktan sonra atomun yapısı üzerinde çalışmaya başlamış, ama uzun bir süre arayışı sonuçsuz kalmıştı. Derken bir gece rüyasında atomlar gördü: Elektronlar, güneşin etrafında dönen gezegenler gibi çekirdeğin etrafında dönüyordu. Bu rüyadan sonra laboratuvar çalışmalarıyla bu modelin doğruluğunu kanıtlayan Bohr, 1922 yılında bu buluşu için Nobel Ödülü aldı.

Albert Einstein – Işık Hızı: Görelilik kuramını keşfetmeden çok önce, henüz gençken Einstein rüyasında kızakla kaydığını görmüştü. Kızak giderek hızlanıyor, öyle ki ışık hızına yaklaşıyor ve gökteki yıldızlar da bunun sonucunda birbirine karışmış, biçimsizleşmiş görünüyordu. O an Einstein erişebileceğimiz hızın bir sınırının olması gerektiğini anladı ve uzun yıllar boyunca bu teorisini kanıtlamaya çalıştı. Başardığında, tarihin muhtemelen en ünlü teorisini ortaya koymuştu.
Devamını oku “Tarihin Akışını Etkileyen Rüyalar” →

Öğretmen mi Kolaylaştırıcı mı?

Son günlerde, öğretmenlere, danışmanlara, gurulara şakayla karışık eleştiriler dolaşıyor. Kimisi de tek öğretici o’dur diyor. (Gurdjieff’in kulağı çınlasın)
Topyekün ergenlik dönemine mi girdik nedir? 🙂
Aslında öğretmenlerin çoğu zaten; cevabı kendi içinde bulmana yardımcı oluyoruz diye söylüyorlardı, ben şahidim. Her insan hem danışan hem de danışılandır bana kalırsa; bildiklerini aktarır, bilemeyip çözemediklerini sorar danışır. Öğretmen/öğrenci birdir.
Yöneticilere de kızılır çoğu zaman, egosu yüksek filan denir. Sanki isteyen hemen yönetici olabilirmiş de bunlar istemiş diğerleri istememiş gibi bi anlam çıkabilir bu eleştirilerden. Ben buna çok gülerdim eskiden. Belki de tüm bu arkadaşların isimlerini/ünvanlarını “kolaylaştırıcı” veya “aracı” olarak değiştirmek işi kolaylaştırır, bilemiyorum. Örneğin şifacılar, şamanlar aracı olduklarını zaten tebliğ ederler.
Çok eski yıllarda sevdiğim bir anekdot vardı;
Avrupa’nın en ünlü danışmanlık şirketinin başkanına sormuşlar
“Nedir bu danışmanlık?” diye
“Sana saati söylemek için senin saatine bakandır” demiş bu zat.
(Bu cevabı derinliğine anlamak için “İşletme Körlüğü” nedir bilmek lazım!)
Şimdi buradan danışmanların gereksiz olduğunu çıkaranlar da, çıkarmayanlar da sağ olsunlar. Gereksiz görenler danışmaz, içindeki gereği anlayanlar danışsınlar, ben karışmam 🙂
*

Güzel bir ay manifestosu, Sırıtkanından mavişine hepsi bir arada.

*

Çocukluktan beri pek de süper olmayan ingilizcem dahilinde beni bu lisanda en etkileyen kelime -fonetiğinden mi nesinden bilmiyorum- FOREVER olmuştu. Adeta gözüm yaşarırdı her duyup okuduğumda. Saçma evet ama böyleydi. Son yıllarda bu kelimeyi ikinci plana iten bir kelime daha oldu; “get over it” , manası bildiğiniz gibi “AŞ BUNU”, geride bırak. 🙂

Şimdi aklıma geldi de ikisini yan yana koysam, “sonsuza dek aş bunu” olur ya da kendi evrelerimle ilgili bir çeşit ip ucudur bilemiyorum.

İyi hafta sonları dostlar