Kendimizle Karşılaşma

Yoğunlaşmak, diğer her şeyi dışarda bırakarak bir nesneye, sembole veya bir deneyime odaklanmak ve dikkati onun üzerinde tutmak için gerekli olan enerjiyi kullanmaktır. Yoğunlaşma gücümüzü geliştirdikçe zihinsel gevezeliğin arka plandaki sesini azaltırız hatta zamanla susturabiliriz.
Sıkıntı ise yoğunlaşamamanın bir belirtisi olarak karşımıza gelir. Sıkıldığımızda en başta kendimizden sıkılıyoruzdur. Zen pratiklerinde DO ismi ile bilinen eylemlerin ardındaki düşünce; kendimizle bir karşılaşma yaratmaktır. Herhangi bir şeyi (resim yapmak, bahçe işi, yemek pişirmek vs) tam bir yoğunlaşmayla yapma girişiminde bulunduğumuzda, hayatlarımızda olmadığımız yerlerde, almadığımız tatlarda, bütün yerlerin farkına varırız. Tuhaf olan tutarlı bir yoğunlaşmış çaba, yumuşak bir zahmetsizlik ve kendiliğindenlik getirir. Bu odaklanma önce yüksek bir enerji gerektirir, zamanla bu doğal hale gelir. Yoğunlaşmak için enerji harcamayı başaramayanlar, yaptığı işin kendisi haline dönüşenlerin yaşadığı kolaylığı bilemezler.

Bu yoğunlaşmanın ya da odaklanmanın bir üst boyutu birleşen yoğunlaşma olarak adlandırılabilir. Birleşen yoğunlaşmada benlik farkındalığı yoktur, o bizi andaki deneyimin içine götürürken, aynı zamanda özne-nesne ilişkisindeki ayrılığı da ortadan kaldırır.
İçine çeken veya birleştiren yoğunlaşma, ilgili nesne, deneyim veya olay tarafından öylesine tamamen emilmektir ki bütün zaman, mekan ve benlik duygusu kaybolur. Biçimi aşıp, öze veya Tao’ya geçeriz.

Daha önce urban şaman konseptinde dile getirdiğimiz groklamak eyleminin temeli de budur.

Sanırım aşk ile erimenin esa-n-sı da budur. O şey tarafından emilirsiniz.

Devamını oku “Kendimizle Karşılaşma” →

Üstün Zeka ve Üstün Yetenek

ustun-zekaHerhangi bir şeyi yapabilme becerisi anlamına gelen “yetenek” sözcüğü Türkçede belli bir alanı ima etmeyen geniş ve kapsayıcı bir sözcüktür. Türkçe, yaygınlaşan bu anlayışı kolayca kavramaya izin verse de, diğer diller için aynı durum geçerli değildir. Örneğin İngilizcede yetenek alanına bağlı olarak kullanılan iki ayrı terim (gifted/talented) vardır.

“Üstün zekâlı” ve “üstün yetenekli” kavramlarını açıklayan çok sayıda tanım vardır. Bu tanımlar geleneksel olanlar ve çağdaş olanlar olarak gruplandırılabilir. Geleneksel tanım sadece tek bir kritere bağlıdır, bu kriter de zekâyla ilişkili olarak yüksek IQ puanına karşılık gelmektedir. Oysa çağdaş tanım çok daha fazla sayıda kriteri içermektedir.

İlk zamanlar en kolay gözlenebilir sınırlı sayıda özelliğin basit sınıflaması olarak tanımlanan üstün yetenek; giderek daha çok sayıda boyutu içeren, daha geniş bir kapsama yayılan ve zamanı da bir değişken olarak kullanan esnek ve dinamik bir tanımlamaya dönüşmüştür. Bu anlayışa göre “üstün zekâlı ve üstün yetenekli” kavramları çok sayıda farklı özelliği kapsamaktadır. Bugün artık üstün ve yetenekli kelimelerinin sadece zekâ ile ilişkisi olmadığı kabul görmektedir.
Devamını oku “Üstün Zeka ve Üstün Yetenek” →

Bilgelik Bariyeri

Bilgelik bariyeri denen bir şey var. Bilgelik bariyerini şu şekilde tanımladık, “Sayısal olmayan ama bu bariyeri etkileyen ve hatta değiştiren belirli nitelikler gerçekleştiği zaman İnsan bilincinin enerjisinde olan şey”. Bu ne kadar veya kaç tane ile ilgili değildir. Bunun yerine, henüz hakkında bir şey bilmediğiniz bilincin fiziğinde gerçekleşen diğer şeyler ile ilgilidir. Ama bu bariyeri kırmak için bu şeyler belirli bir şekilde gerçekleşmelidir, merkezi bir şekilde değil, yayılmış bir şekilde. Bilgelik bariyeri bir duvar veya set değildir, ulaşılmayı bekleyen bir enerji bariyeridir. Bilgelik bariyerine erişildiği zaman, bilincin eski paradigmasını yıkar ve hiç bir şey daha önce olmuş olduğu gibi olamaz.

Bu kuantum özelliktir. Bunu düşünün – tüm insanlığın beyinlerini çoğu zihnin daha önce hiç kavramadıkları şeyler üzerinde anlaşabildiği bir noktaya güçlendiren bir bilgelik. Tüm bunlar, gerçekte onlara öğretilmeden oldu. Bunu duydunuz mu? Şimdi, bunu beklemiyordunuz. Bariyer yıkıldı ve sonuç tüm gezegen için “sezgisel olgun İnsan düşüncesi”dir.

Bu İnsan Varlığını öyle bir şekilde sarmalar ki, İnsan uygarlığını öyle bir şekilde sarmalar ki, bir çocuk doğduğu zaman yeni olgunluk ikinci doğa haline gelir – ilerlemenin, hoşgörünün ve İnsanın İnsan ile bulmacaları nasıl çözdüğünün bilgeliği. Buna bilgelik bariyeri adı verilir. Şimdi, oradasınız! Var olduğunu bilmediğiniz fizikte düğmeye basmak üzeresiniz – ve bu zaman alacak.

Kayıp parça, bilinci izleyebildiğinizin ve ölçebildiğinizin, onun grafiğini çizebildiğinizin bilgisidir, insanlığın dışında bile. Aynen fiziğin yasalarının olduğu gibi, bilincin yasaları vardır, bu yasalar nedenseldir (bir şeyi değiştirmek başka bir şeyin değişmesine neden olur). Ama kuantum dünyasında, bilinç hareketinin bu yasaları lineer değildir, bu nedenle farklı türde tepkiler yaratırlar.

Devamını oku “Bilgelik Bariyeri” →

Ayasofya Efsaneleri Bitmez

Doğu Roma ve Osmanlı imparatorluklarının, hem yükseliş hem de çöküş dönemlerine tanıklık eden, tarihinin en önemli dini eserlerinden biri olan Ayasofya; gerek Bizans gerekse Türk kaynaklı pek çok efsaneye konu olmuştu. Ancak günümüzdeki Ayasofya’nın, burada yapılan ilk kilise olduğunu düşünmek bizi yanıltır.

Tarihçi Sokrates’e göre 15 Şubat 360 tarihinde burada inşa edilen ilk kilise bir bazilikaydı ve eski bir Roma tapınağı üzerine kurulmuştu. M.S. 4O4’te yanan bazilikanın yerine yapılan ikincisi, İmparator II. Theodosios döneminde 10 Ekim 415 yılında ibadete açıldı. 13 Ocak 532 yılındaki ünlü “Nika İsyanı”nda bütünüyle yanan kilisenin yerine, aynı yıl, İmparator I. Iustinianos’un (Jüstin-yen) emriyle günümüze kadar ayakta kalan Ayasofya’nın inşası başlatıldı.
Devamını oku “Ayasofya Efsaneleri Bitmez” →