“Bo” lar

boa-sr-chachiHint Okyanusu’ndaki Andaman Adalarında dünyanın en eski kabilelerinden birinin kültürü, son üyesinin ölümüyle tarih oldu.

Merkezi Londra’da bulunan, yerli haklarının savunucusu Survival International adlı örgütten yapılan açıklamada, 2010 yılında 85 yaşındaki Boa Sr’nin öldüğü, bu kişinin “Bo” dilini bilen ve konuşan son kişi olduğu kaydedildi.

“Bo”ların 65 bin yıldır Andaman Adalarında yaşadığı sanılıyor. Britanya’nın 1858’deki sömürgeleştirmesinden önce aralarında “Bo”ların da bulunduğu 10 farklı kabilenin nüfusunun 5 bin olduğu ve çoğunun sömürgeciler tarafından öldürüldüğü ya da sömürgecilerin getirdiği hastalıklar yüzünden öldüğü düşünülüyor.

Aralık 2004’teki büyük deprem ve tsunami felaketinden kurtulan Boa Sr, bugün sadece 52 kişi kalan kabilenin en yaşlısıydı.

Survival International’ın Direktörü Stephen Cory, yazılı açıklamasında, “Boa Sr’nin ölümü ve Bo dilinin kaybolması, bir toplumun hatırası kalmadığı anlamına geliyor” ifadesini kullandı.

Andaman Adaları sakinleri, yaşamlarını sürdürebilmek için büyük ölçüde Hint hükümetinin yardımına muhtaç.

Laniakea’nın küçük kız kardeşi

İlk kitap SKA; Sırıtkan Kırmızı Ay ile Laniakea arasında karşılaştırma yapılmış.    Teşekkürler Nihat Çavdar

“Laniakea’da  polisiye ve casusluk gibi artı unsurlar var. Zaman kayması olayın tamamı değilmiş gibi her şeye rağmen hikaye dünya dışı durumlarda var. İlk kitapta (SKA) olaylar belirli kişilerin arasında oluşuyor ve gelişiyor. Kahramanların çok yakın tanıdıkları bir kaç kişi devreye girerken (L) da hiç bir bağlantısı olmayan kişiler bazı yerlerde devreye giriyor ve hemen yok oluveriyorlar, ya bunlara ne oldu diye düşünmüyorsun. Temelde kurgu (L)da çok çeşitli hale gelmiş ve hiç dağınıklık yok, neredeyse her şey iç içe geçmiş ağ gibi örülmüş. Ama şurada böyleydi de gibi bir şey uyandırmıyor. Hikaye sonuna kadar bir bütünlükle devam ediyor. Yani ilkin tadına daha bir lezzet katılmış.!

NİHAT ÇAVDAR

Üstün Zekalı ve Üstün Yetenekli Çocuklar

ustun-cocuk-1Üstün zekalı ve üstün yetenekli bir çocuğa sahip olmak pek çok ebeveynin hayalidir. Ancak üstün zekalı ve üstün yetenekli çocuğunuzun olması demek pek çok sorumluluğu da beraberinde getirmesi demektir. Üstün zeka ve üstün yetenek alanında yapılan son bir asırlık bilimsel araştırmalar üstün yetenek ile ilgili bakışaçımızı da değiştirmiştir. Yıllar önce üstün zeka yalnızca yüksek IQ olarak görülür ve bu nedenle yalnızca IQ testleri ile ölçülürdü. Bilimsel araştırmalar bu tür konservatif bir yaklaşımın ne denli sınırlı olduğunu ve bu nedenle üstün yetenekli çocukların önemli bir kısmını tanılayamadığını ortaya koymuştur. Nitekim 4 yaşında kendi kendine okumaya başlayan bir çocuğun IQ testinde yüksek puan alması pek de önem taşımamaktadır. Bu çocuk erken yaşlarda gösterdiği akademik beceri ile üstün yetenekli olduğunu bir dereceye kadar kanıtlamıştır. Uğur Sak (2011, üstün yeteneği “insanlık yaşamı için temel değeri olan alanlarda gösterilen olağanüstü başarı veya performans” olarak tanımlamıştır. Bu hümanistik tanım, Anabilim üstün yetenekliler programlarının da benimsediği bir tanımdır.
Devamını oku “Üstün Zekalı ve Üstün Yetenekli Çocuklar” →

Güç Modelleri

“Kuantum fiziği bizi, uzay ve zaman anlayışımızı değiştirmeye çağırır, fakat böyle bir değişikliğin her birimizin kişiliğinin merkezine yönelik olduğunu kabul etmek zorundayız.” Der D.Zohar

“Önce, en düşük bilinç olan, ama çok güçlü olan şey hakkında konuşalım. Düşük bilincin inanılmaz güç taşıdığını, yüksek bilincin de inanılmaz güç taşıdığını anlayın. Ama, düşük veya yüksek onun etki gücünün ölçüsü değildir, daha çok sadece titreşimin ölçüsüdür. Bunu frekans ile karıştırmayın, çünkü bunun teknolojisi lineer değildir. Modellemede görülen şey düşüncenin titreşimidir ve nereye gidebileceği veya nereye gidemeyeceğidir ya da nasıl kısıtladığı veya genişlettiğidir. Güç veya kuvvet çok derindir. Bunu zaten biliyorsunuz. Nefretin gücü kötülüğü ve korkuyu yaratır ve çok kuvvetlidir. Korkunun gücü, eğer dikkatli olmazlarsa ulusları köleleştirebilir. Geçmişten bunun gücünü biliyorsunuz. Bunun gelecek olan enstrumanda yaratacağı spesifik modeli, o özelliğe sahip olan bir bireyle onu ölçmeyi konuşalım.
Düşük bilinç son derece basit ve temel modeller yaratır. Bu modeller kuvvetli bir çember yaratır veya yayar – diğer yüksek titreşimlere bir engel oluşturmak için bir araya gelen enerji akışı. Bu, bireyin veya bireyin yarattığı bilincin enerjisinin etrafında bir çember olarak görünür. Çember desenli bir hapishaneye veya tekrarlanmayan temel bir fraktala benzer. Kendi içinde kendini taşır ve model kendi çemberinin dışındaki hiçbirşeyin farkında olmaz. Kuvvet, onun o kadar çok güçlü olmasından gelir ki, diğerleri onun tarafından etkilenebilir ve daha kuvvetli bir çember için kolaylıkla ona katılabilir. O zaman çember daha da genişler, etrafındaki bilinç tuzağında daha da büyür, daha da büyük bir çember yaratır, ama sadece tek bir çember.
Belki de anlamadığınız bir dilde konuştuğumu düşünüyorsunuz? Belki, ama işte konu: O basittir. O bir çember olan bir kaptır ve kendisinin dışını göremez. Sadece kendisini görür ve sadece kendi kötülüğünü tanır. Sadece kendi içinde bildiği şeylere dayanan yargılamalar yapar ve kararlar verir. O düşük bilinçtir. Gündemi kendisidir ve başka hiç bir şeyi görmez. Çember aynı şeyleri düşünenleri köleleştirebilir. Daha büyük bir çember haline gelebilir, ama asla kendisinin dışına çıkamaz. Bildiği şeyin ötesini göremez. Çembere ait olan çemberin dışında modelleme yoktur. O kısıtlayıcıdır. Derin bir şekilde aşikardır: Basit, düşük titreşim, temel hayatta kalma.” Kryon
Yazının bütünü için tıklayınız
*
Bu anlatılanlar çağlar boyunca değişik isimler altında ama nerdeyse aynı cümlelerle söylendi, taşlara kazındı, sayfalara basıldı. Kimin söylemiş olduğu önemsiz aslında. Sadece sistematiği görmek ve sorumluluğu yüzde yüz almak için keskin bir karar vermeye aracılık ediyorlar.
Yıllar önce katılımı oldukça yüksek bir toplantıda -şu an konusunu hatırlamadığım-uzun bir konuşma yapmıştım. Konuşma bittiğinde herkes kah teşekkür kah şaşkınlıkla veda ederken genç bir kız yanıma geldi ve bana fısıltıyla “siz seçiminizi yaptınız mı?” dedi.
Adeta ölmüşüm de nihayet bu soru bana yöneltilmiş gibi hissettim ve titredim. Genç kızın samimi heyecanını görebiliyordum. O anı hiç unutmadım. O zamanlar seçimi yaptığımı sanıyordum fakat bunun tüm uzuvlarıma intikali için daha çok başındaymışım sürecin. Henüz sorumluluğu %100 almamışım bunu şimdi daha iyi görebiliyorum. Bunu yapmak için arzum var, niyetim samimi.
Herhangi bir şeye bağımlı olmadığımızda, her şey oldukları gibi olur: Eylemle birlikte ne gidiş vardır, ne de kalış. Seng TS’AN
Ego, her şeyin karşılıklı bağlantı içinde olduğu bir evrende yapay bir sınırdır. Tüm tanımlanmış unsurlar içinde belki oldukça iyi organize olmuş biridir. Tüm inanç ve sistemlerin, faydalı bir amaç uğruna ve gerektiğinde keyfi olarak (insan iradesiyle) dizayn edildiğini ve mutlak olmadığını bize hatırlatan; ilk prensip İKE’nin yani “Dünya düşündüğün şeydir” ilkesinin sonucudur bu.
soul-freedom-chained-acrylic-painting-depicting-chained-foot-fetters-impressionist-style-by-ishrath-humairah-khalil-gibran-poem-inspired1 Bir keresinde “Özgürlük yolunda” kavrayış edindirmek için Lao Tzu şöyle sormuş: “Niçin ona yaşam ve ölümün bir olduğunu, doğru ve yanlışın aynı olduğunu gösterip, elini ayağını bağlayan zincirlerden kurtarmadın?”

Kız Kulesi

Birbirinden farklı onlarca öyküye sahip olan bu efsanevi kule, aslında görünmez ve küçük bir adacık olan kayalığın üzerinde yükselir. Kuleye “Kızkulesi” adını Türkler verdiler. Daha önce Damalis, Leandros gibi isimlerle anılan bu şirin yapı, birçok efsaneye konu oldu. Bir rivayete göre, bir falcının baktığı falda, kızının yılan tarafından sokulacağını öğrenen imparator, sevgili evladını ölümden kurtarmak için bu adaya saklar. Ancak, gönderilen bir incir sepetinden çıkan yılan, yine de zavallı kızı sokar ve öldürür.

Kızkulesi ile ilgili bir başka efsane, Hero ve Leandros adlı iki aşığın hazin öyküsünü dile getirir. Efsaneye göre Hero, Afrodit Tapınağı’na bağlı bir rahibeydi ve aşk ona yasaktı. Kızkulesi’nde yaşayan Hero’ya aşık olan Leandros, yüzerek her gece yüzerek adaya gelir, ona aşkını fısıldamış. Gece karanlığında güzel rahibenin yaktığı ateş Leandros’a yol gösterilmiş.

Ancak, fırtınalı bir gecede rüzgâr meşaleyi söndürmüş ve Leandros yolunu yitirerek karanlık sularda boğulmuş. Bunu öğrenen Hero da kendisini Boğaziçi’nin soğuk sularına atıvermiş…

Bu efsanevi kule ile ilgili Osmanlı’nın da bir öyküsü olacak elbette. Bir başka efsane kahramanı olan Battal Gazi kuleyi basmış; tekfurun kızını ve hazinelerini alarak Üsküdar kıyısındaki atına atlayıp hızla oradan kaçmış. Eskiler derler ki “Atı alan Üsküdar’ı geçti” sözü buradan türemiştir…

Bunu biliyor muydunuz?

Bu kule, Bizans döneminde gözlemeviydi ve gelen geçen ticaret gemilerinin kontrolü burada gerçekleştirilirdi. İstanbul’dan, Sarayburnu önlerinden bu adaya da bir zincir çekiliydi, tıpkı Halic’e gerildiği gibi! Türkler İstanbul’u aldıktan sonra, eski kule yıktırılıp yerine yenisi, ahşap olarak yapılmış. 1719da bu kule yanınca, bina yeni baştan ve taştan inşa edilmiş. 18. yüzyıl sadrazamlarından Hekimoğlu Ali Paşa, 1755 yılında Sultan III. Osman tarafından bu kuleye hapsedilmiş. I. Mahmut’un saray kızlarağası Beşir’in de boynu, Kızkulesi’nin dalgaların dövdüğü kayalıklarında vurulmuş. 1839 Tanzimat Fermanının ilanından sonraki yıllarda bir süre karantina işlevi gören Kızkulesi, yakın zamanlara kadar deniz feneri görevi
yaparken, günümüzde özellikle turistlere hizmet veren bir İstanbul güzelliği olarak hizmetini sürdürüyor.