Kent şifacılarından izlenimler 3

Herkese iyi haftalar Hafta sonu biraz yorucu geçince bugün evde dinlensem zaten kendimi de iyi hissetmiyorum derken sabah ufak bir gerginlik ve azıcık stres sonucu (ki normal döngü; stres, gerilim salıverme idi ya) kendimi bir anda KALA – Limit yok prensibi içinde buluverdim. Evde kalıp yatmak yerine bir sürü işimi bir anda hallettim. Bu hafta ki gözlemleyeceğim prensibim Kala – Limit Yok Aloha -GB

*

Ben de haftaya IKE ile başladım… Herşey bir rüyadır prensibi son günlerde yaşadıklarımı yansıtıyor. Sevgili Sibel Hocam bana çok iyi geldiniz. Son saatlerdeki BAK ise muhteşemdi. Çok teşekkür ediyorum. Sevgiyle… MK

*

Günaydıınn:) 2 hafta boyunca MANA’ da gücün taa içerden geldiğine iyice ikna olduktan sonra bu haftaya “ALOHA; sevgi birlikte sevinçle büyümektir” ile başlıyorum. Sevgi daha önce hiç bu kadar iyi tanımlanmamıştı. Aloha ŞE

*

Hafta sonu Urban Shaman 1. seviye eğitimine katılan bir pre shamanım. Eğitime bir yanım katılmak isterken diğer yanım ısrarla katılmamamı istiyordu.Bir süredir bu boğuşmanın içindeydim. Son ana kadar ertelendiğine dair bir mail gelir umuduyla bekledim. Eğitimin ilk günü gönülsüz olarak gittim. Ders başladıktan sonra içimde bir müzik sesi duymaya başladım. Ses gittikçe yükselirken benim gözümden yaşlar süzülüyordu. Sanki çok sevdiğin ama anlamsız bir olay yüzünden kırıldığın sevdiğin bir arkadaşınla barışmam gibiydi. Anladım ki reddettiğim bir yarım ile buluştum. Bu bana çok iyi geldi. Harikaydı. Teşekkür ederim hocam Sibel Atasoy. Teşekkür ederim Aksu Gülay Emerce. GTE

*

 

Hailona’nın sırrı

Hailona, kehanet için rollerin sanatı anlamına gelen, iç seziye uyumlanmayı ifade eden çok eski bir sözcüktür.
Herkes bu sanatı icra etmek ya da daha doğrusu bu sanatı kullanabilenlerden tavsiye/öneri almak ister. Günümüzde bile geçerliliğini yitirmemiş bir çok hailona yöntemi vardır, en basiti de kahve falıdır muhtemelen.
Şamanlar sezgiyi, geçmiş/gelecek ve şimdi hakkında, şifalandırma için bilgi toplama amaçlı kullanırlar. Oysa biz biliyoruz ki Gezgin şamanın yolunda geçmiş ve gelecek yoktur, biz sadece sonsuz bir şimdinin üyeleriyiz. O halde Hailona ile alınan cevapların hepsi -soru nasıl sorulmuş olursa olsun- şimdiye aittir. Bu biraz karışık gibi mi görünüyor?
Eğer “ben” dediğinizde bunun milyonlarca minör enerji kalıbının bizce yöntemi çözülemeyen muazzam bir armoniyle oluşmuş majör bir enerji kalıbı olduğunu biliyorsak, bilmenin ötesine geçip deneyimlerimizin içinde izini sürüyorsak, hailonayı ve amacını anlamak o kadar da karmaşık değil. 🙂

Size bu konuyu Urban shaman konseptinin ikinci seviyesinde anlatıyorum, belki açıklaması ve örnekleri ancak üç dört saat sürüyor ama derinliğine anlamak ve uygulayıcısı olmak; bu konudaki sarsılmaz niyetiniz ve dikkatinizle doğru orantılı gelişecektir.
Günaydın sevgili preshamanlar ve dikkatim nerede?

*

Bu gece uykusuz kaldım, kendi uydurduğum deyimle yine indirme oldu; serinin ikinci kitabını baştan aldı detaylarıyla çekilmiş filmini gösterdi. Bir yandan bu kadar önde gitmesine içerliyorum diğer yandan gönderilen hediyeyi geri çevirmenin uygunsuzluğunu görüp teşekkür ediyorum. Bu indirme her nereden yapılıyorsa (bütünlüğümün bir yanından) açık olan şu ki yönetmen yanım, yazar yanımın en az yarım bazen bir kitap önünde gidiyor. Bu durumda yazılmamış bir senaryoyu çeken yönetmene hayranlık ve şaşkınlıkla bakıyorum. Fakat yönetmenin bu iştahına pek de uyum gösteremeyen yazar rolüm, her indirmede kendini yetersiz hissediyor. Şu çok sevdiğim mühendis gençler bir an önce, “indirmeyi” doğrudan zapt edecek bir düzenek bulsunlar da biz aradan çekilelim, bu ne yaa dilimiz dışarda koş koş, nereye kadar?
Not: Mekanizmayı anlıyorum da, ne fark eder! Lono’muzun durumu budur.

Geçen gün hücrelerimden pineal bezimde kireçlenme filan varsa çözmelerini rica etmiştim, yanlış mı yaptım acaba 🙂 ben yine de arzu/enerji formunda mana talep edeyim daha iyi hahahahaha

Lono’muzun, KU’nun işletim sisteminin seviyesine ulaşması için daha 114 fırın ekmek gerekiyor, meali DNA’mızın kullanım oranının seksenlere filan çıkması, bu sebeple kısıtlı lonomuzla hücrelerimize spesifik talimatlar vermek bazı bedeller getirebilir, bunu her zaman söylüyorum. Ne ki talimatı değiştirmek de hemen şimdi mümkün ama bağlantıları nasıl bileceksin? Mesele budur. Üçüncü farkındalık düzeyinde işlem yapabiliyor olmak gerek

Kafadanbacaklılar kadar olamadık mı?

Evrim Ağacı’nın bu uzun makalesinden alıntıladığım insan gözüne dair saptamalar ilgimi çekiyor. Denizdeki omurgalı atalarımızdan kalan mirası biz neden kuşlar gibi değiştir-e-medik? Kuşlar kadar keskin görüşe sahip olmamanın bize getirdiği avantaj nedir? Kafadanbacaklıların bu hatasız(!) biyolojisinin onlara kaybettirdiği nedir? Öyle ya bi şey başka bişeye sebep olur, tek yönünü cımbızla çekip alamazsınız ne de olsa.
Biraz üzerinde düşünmek lazım galiba. En azından şu an bana ilginç göründü 🙂

“Göz, yapısı itibariyle, eldeki hücresel malzemelerin en iyi şekilde kullanılarak görsel bilginin beyne aktarılmasını sağlamak amacıyla evrimleşmiştir. Ancak bu evrim sırasında, bazı çok ciddi “karışıklıklar” ve “hatalar” meydana gelmiştir.
Gözde bulunan en ciddi hatalardan biri, omurgalılara ait gözlerde görülmektedir. Aslında bizler de dahil olmak üzere omurgalılar, eğer ki doğaüstü bir şekilde var edilseydik ya da Evrimsel süreç “mükemmel” bir şekilde işleseydi, şu anda olduğundan yüzlerce kat daha iyi görüyor olabilirdik. Ne yazık ki evrimsel süreç sırasında gözden beyne verileri ileten retina tabakası oluşurken, yapısal olarak ters bir bağlantı kurulmuştur. Yani normalde ışığı algılayıp bunu elektrokimyasal sinyallere çevirecek olan hücreler önde, bu sinyalleri beyne iletecek sinirler arkada olması gerekirken; tam tersi şekilde bir yapı evrimleşmiştir. Bu sebeple, ışığa duyarlı hücreler, sinir ağının arkasında yer almak durumunda kalmışlardır. Bu da, göze gelen ışığın öncelikle, anlamsız bir şekilde, sinirlerden oluşan yoğun ağı geçmesini gerektirmektedir ve bu, ışığın şiddetini ve kalitesini ciddi anlamda bozmaktadır.
Hata, bununla da sınırlı değildir: bu sinirler gözün en iç kısmında yer aldığı için, bir noktada gözün “içerisinden” geçerek beyne gitmeleri gerekir ve bunun gerçekleştiği bölgede de bir kör nokta bulunmaktadır.
Halbuki kafadanbacaklılarda (cephalopoda) retina bu şekilde değil, tam tersi ve olması gereken şekildedir; en üstte sensör hücreleri bulunmaktadır, bunların arkasında ise sinirler bulunur. Bu sayede kafadanbacaklıların sinirleri, sensör hücrelerinin “içerisinden” geçerek beyne gitmek zorunda kalmazlar ve bir kör nokta oluşmaz; böylece bu hayvanlarda ışık açısına bağlı körlük oluşmaz. Demek ki evrimsel süreçte bunu sağlamak mümkün olabilmektedir ve imkansız değildir, önünde çevresel bir engel yoktur. İşte omurgalılarda bulunup, kafadanbacaklılarda bulunmayan bu hata sadece Evrimsel Biyoloji ile açıklanabilmektedir:

Kafadanbacaklıların retinası beynin bir uzantısı olarak evrimleşmemiştir. Omurgalıların evriminde ise retina, beynin bir uzantısı olarak evrimleşmiştir. Kafadanbacaklılarda retina beyinden bağımsız olarak evrimleştiği için, gözün arkasında oluşabilmiştir. 2009 yılında Kröger yaptığı bir çalışmayla Zebrabalıkları gibi küçük gözlere sahip balıklarda ters bağlantının onlara kör olmak pahasına avantaj sağladığını (bu sayede minimum miktarda camsı sıvı kullanılarak daha fazla retinal hücre sığdırmak mümkün olabilmektedir) ispatlamıştır. Bu sayede artık biliyoruz ki, denizlerde yüz milyonlarca yıl önce yaşamış omurgalı atalarımızın bulundukları ortama adapte olabilmek için geliştirdikleri yapı, günümüzde avantaj sağlamamasına rağmen, kökten değiştirmek çok zor olduğu için, “mükemmel” olmasa da iş görebildiği için ve değişmesi için üzerinde evrimsel bir baskı bulunmadığı için omurgalılarda halen korunmaktadır. Yani Evrimsel süreçte kazanılmış bir özellik, genetik sebeplerle yüz milyonlarca yıldır aktarılmaktadır ve balıklar için “başarılı” olan göz, torun türlerde “hata” haline gelmektedir. Bu, başka hiçbir düşünce sistemiyle açıklanamaz ve Evrimsel Biyoloji’nin açıklayıcı gücünü bize bir kere daha gösterir.

Hatta açıklamalar burada da bitmez. Memeliler, sürüngenlerden ayrıldıktan sonra bu “hatalı” göz yapısını neredeyse olduğu gibi korumuşlardır ve göz konusunda pek bir kademe kaydedememişlerdir. Ancak yine sürüngenlerin bir kolu olarak ayrılan kuşlar, aynı hatalı yapıyı pekten isimli bir proteinin üretilebilmesini sağlayarak geliştirmişler ve sensör hücrelerinin önünü kapatan sinirlerin çoğunu yok etmişlerdir. Bu sayede kuşlar, memelilerden çok daha üstün bir görüş gücüne sahiptirler. “
http://www.evrimagaci.org/makale/149

Dikkat Dağıtıcılık

Dünyada pek çok insan dikkatini sanal iletişime akıtırken, dünyanın fizik maddeleri üzerindeki “gerçeksin sen gerçek kal” baskısı azalmış oluyor ve belki bazı yeni düzenlemeler için bu bir fırsattır. Kimbilir
Geri döndüğünüzde bir bakmışsınız rüya/nesnel gerçeklik değişmiş 🙂
Dikkat dağıtıcılık çok temel bir gerçeklik değişimi enstrümanıdır.

*

“Her yer AVM, çalışmak isteyen yok” diyenlere cevaben:

Köle gibi çalışılan binlerce yıl geçiren insanın biraz yorulmuş olması doğaldır ancak bir zaman sonra (hatta hemen yakında-dünya çapındaki depresyon illetinin sebebi bulunduğunda) yoğun çalışmanın insan doğası üzerine binen kaotik baskıyı fark etmemek için alınmış bir önlem olduğu ve insanın bu ezici basıncı karşılayabilecek bilinci henüz edinemedikleri ortaya çıkacak. sabırlı olun

*

Esneklik yumuşaklık değildir. Yumuşaklık, sorun çıkmasın eğilimiyle hareket eder, kavgadan hoşlanmaz ve tabi bu isteğini/eğilimini birçok kez hoşuna gitmeyen şeyler yapmak ya da yerlerde bulunmakla öder fakat eğilimini sürdürebildiği için dışardan göründüğü gibi “ezilen” değildir onun hisleri, memnundur . Diğer yandan esneklik, bununla hemen hiç bağdaşmaz; esneklik, her yerin, her kişinin, her durumun doğru olduğunu bilmektir! Bilir çünkü esnek olduğundan yerinden kolayca kalkar 360 derece hareket edebilir. İşte bu sebeple esneklik ustalara atfedilen bir özelliktir.
Esneklik öğretilebilir, tarif edilebilir bir şey değil. Onu elde edebilmek için önce “Kesin inançlı” oluyorsun, sonra kesin inançlılarla oyunu sürdürebilmenin çarelerini arıyorsun. Bütün bu uğraşların bir yerinde birden tılsım devreye giriyor ve bir bakmışsın ki her şey mükemmel!

Not: Yerinden kolayca kalkmak nedir? Halen kullanmakta olduğun majör enerji kalıbının farkında olarak, istediğin zaman onun içinden çıkıp başka bir majör enerji kalıbını deneyimlemek, sonra tercih ettiğin bir majör enerji kalıbına dönebilmektir. (Bu kavramı “groklama” olarak adlandırmak mümkün, bu konuyu biz urban shaman 3. seviyede açıklamaya ve deneyimlemeye çalışıyoruz)

Mutlak Gerçekçiler…

“Kesin inançlı, kendi siyasi, dini, felsefi inancının “mutlak gerçek” olduğuna, bunu başkalarına zorla uygulamak gerektiğine bağnazca inanır. Hiç şüphesi, hatta merakı bile yoktur. Bu yüzden, okumuşlarında bile cehalet havası sezilir.
Aynı sebeplerle, ‘ödünsüz’dür: ‘Revizyonizm, değişim, yumuşama, uzlaşma’ gibi kavramlara düşmandır. Hatta ılımlılık “tehlikeli”dir, “ihanet”tir. ‘DÜŞMAN’ onun için bir ihtiyaçtır. Çünkü ancak tehlikeli ve acil bir ‘düşman’ın varlığı onun kafasındaki ak – kara şablonuna uyar. Bağnazlık ve paranoya birbirini tamamlar. Öyle bir “düşman” ki, “her şeye kadir ve her yerde hazır” olmalıdır. Her yere sızan, sinsi planlar yapan, bizleri uyutan, bizden akıllı düşmanlar!
En heyecan verici iç düşmanlar ‘dış güçler’e, ‘emperyalizm’e, ‘beynelmilel Yahudi’ye bağlı olanlardır: “İdeal bir düşmanın yabancı olması gerekir, yerli düşmanın yabancı soydan geldiği iddia edilmelidir…”
‘Kesin İnançlı’nın sağcı solcu, dinci, laik olması fark etmez.
Eric Hoffer

Biz buna Gezgin şamanın yolunda,”asla şüphe duyulmayan inanç durumu” anlamına gelen Paulele diyoruz . İnançlar deneyimlerimizin temelini oluşturur ve üç guruba ayrılır:

  1. Varsayımlar (paulele): asla şüphe dıuulmayan inanç durumu

  2. Tavırlar (Kuvana) : kuşku içeren ama deneyimlei etkilemeye devam eden inanç durumu

  3. Mana’o :Yeni bilgiler ışığında kolayca değişen inançlar.

Birinci prensip İKE bize; tüm sistemlerin keyfi olduğunu ve insan algılarının dünyasında “Mutlak” beklentisinin hüsran olacağını söyler.

Paulele, üzerinde düşünerek, tahlil yapılarak değiştirilemez. Bunların dönüşüme uğratılmaları ancak doğrudan deneyimler yoluyla olur. Bir diğer etkili metot ise her zaman hatırlatmaya çalıştığım Ho’oponopono uygulamasıdır. Ho’oponopono sarsılmaz bir kararlılıkla uzun süre belki tüm hayat süresi boyunca yapılmalıdır.
Eğer “Faydalı Keyfilik” prensibini sindirebilirseniz, çoğu inancınızı değiştirmeniz gerekmez, onlar keyfilik temelinin üstünde olduğu müddetçe siz barış ve armoni yolunda yürüyen varlıklar olursunuz. Bu oluşum Toltek şamanlığında “denetimli delilik” olarak kavramlaşmıştır.
Şöyle bir örnek aklıma geldi, her zaman oldukça sade bir metafor olmuştur bu:
Sizin bir giysi gardrobunuz var ve onlardan hepsini aynı sürelerde giymezsiniz ama dolabınızda asılıdır ve sizindirler. Bütün dünyadaki insanların da bir giysi gardrobu var, zengin ya da fakir fark etmez. Eğer siz en doğru gardrobun hatta tek doğru gardrobun size ait olduğu “mutlakçılardansanız” hayatınız yani öznel ve nesnel gerçikliğiniz çatışma ve savaşlarla geçecektir; çünkü ayrılıkçıdır ve “mutlak” beklentilidir. Oysa bu gardropların hepsinin keyfi biçimde oluşturulduğunu ve bundan sonra da sonsuza kadar keyfi biçimde oluşturulabileceğinden eminseniz, eh bu durumda artık barış ve armoni yoluna adım atmışsınız demektir. Bu milyarlarca çeşit giysinin her biri tasarlanmış, üretilmiş ve kişilerin zevki uyarınca seçilip gardroplara dahil edilmiş birer minör enerji kalıbıdır.

Üstelik bu gardrop, akıllı ve yaşayan bir gardroptur; buna Bilincin KU bölümü diyoruz, preshamanların bu konuyu KU’nun bileşenleri ve işlevleri açısından irdelemelerini arzu ederim.
“Yaratımdan gelen” limitler nesnel gerçekliğimizin temelini teşkil ederler ve çoğumuz bunun mutlak gerçeklik olduğunu düşünürüz. Sanki inançlar yalnızca öznel gerçekliğimizi oluşturuyormuş gibi biliriz. Oysa ister nesnel isterse öznel olsun tüm gerçeklikler iç rüyamızın dışa vurumundan ibarettir, evet aralarında bir fark var fakat bu yalnızca süreçle ilgili.