Rodin Bobini ve Dahası

Aşağıda BlueBox sitesine yazdığım bir yorumu görüyorsunuz. Sorum bu iletiye rastlayan herkese açıktır, ilginizi beklerim sevgili okurlar

Merhaba, Haarp konusu giderek popüler bir ilgi alanı haline geldi ve gerçekten de ilginç bir konu ama manyetik alan denemelerinin adı bilinmeyenlerinin de olduğunu sanıyorum ben yani HAARP bi şey vadetmeyen bir ipucu gibi ilgiyi kendinde toplayıp belki asıl denemelerin aranmasını engelliyor olabilir. Tabi bu da başka bir komplo teorisi olabilir. 1999 yılında depremden hemen sonra yazdığım Sırıtkan Kırmızı Ay romanında bir zaman kayması olmuştu. 11.11.1999 tarihinde olmuştu olay, ben bunu romanda tam olarak çözemedim, keşke bilimkurgu meraklıları dışında sizler gibi teknikçiler de okuyup fikir beyan edebilseydi, bu beni sevindirirdi. Her neyse sayfanızı çok başarılı buluyorum, yorumlarıyla katılanlar dahil tüm emeği geçenlere teşekkürlerimi ve sevgilerimi sunarım. Sayfanızda bir iletişim adresi vermediğiniz için sizlere aklımdaki soruyu buradan yazmak durumunda kaldığım için beni affedin; acaba Rodin Bobini konusunu incelemeye vakit buldunuz mu? İlgilenmeye değer bulur musunuz? Sibel atasoy http://www.bluebox.bbs.tr/haarp

Ayırmak, yalıtmak nedir aslında?

Bilimsel gözlem bir deney yapıp kesin sonuç almak demektir. Deney yapmak için o nesneyi
çevresinden ayırıp “belirtmeyi” ve “yalıtmayı” gerektirir. “Kesin sonuç almak” demek sayısal olarak belirtmek demektir. Çünkü Kuantum bir matematik kuramdır. Ama aslında dalgasal özellik kaybolmuş değildir, sadece deneyle ya birini veya diğerini gözlemleyebiliyoruz. Gözlem yapıldığında “dalga fonksiyonu” çöker.

Dalga, belirli bir yer kaplamadığından deney ve gözlemle yeri kesinlikle bilinemez. Bu belirsizlik Kuantum Kuramının temel özelliklerinden biridir. (H.Berkmen)

Benim aklıma gelen soru da şudur: Acaba yalıtma işlemine varlığın merkabahı dahil olmakta mıdır? Yani onu ayırdığınızda aslında merkabahından koparıyor olduğunuz için mi dalga çöker?

(Muhtemelen sadece saçma bir soru ama belki birine yararlı bir çağrışım yaptırabilir.

Güneş patlamalarının insanlar üzerindeki fiziksel ve bilinçsel etkileri

Güneş patlamalarının insanlar üzerindeki etkileri yavaş yavaş belirginleşiyor, aşağıdaki yazıda görülen belirtilerin hepsi iki yıldır üzerimizde. Bütün bu çileleri boşuna çekmediğimizi bilmek de işe yarayabilir; Bilincin arkasına saklanmış şeyleri ortaya çıkarıyor!
Şimdi bu saklambaç oyunun ebeleyeni (yoksa ebesi mi) olmak da bizlere düşüyor, dayanışma lazım. Geri bildirimler lazım. Başka?
(araştırmayı yapıp bize bilgi veren Deniz arkadaşımıza teşekkürler)

http://www.carliniinstitute.com/solar_flare_symptoms
“Deneyimlediğimiz şey sadece güneş değil. Galaksideki çok daha büyük olaylar güneşi harekete geçiriyor. Birçok kişi yaşadıkları deneyimleri ve semptomları başkalarıyla paylaşmıyor. Delirdikleri düşünülmesin diye. Ama birçok kişi aynı semptomları yaşıyor. Bİrçok kişi delirmediğini kanıtlamak için doktorlara gidiyor.
Bİrçok kişinin başta basınç, başağrıları, migren, doğru düşünebilme zorluğu, düşüncenin ortasın kelimeleri unutma, ve kulakta çınlama duyduğu konuşuluyor.
Hipotalamus ve pituatry bezi (3.gözle ilgili) güneşten gelen dalgalarla gelen bu yeni frekansa ayarlanıyor ve her hücremiz dışarıdan gelen bu titreşimleri alıyor.>
Birçok okuyucum, çok bitkin ve tükenmiş hissettiklerini söylüyor- ki bu vücudun yeni enerjiye ayak uydururken dinlenmek istediği anlamına geldiğini söylüyor. Birçok kişi bunun farkındalığına varıyor. Birçok kişinin sezgisel yetenekleri uyanıyor. Sinir sistemi bu durumdan etkileniyor, bu sebeple birçok kişi gergin.
Mide ağrıları , iştah kaybı, iştah artışı, sindirim bozukluğu görülüyor.
Kalpte ritm bozukluğu görülüyor. Ve ısı hassasiyeti görülüyor vücutta. Bazı yerler ısınıyor, diğer yerler sebepsiz soğuk. Birçok kadın hormonların etkilenip, etkilenmeyeceğini soruyor. CEVAP evet!

Çok Yönlü iletişim

Televizyonlar tek yönlü iletişimin demode araçları olduğunu çoktandır biliyorlar ve bu sebepten reyting sistemi Nielsen İzleyici Oranları adıyla ilk kez 1950 yılında uygulanmaya başladı ve bugüne kadar da geliştirilerek devam ediyor. Bu sistem her ne kadar reklam verenler için icat edilmiş gibi görünse de daha derin düzeyde iletişimin tek yönlülüğünün tedavi edilmesi ihtiyacıdır bence. Fakat ne kadar gelişse de iki yönlü hatta çok yönlü bir iletişim halini alamayacaklar. İşte bu tekillik, televizyonların tıpkı gazeteler gibi eskiye dair nostaljik birer varlık olarak hikayemizde yerini koruyarak yavaş yavaş gündelik yaşamımızdan çekilmesinin kaçınılmazlığıdır.

Televizyon ve gazete için söylediğimiz tekillik, çift yönlü iletişim aracı telefon ve çok yönlü internet için geçerli olmaz.
İletişim araçları içindeki gömülü sistemler ise yani filmler, romanlar,öykü ve şiirler gibi ürünler gelip geçmezler, her seyreden her okuyanda hatta aynı kişilerin her yeniden dikkatlerini ürüne lütfettiklerinde yeni birer anlam bularak sonsuzca update edilir ve zamanları aşarak insan varoldukça ebediyen yaşarlar. Ürünlerin yapıcıları da bunun farkındadırlar üstelik, ürünler kendilerine ait değildir, anonimdir, öyle ki kendi yapıtlarından öğrenmeyi sürdürebilirler hayatları boyunca.

Kacıncı düzeyden gerçeksin?

“gözlemlediğimiz şey doğanın kendisi değildir; yalnızca doğanın yönelttiğimiz soruya verdiği yanıttır” Heisenberg

Yani gerçekliklerimizin en ufagindan en büyuğüne hepsi hakikatin sorularimiza verdigi yanitlardan ibaret. Hepsi dogru, hepsi hangi sorulari ve nasil sorabildiginle alakalı. Hakikatin kendini bizatihi onun verdigi cevaplardan üstün tuttugumuz sürece bir kısır döngüye giriyoruz, bence insanlik tarihi bununla dolu. Sebep? Cümlenin icinde saklı ve insan acgözlülüğünün bir uzantısi.

Tıpkı Ömer Hayyam’ın söylediği gibi:

 

Ben düşündükçe var dünya;

ben yok, o da yok

Gören göze güzel çirkin hepsi bir;

Aşıklara cennet cehennem hepsi bir;

Ermiş, ha çul giymiş ha atlas;

Yün yastık taş yastık, seven başa hepsi bir.