Vur deyince öldürmek!

Vur deyince öldürmek, tahterevallide en keskin sallanış.
Sanırım yalnız “ya o ya du bu” diyen iki seçenekli Aristo’nun değil, dünyanın bildiğimiz tüm zamanlarının kısırlığı. Lineer varoluşun en canlı göstergesi.
“Hem o hem de bu hem de daha fazlası” diyen Bulanık Mantık, iyi uygulayabildiğimizde bizi çok boyutlu evrene taşıyabilecek mi?
Taşır.
Ama bunu nasıl ifade edeceğim lineer bir şekilde? Konuşsam da yazsam da hep eksik.
Elinden geleni yap işte.
Çok zaman alıyor, çok eksik kalıyor.
Başka yolları da var biliyorsun
Biliyorum  Ama ses olup kulağıma gelmiyor, yazı olup gözüm görmüyor. O zaman ne bildiğimi ne bileceğim?
Senin lineer dediğin ifadeni çok boyutlu duyanlar, okuyanlar yok mu sanıyorsun?

Somut ve Soyut arasında Barış

Bazı insanlar vardır çok yakından tanıdığım, hayatlarını uzun süre takip etme şansım olan kişiler, bunların sadece somut yönleri aktiftir ve bu doğrultuda çok iyi bir hayat sürmüş olanlar var. Zaman zaman kendim gibi soyut yönleri de aktif olan insanların bir hastalığa mı kapılmış olduklarını merak ettiğim olmuştur fakat sonra bu fikri geçerli bulabilecek yeterli veriye ulaşamayarak terk etmişimdir.

Soyut alanlar somut alanları geliştirici ve dönüştürücü olarak son derece yararlıdır ama şuna özellikle dikkat çekiyorum, somuta dönüştüremediğiniz bir soyut becerinin insanı ölümle kurtulunamayacak bazı sonuçlara mahkum etme ihtimalleri de var. Don Juan’ın da bu konuda Castanedayı sayısız kereler uyardığını gördüğümde bu fikrim biraz daha güçlenmişti.
Bazen gezegenimizin üzerinde yapılan tüm savaşların zannedildiği gibi iyi-kötü dualitesi ile değil somut soyut arasında geçtiğini zanneder gibi oluyorum.

Her şeyden önce BİR varmış. BİR taşıyormuş

Bunu bir örnekle izah edeceğim, lütfen bu fantastik öyküyü sakince, sanki dedeniz size uyku öncesi bir masal anlatıyormuş gibi okuyun.

BİR varmış BİR yokmuş,

Her şeyden önce BİR varmış. BİR taşıyormuş, öyle ki  bir yürek atışı gibi önce taşıyor sonra geri topluyormuş. O taştığı her bir “an”, bizim zaman hesaplarımıza sığmayacak denli uzun bir yayılma oluşuyormuş.

Hani yılbaşı kutlamalarında kendi üzerine kıvrılmış şakacı bir oyuncak düdük vardır. Ucundaki delikten üflediğinizde kendi üzerine kıvrılmış kısma hava dolarak kıvrım açılır, öne doğru aniden uzanan bir dil gibi düz boru haline gelir. Ve siz ağzınızı delikten çektiğinizde o yeniden kendi üzerine kıvrılır, yuvarlak acayip/eğlenceli düdük olur.

İşte BİR’in her nefes verişini aynen bunun gibi hayal edin.

Ne yapacağı belli olmayan parçacıklar, kaos ortamı!

Bölüm 24

Dünyanın bir prototip olduğu apaçık ortada duruyor. Dünya ve bildiğimiz ya da yaratılmasına katkıda bulunduğumuz evren (dünyadan bakışla varolabilen evren), yalnızca zihnimizin yansımasıdır.

Zaten evrenin ve olası bütün illüzyonların (oyunların) kaynağı ve oturduğu yer zihnimizdir.

Dolayısı ile bütün illüzyonlar iç içe aynı yer ve zamanda varoluyorlar. Birinde olan diğerini etkiliyor

Biz Dünya’yı taklit ediyoruz; alet edevat, teknoloji yapıyoruz. O da bizim duygu-düşünce bileşenimizi taklit ederek oluşup, genişliyor. O gelişirken biz onu taklide devam edip süper teknoloji üretiyoruz.

Yok yok, biz bu oyunu sonsuza kadar geveleriz.

Oyun kurucularımız bize, dolayısıyla kendilerine müthiş torpil geçmişler. Düşünsenize dünyanın görünen, şu anda bildiğimiz haliyle düzeni, atom altı parçacıkları gibi davransaydı ne olurdu halimiz? Ne yapacağı belli olmayan parçacıklar, kaos ortamı!

On yıl Öncesinden bir Vizyon

On yıl kadar önce yurt dışında olduğum bir süreçte beni çok etkileyen bir vizyon görmüştüm. Çok boyutlu bi anlamı olduğunu hissetmiştim, bazılarını o zaman anlamıştım, şimdi bazı anlamlarını daha anlayabildim sanıyorum.
Vizyon şöyleydi:
iki ucunda destek çengeli olan sanki metale benzeyen ince bir çubuğun üzerinde boşlukta çırılçıplak yatıyorum. İnanılmaz bir huzur, ancak tanrısal diyebileceğim bir saflık ve rahatlıkla yatıyorum. Bir süre bunun tadını çıkarıyorum. Sonra aklıma şu geliyor, “acaba ben bu çubuk üzerinde esir miyim, bi mahkumluk mu bu” diye. Bu düşünce gelince durumu test etmem gerekiyor, çubuğun üzerinden kalkmaya yelteniyorum, kolayca kalkıyorum ve o alttan ve üstten iki kıskaçlı çubuğu da dışardan görerek çevrede boşlukta biraz dolaşıyorum ve anlıyorum ki kesinlikle beni esir eden bişey söz konusu değil. Rahatlıyorum, e öyleyse madem bu rahatlıktan kendimi neden mahrum edeyim diyerek yeniden çubuk yatağa uzanıyorum. vizyonun bundan sonrasında devreye bir şeyler giriyordu onu şu an tam anımsayamadım, bi yerlerde yazılıdır arasam bulabilirim belki.
Bu çubuğun üst ucu tam başımın altına alt ucu da kuyruk sokumuma dayanıyordu. Şimdi anlıyorum ki bu omurgadır. ve Omurgalı bir varlık olmak ile olmamak arasında tercih yapmak zaten özgür irade kuralına göre her zaman mümkündür. Tabi bunun bir çok alt anlamları da var, aklıma gelen henüz gelmeyen, ancak her vizyon ve her rüyanın bir kişisel manası bir de bütünü ilgilendiren yönü olduğundan bu vizyonu on yıl sonra da olsa paylaşmaya karar verdim 🙂 Hayırlısı olsun