Levent Kırca’ya yapılan hücumlar haksız!

Levent Kırca, Sanatçılar Girişimi’nin düzenlediği gecede yaptığı konuşma yüzünden yazılı ve görsel basınımızın malesef yeni boy haline getirilmiş durumda.Konuşmasında dikkat çekici, düşünülmesi ve tartışılması gereken başka şeyler söylediği halde bunlar bir kenara bırakılıyor

Eleştiriler ”….Benim de işim var, belki bir karı buldum gidip onu dü…….” cümlesine yoğunlaştırılıyor.

Bir bakıyorsunuz kocaman bir koro saf tutmuş ”efenim kadınlara bu şekilde nasıl hitap edebilir?….öyle önemli bir gecede bu laf edilir mi?…alenen kadınları aşağılıyor..” şeklinde toparlayabileceğimiz pek değerli fikirlerini paylaşmak için yarış ediyorlar.

Toplumun bu refleksinden nedense hiçbir zaman hoşlanmadım..Yani bin tane önemli meselede bir araya gelemeyen sürü böyle abidik gübük bir mevzu olduğunda organize atışa geçmiyorlar mı? gıcık oluyorum..İnsanın sizin ahlakınızın da, örfünüzün de, değeryargılarınızın da içine tüküreyim diyesi geliyor.

”Karı düzmek”

Bu sözün neresi çirkin? Bir komedyen çok önemli bir toplantıda söyleyince çok mu yakışıksız oluyor?

Bu milletin derdi nedir?

Gözlemci,Gözlenen,Gözlem Alanı

*Siz vyakti, vyakta, avyakta (gözlemci, gözlenen, gözlem alanı) yı öğretiyorsunuz. O diğer öğretilerle bağdaşıyor mu?

Maharaj. Evet, gözlemci gözlenenden ayrı bir mevcudiyeti olmadığını idrak ettiğinde ve gözlenen de gözlemciyi kendi ifadesi olarak göördüğünde gözlem alanı halinin barış ve sükunu kendini belli eder. Gerçekte üçü birdir: Gözlenen ve Gözlem alanı ayrılması mümkün olmayandır, Gözlemci ise beş unsurdan oluşmuş ve bu unsurlarla beslenen bedene dayanan duyum-duygu-düşünme sürecidir.

Dış benlik (gözlemci) iç benliğin (gözlenen) beden-zihin üzerindeki projeksiyonundan başka bir şey değildir ki İç Benlik de en yüce benliğin (Gözlem alanı) bir ifadesidir yalnızca, ki Gözlem alanı da hepsi ve hiçbiridir.
“Ben-im” birdir. Daha yüksek “Ben-im” ve daha alçak “Ben-im” yoktur. Her türlü zihin hali farkındalığa sunulur ve onlarla özdeşleşme söz konusudur. Gözlemlenen şeyler göründükleri gibi değildirler ve onlara karşı takınılan tavır da takınılması gereken değildir. Eğer Buda’nın, İsa’nın ya da Krişnamurti’nin kişi’ye hitap ettiğini düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Onlar çok iyi bilirler ki dış benlik (vyakti) sadece iç benliğin (vyakta) bir gölgesinden ibarettir. Ve onlar sadece vyakta’ya hitap ederler ve onu uyarırlar. Onlar ona, dış benliğe dikkat etmesini, ona rehberlik ve yardım etmesini, ondan sorumlu olmasını; kısacası, onun tümüyle farkında olmasını söylerler. Farkındalık En Yüce Olan’dan gelir ve iç varlığı kaplar; dış varlık denilen ise insanın onun farkında olmadığı kısmıdır. İnsan bilinçli olabilir, çünkü her varlık bilinçlidir, fakat farkında değildir. farkındalığın içine aldıkları içselleşir, iç haline gelir. Siz bunu farklı ifade edebilirsiniz; beden dış varlığı, bilinç iç varlığı tanımlar, saf farkındalık halinde ise En Yüce Olan’la temas kurulur.

S: Siz kişiden (vyakti), tanıktan (vyakta) ve En Yüce’den (avyakta) söz ettiniz. Hangisi önce gelir?

M: En Yüce’de tanık meydana çıkar. Tanık kişiyi yaratır ve kendisinin ondan ayrı olduğunu düşünür. Tanık bilinçte meydana çıkan kişiyi görür ki bilinç de yine tanıkta meydana çıkar. Bu temel birliğin idrak edilişi En Yüce’nin eseridir. O tanığın ardındaki güçtür, her şeyin ondan akıp geldiği kaynaktır. Kişi ile tanık arasında birlik, sevgi ve karşılıklı yardım olmadıkça ve olma ve bilme ile eylem uyum içinde olmadıkça, O’nunla temas mümkün olmaz. En Yüce Olan, böyle bir uyumun hem kaynağı hem de meyvesidir. Ben sizinle konuşurken bağımlılıktan uzak fakat sevecen farkındalık hali (turiya) içindeyim. Bu farkındalık hali kendine yöneldiğinde, buna En Yüce Hal (turiyatita) diyebilirsiniz. Fakat temel gerçek, farkındalığın ve üç halin -oluşmak, olmak ve olmamak hallerinin- ötesindedir.

S: Burada zihnim yüksek konular üzerinde durmayı kolay ve zevkli buluyor. Eve döndüğümde ise kendimi bütün burada öğrenmiş olduklarımı unutmuş, gerçek doğamı bir an bile hatırlayamadan, üzüntü ve tasa içinde buluyorum. Neden?

M: Çocuksuluğunuza dönüşünüzdendir. Henüz tam büyümüş değilsiniz. Özen gösterilmediği için gelişmeden kalmış olan düzeyler var. Sadece içinizde kaba, ilkel, şefkatsiz, acımasız ve tümüyle çocuksu kalmış yönlere tam dikkatinizi verin, olgunlaşacaksınız. Esas olan akıl ve gönül olgunluğudur. Başlıca engel -dikkatsizlik, farkında olmayış- giderildiğinde, bu kolayca gerçekleşir. Farkındalık içinde büyürsünüz.

*

Anlam verme ve bulma çabalarımızı, bir çocuğun doğal edimi olarak şefkatle seyretmek ve bu ihtiyaç (talep) sürdükçe desteklemek durumundayız. Talep sona erdiğinde ne olur bilmiyoruz.
Bir yandan karmaşıklaştırmak bir yandan sadeleştirmek, her ikisi de olgunlaşmanın doğal süreci.Hayat başlı başına bir mucize ve sanırım bunun hakkında pek bilgimiz yok, sadece bildiğimizi sandıklarımız var. Gerçekten de daha yolun başındayız insanlık ailesi olarak.
Günaydınn frekanslarrr

Gerçek İsim Kullananlar

Forumda daha önce açılan bir başlık vardı. Nick – Takma ad adı altında. Hüseyin Aktaş arkadaşımız orada nick kullananları eleştirmişti. Eee biz de keser döner sap döner, gün gelir hesap döner fikrinden yola çıkarak biraz da gerçek isim kullanan üyelerin psikolojisinden bahsedelim. Önce bir yazalım bu üyelerimizi sonra ortak yönlerini konuşuruz.

Hüseyin Aktaş
Serkan Engin
Kaan Onay
ebubekir
Haluk Gümüştabak (halukgta diyor ama nick sayılmaz, ayrıca her yazısına imzasını atıyor)
Deniz Ülker

Vardır elbette belki daha ama, son zamanlarda online olanlardan seçmeye çalıştım. Evet bu kişilerin ortak özellikleri nedir? Veya daha genel sorarsak bir insan bir foruma üye olurken neden gerçek ismini kullanır?

UFO dosyasını açalım.

Geçen Haktan Akdoğan’nın bir tv sohbetini izledim.. İnsanoğlunun Mars’ı merak edip oraya araçlar göndermesi ne kadar makul ise başka gezegenlerde yaşayan canlıların da dünyayı araştırmak için araç(Ufolar) göndermesi aynı şekilde makul kabul edilmeli anlamında açıklamalarda bulundu.

Düşüncenin bir mantığı var kabul etmek lazım.

Fakat insanların gönderdiği araçlar gittikleri gezegenlerde kalıyorlar, geri dönemiyorlar..Şimdiye kadar bir kaç müphem ufo düştüğü ve kalıntılarının bulunduğu iddialarını hesaba katmazsak, dünyayı ziyaret eden ufoların ise hep geri döndüklerini biliyoruz.

Bu hal herhalde onların yüksek teknolojisine yorumlanıyor olabilir ki,henüz varlıklarını kesin olarak ispatlamamış olduğumuz uzaylıların bir de bizden yüksek teknolojiye sahip olduklarını iddia etmek rasyonel düşüncenin sınırlarını biraz zorlamak olmuyor mu?

Yüksek teknolojiye sahip olabilirler ve makul bir sebepleri varsa bizden gizlenebilirler fakat ‘sebep’ ne olabilir? Onu da bilmiyoruz.

Yine de düşüncenin hikayede güzel bir yere oturduğu ve bazı kafalar için birşeyleri açıklama kapasitesinde olduğu yadsınamaz.

Siz ufo olaylarıyla ilgili neler düşünüyorsunuz?

YENİ’ye Geçiş

Yaşam, ya kaçınılması gereken tuzaklar ve saldırganlarla dolu ya da her an kişiyi zenginleşiren eğlenceli bir deneyim alanıdır diye ortasından iki seçeneğe bölünmeyecek denli gizemlidir. İki seçenekli yaşamdan (Aristo alınmasın) bıkıldı artık… Aralarda sonsuz seçenekler olan geniş bir platforma geçiyoruz. Ve evet belki karnımız hafifçe buruluyor, kendimizi bilmediğimiz bir alanda hissediyoruz fakat işin aslı böyle değil, biz zaten sonsuz seçenekler içindeydik ve öyle de yaşattı bizi bu yaşam fakat biz ona değil zihnimizdeki ikili seçeneğe odaklıydık bikaç bin yıldır. Değişen yaşam değil zihinlerimiz. Bunu bilmek belki hepimize rahatlatıcı gelecektir 🙂

İki seçenekli (doğru-yanlış) ve iki üç tane de sırf şaşırtmaca olsun diye konulan doğru/yanlış ı buldurmayı kolaylaştıran saçma(!) seçenekler olmayınca, insanları nasıl ölçeceksiniz? Sınavları hangi ölçeğe oturtacaksınız? Bu büyük dünya nüfusu’nu yönetmeyi nasıl başaracaksınız?
Laf olsun diye değil gerçekten soruyorum 🙂

Benim şu anda ilk aklıma gelen şu oldu; çocukluktan başlayarak kes-k-inleştirilen beklentiler paketini önce açacağız ve sonra yakacağız! :))) Bu bir başlangıç olabilir pekala. Bunun büyük dünya nüfusuyla ne ilgisi olduğunu sorabilirsiniz belki. Gerçekten büyük ilişkisi var; bikaç ilkel kalemden ibaret -eski-beklenti seçeneklerini yaktığınızda, “az olduğundan yakınılan” fırsatların muthiş biçimde bollaştığını fark edeceksiniz.

Yıllardır paylaşım esaslı yeni dünya konsepti için ilk adımın beklentiler paketinde olduğunu her fırsatta yazmış olduğumu hatırladım. Beklenti paketi açılıp-yakılmadan kuracağınız hiçbir legal ya da illegal rejim fayda sağlamayacaktır, örnekleri hem kişisel hem de dünya çapındaki deneyimlerle dolup taşıyor. Beklenti paketi önemli çünkü Başarı/Başarısızlık tanımı bu paketin üzerine oturtulmuştu. Ve insanlar bebecik hallerinden itibaren aç kurtlar gibi BAŞARI’ya yönlendirilirler.

Şimdi sizden küçük bir deney yapmanızı isteyeceğim 🙂
Boş bir anınızda, önünüze küçük bir kağıt alın ve kişisel yaşamınızdan ne tür beklentileriniz olduğunu alt alta maddeler halinde yazın. Samimi olun çünkü bu kağıdı sizden başka kimse görmeyecek. Yazmayı tamamladınız mı? Bütün bu kalemler gerçekleştiğinde kendizi tatmin olmuş hissedecek misiniz? Öyle ki “artık ölsem gam yemem” der misiniz?

Tamam o halde, listeniz oluşmuş demektir. Bir süre kaygısızca listenize bakın, yukardan aşağıya, aşağıdan yukarıya onu boş bakışlarla süzün. Kağıt hala avcunuzdayken camdan dışarılara doğru bakın dalgın dalgın 🙂

Sıkılana, vücudunuz bir rahatsızlık hissedene kadar sürdürün bunu.
Bitti mi? O halde şimdi listenizdeki her bir maddenin ihtiyacını yaşamınızın hangi noktasında hissettiğinizi, hangi olayın buna sebep olduğunu hatırlamaya çalışın.

Deneyin bundan sonrasını bilahare konuşacağız.